26 Temmuz 2011 Salı

İyi Seneler Londra


Hayatın içinde sıkışmış, hiçbir şeyden tatmin olmamayı seçmiş ve üstüne üstlük şikayetleri de bitmek bilmeyen uyuz bir kadın, arabada kocasıyla beraber iken rujuyla cama bir çember çizerek onu hayattan kaçış kapısı olarak niteliyor metafor babında.. Arabanın seyri devam ederken yolun ışıklarının ruja olan yansıması bir anda yok oluyor ve çıkış kapısı kapanıyor.. Kadın o sırada bir otelde yaşananlardan habersiz.. Olay kopmakta, çıkış kapanmakta..

Son zamanlarda izlediğim en rahatsız edici filmlerden biri olan İyi Seneler Londra, Tiyatro Krek ve Berkun Oya'nın ortak eseri.. Buram buram karanlığa ve kasvete hapsolmuş depresif yapısıyla nasıl bir entel filmin kucağına düştüm amına koyim dedirtse de başta, gerçek hikayesine kısa süre sonra giriş yapması, o ruh siken ortama kolayca uyum sağlatıyor..

Bağımsız film çekicem diyerek sıçıp batıranların, ve bunları beğenicem diye götünü yırtanların azılı bir düşmanı olarak, bu tarz filmleri sonuna kadar benimsiyor ve destekliyorum.. İyi Seneler Londra, Sonbahar vs.. İnsan psikolojisine bu denli oynayıp da bunu eğreti bir halden uzak tutarak başarabilmek büyük iş.. Senaryo fazla alengirli değil.. Sürenin kısalığını da göz önünde bulundurduğumuzda (80 dk) bir filmden çok, gerçek bir hayata hidden camler vasıtasıyla tanık olduğumuz bir seyirlikle karşı karşıyaymışız gibi geliyor.. Her şeyi bu kadar gerçek hissettiren başlıca unsur ise muhteşem oyunculuklar..

Ali Atay.. Firuz.. İnanamıyorum ulan.. Cidden inanamıyorum.. Bu nasıl bir yetenek.. Bu nasıl bir deha.. Bir rol bu şekilde oluşturulamaz yönetmen, senarist veya bir başkası tarafından.. İmkansız.. Firuz, büyük oranda Ali Atay'ın çalışması bence, kesin hatta.. O kadar çok şey katmış ki yeteneğinden.. Oynamamış yaşamış derler ya hani hep; klişeleşmiştir iyice.. Bu Firuz rolü için yaşamış da diyemeyeceğim ben.. Övgüler yetersiz.. İnanılmaz bir performans.. Mutlaka görülmeli.. Bir Mecnun'u düşünüyorum.. Dünyanın en sempatik karakteri.. Kanka ol eğlen, derdine ortak ol, türkü çığır, geyik yap.. Bir de Firuz.. El şakalarına küfür et, yumruğu patlat, iğrenç tavırlarından ölesiye nefret et, tiksinti duy.. Gırtlağına sarılmak, bu dünyadan yok etmek iste.. Gersin, rahatsız etsin, nefes almayı zorlaştırsın.. Bu acayip zıtlık.. Ali Atay..

Ülkü Duru ise muhteşem oynamış.. Zuhal Olcay da çöpçü kılığına girse dahi asil.. Ama.. Oyunculuğunu sevemiyorum işte ne kadar kasarsam kasayım.. Hele ki bu filmde çok zorlama, çok yapay..

Sonuç olarak çok küçük, ufacık, mini mini bir film İyi Seneler Londra.. Kendi çapında gayet başarılı.. Sikeratar bir tür.. Güzel bir deneme.. Şans verilmeli..

7

22 Temmuz 2011 Cuma

Dexter Gelecek Ananızı Sikecek

Mayıs'tan itibaren geçmiş sezon görüntüleriyle başlayıp yeni sezona dair ipuçlarıyla devam eden videolar gitgide çoğalmış durumda ve son olarak da detaylı fragmanımızı izlemiş bulunmaktayız.. Nedendir bilmiyorum ama heyecanın kralını yaşayacağız bu sene sanki.. Kendimi eskisi gibi hissediyorum diyor Dex.. Yani aşktı meşkti arkadaştı arayıştı falan bunlar olmayacak sanırım bu sezon.. Kendini amacına odaklamış, fokus fokus bir Dexter var karşımızda.. 2. sezonda kafayı yedirten heyecanı yine hissedecekmişiz gibi.. Ayrıca Dexter bu sezon dinlere, tarikatlara, dogmalara, tapınmacılara vs gibi gruplara karşı savaşacakmış gibi bir imaj oluşuyor haliyle şu görüntüleri izledikten sonra.. Off diyorum.. Yeni sezona dair bütün videolar ve resimler için buyrun;





şunlar fotoğraflar;


şu da 5. sezon için canal+'nın hazırladığı teaser.. müthiş lan..

Üçüncü Sayfa


Adından da belli olduğu üzere gazetelerin üçüncü sayfalarındaki klişeleşmiş, acılarla bezeli hikayelerden birisi Üçüncü Sayfa.. Sikindirik para sorunları ve çaresizlik yüzünden intiharı düşünen bir adamın bir kez olsun yırtmak konusundaki "acaba"sını anlatıyor film..

Minimalist anlatım yapacağım derken, araya sıkıştırılan tonla mesaj ve göndermeyle amacından şaşmış, ortada kalmış, panik halinde bir 80 küsür dakika çıkmış ortaya.. Baştan sona hata olan giriş sahnesi büyük handikap, seyircinin filmi benimsemesi açısından.. Bunun dışında derinliksiz ve basit diyaloglar olumsuz bir yön.. Diyeceksiniz ki bodrum katında yaşayan, temizlikle geçinen bir kadından ve filmlerde dizilerde figüranlık yapan bir adamdan ne derinlik bekleyeceksin.. Öyle değil işte olay.. En kıro adamda bile bir derinlik yaratabilirsin sinemada.. Ama buradaki karakterlerin maşallahı var.. Ezberletilmiş gibi ağızdan çıkan sıralı cümleler, karikatürize tepkiler, tipler.. Dümdüz oyunculuklar.. Yemin ediyorum Gerçek Kesit'ten Sarı Bıyık abimiz oynasaydı, alayına basardı performans olarak.. Başak Köklükaya ve Ruhi Sarı gibi yetenekli iki isim söz konusu olduğu içindir bu hayal kırıklığım..

Aslında konu fena değil.. Sıkmıyor da hiç.. Ama dublajın yapaylığından tut, diyalogların, oyunculukların yapmacıklığına, nereden tutarsan tut, elinde kalıyor film..

Sırf Zeki Demirkubuz yapımı diye övgü düzecekler varsa devam etsin.. Sonbahar'ı izlemiş bir nesiliz lan biz.. Kimi sikiyosunuz minimalist film diye..

4

19 Temmuz 2011 Salı

40


Varlığından 2-3 sene önce haberdar olduğum film, yurtiçi ve yurtdışı festivallerde boy göstermesine karşın bir türlü vizyona girmemişti.. Nedenlerini fazla bilmemekle beraber artık nasılsa vizyonda diyerek kaşımayalım daha fazla..

Yolları, filmdeki tanımıyla, İstanbul'un tam göbeğinde, fakat kimsenin uğramaya cesaret dahi edemediği, istenmeyen insanların meskeni olan Tarlabaşı'nda kesişen 3 kişinin hikayesi 40.. Bir çanta dolusu paranın peşinde bir büyüyüp bir kaybolan umutlara tutunmaya çalışan 3 kaybeden, İstanbul'un fazlasıyla acımasız, ama bir o kadar da kendine bağlayıcı ruhunun içinde bir yerden bir yere savruluyorlar.. Kaderin cilvesiyle düşülen çıkmazlar, yine kaderin tek belirleyici unsur olduğu bir süreçle çıkılabilir kılınıyor 40'ta..


İzledikten sonra akla gelen filmler Amores Perros, 21 Grams ve Crash doğal olarak; kesişen hayatlardan ötürü.. O filmlere nedense fazla ısınamamış biri olarak(tekrar izlenecek, bazı filmler birden fazla izlenince içine alabilmekte) 40'ın kadere ve şansa fazlasıyla sırtını dayamış olması biraz burun büktürse de filme adını da veren numerolojinin temel alınması kendi içinde daha bir mantıklı kılmış 40'ı.. Klişe yeaa, amma tesadüff yeaa bayağılığına düşülmezse seyir esnasında, kendine özgü müthiş anlatımla epey zevk alınabilir..


Filmin 2 sene önceki fragmanında Ali Atay isminin gerilere atıldığını görüyoruz.. Fakat kendisi Leyla ile Mecnun'la patlayınca Deniz Çakır ve Ntara Guma Mbaho Mwine'nin önüne koyulmuş ki, filmi götüren de yine kendisi olunca, doğru yola gelinmiş olunuyor geç de olsa.. Bunca zaman nasıl görmemişim bu adamı hayret ediyorum.. Oynadığı popüler olmayan projelerden olsa gerek, yer edememişti kafamda tipine aşina olsam da ve tanımak da çoğu kişide olduğu gibi Leyla ile Mecnun'da nasip olmuştu.. Büyük öküzlük.. Tiyatro Krek'in kurucusu imiş Ali Atay, Berkun Oya ile birlikte.. Tiyatro'dan uzak kalınca normal tabii bilmemek.. Hakkı verilmemiş muhteşem yeteneklerden biriyken özellikle son 1-2 senede biraz olsun tanınmış olması mutluluk verici.. Metin karakterindeki performansı inanılmaz.. Genelde fazlaca laçkalaştırılan serseri rollerinden sonra ağzına küfürün bu denli yakıştığı sayılı karakterlerden birini görmek süperdi.. Fragmanlardan da anlaşılabileceği üzere her hareketi şaşırtıcı bir doğallık içeriyor.. Yukarı yönelttiği "ulan", çoğu kişinin gözünden rahatlıkla kaçabilecek bir sıradanlıkta mesela.. Ve mest edici :) Kendisi ayrı bir postu hakedecek biri olduğu için şimdilik kısa keseyim, hakkını vereyim, süper oynamış..


Kısa süresi, karakterine uyan tempolu ve isyankar müzikleri, orijinal anlatımı, şaşaadan uzak oluşu olumlu özellikleri 40'ın.. Bunun yanında pek bir derinlik ve sarsıcılık içermemesi negatif olarak sayılabilecekse de her filmin de böyle bir amaca kasması o filmi eğreti yapacağından çok da takmamak gerek.. Ayrılan 2 saati zevkli kılacak, çok hoş bir "ilk" film 40.. Emre Şahin'e tebrikler.. Boş vaktiniz varsa hazır vizyondayken seyredebilirsiniz, pişman olmazsınız.. Enteller izlemesin, bozar..

7

10 Temmuz 2011 Pazar

Sizsiniz lan cahil!


"Sabri Sarıoğlu: Ayhan Ağabey’in bende yeri ayrıdır. Ailece de görüşüyoruz. Çok sevdiğim bir ağabeyimdir. Galatasaray için yaptığı hizmetleri hiç kimse tartışamaz. Tepkilere gelince, sadece Ayhan Ağabey değil Mustafa Sarp da tepkiler aldı. Ama ben bu tepkilerin haksız olduğunu düşünüyorum. Keşke Ayhan Akman ile Mustafa Sarp gibi Galatasaray’ı çok seven, Galatasaray için canını verebilecek, sahada varını yoğunu veren futbolcuların sayısı biraz daha çok olsa Galatasaray tutulamayacak bir takım olur zaten."

"Arda Turan: Çok güzel şeyler söyledi Sabri ağabey. Tepkilerin çoğu geri pas, yan pas oynadıklarından dolayı. Ben bu tepkilerin çoğuna futbol cahilliği olarak bakıyorum. Çünkü futbolda opsiyonlar kapalıysa topu kaybetmemek için mutlaka en değerli varlık o anda. Topu kaybetmemek için yana ve geri oynamak en mantıklısı. Bunu dünyanın en büyük oyuncuları çok daha fazla kere yapıyorlar. O yüzden bu tepkilerin çok anlamsız olduğunu düşünüyorum. Futbol bir takım oyunu. Bu insanlar takımları için hiç düşünmeden canlarını verirler. Öyle iyi niyetli, öyle yürektenler. O yüzden bazen futbolda kötü performanslar olabilir. Ama söylediğim isimler asla kötü mücadele etmediler. Taraftarın bakması gereken de iyi ve kötü mücadele olduğunu düşünüyorum. Performans hocaların işi."

Galatasaray'ı şu hallere düşüren, tırnak içinde okuduklarınız şu zihniyettir.. Beyzadeler GS TV'ye konuşmuşlar.. Baştan sona samimiyetsiz ifadelerle dolu her demeçlerinde olduğu gibi.. Galatasaray'daki kanserin en net tezahürü..

Adamların fikriyatı bu işte.. Sahadaki futbolun falan zerre önemi yok onlar için.. Kollamacı kafa yapısı ve "abi" edebiyatı.. Saha dışında görüşürlermiş de, çok iyi insanmış da.. İyi bir insan takımı için kendisini unutarak çabalar başarı için, yabancılara cephe alıp takımı sabote etmez.. Ama bayrak adamlarımız(!) Sabri ve Arda için kıstaslar çok farklı.. Önce Türk olacaksın, sonra abilik hiyerarşisine riayet edeceksin.. Bunları yaptın mı senden kralı yok..

Galatasaray için her fırsatta canlarını kanlarını ortaya koyduklarını söyleyen bu zibidiler milyon eurolar içinde yüzerken harçlığından arttırıp en zor zamanda kombine alıp maça gelen onbinlerce adamın yaptıkları ne olacak?(Ki parayı verdim alayını ıslıklar küfür ederim anlayışına kesinlikle karşıyım) En temel harcamalarından kısıp bir Galatasaray armalı atkı almak için götünü yırtan ufaklıklar? Ama yok işte.. Bencilliğin kitabını yazıyor bu türk futbolcular, haberleri yok.. Hem tepkileri göğüslüyorlarmış, hem her şeylerini ortaya koyuyorlarmış.. Ne güzel ulan.. Bana da verin 1-2 milyon euro, ben de akıtıyım terimi, mis.. Türkiye'nin sayılı rahat adamlarından bunların hepsi ya, ne dert ne tasa, bok gibi de para.. Ama bir de triplere bak.. Utanmaz herifler..

Sayıları daha çok olsunmuş.. İyice çoğalın ki daha çok sikin 500 yıllık tarihi.. 96-00 arasında bu yavşakların sayısı çoktu ama her tür götlüklerine rağmen hayvan gibi de mücadele ederlerdi.. Bu götü kalkık ukalaların tek yaptığı ise sahada umursamaz vaziyette dolaşmak ve köfteci pideci açılışlarında gülücük dağıtmak oldu..

Şu iki adam futbolun f sini biliyorsa ben de adam değilim.. Saha içi yeteneklerden bahsetmiyorum, bakış açısı yahu.. Yan pas yüzündenmiş tüm tepkiler! Cahillikmiş! Görüyor musunuz Galatasaray kaptanının taraftarına dediklerini? Köpek gibi severdim Arda'yı eskiden.. Ve çok da direttim.. Ama kendisi tüketti bu sevgiyi ısrarla.. Ve hala kendini bir bok sanmaya devam ediyor.. Fatih Hoca geldi diye kalmış vs.. Siktir git ya siktir git, nolur siktir git.. Galatasaray sen gittin diye mi bitecek? Bu nasıl bir egodur ya.. Sarıyla kırmızıdır sizi adam yapan.. Ancak şu ben yoksam her şey biter tavrı.. İğrenç.. Fener'in ben yoksam Türk futbolu biter geyiği gibi.. Bok biter..

Dünyanın en büyük oyuncuları çok daha fazla yapıyormuş paslaşmayı.. Çıldıracağım, yeminle çıldıracağım.. Bunun adı düpedüz adilik.. Başka da bir bok değil.. Adam kayırmacılık insana böyle aşağılıkça yorumlar yaptırıyor işte.. Elano oynamasın, pas vermeyelim, kötü oynadı gözüksün, böylece Mustafa ve Ayhan abi oynasın! Bu işte, mantıkları abartısız bu.. Güçleri yetse Baros'u falan da yollatacaklar.. Asalak bunların hepsi.. Maalesef öyle.. Deli gibi severiz sahipleniriz koruruz ama tribin ve mağdur edebiyatının dibine vururlar.. Dokunulmaz ya bunlar.. Hakan Balta, Servet Çetin, Arda Turan, Ayhan Akman, Mustafa Sarp, Sabri Sarıoğlu.. Galatasaray'ın önündeki en büyük engeldir bu karaktersizler sürüsü.. Terim 96-00'de bütün çıbanbaşlarını kontrolünde tutup, hayvan gibi baskın karakteriyle(ki onu da hiç sevmem) düzeni sağlayabilmişti.. Bakalım bundan sonra ne olacak..

Son olarak.. Nefret ediyorum sizlerden.. Adınız batsın.. Yalancılar.. En güzel duyguların katilleri..


8 Temmuz 2011 Cuma

Biraz zeka, biraz adalet ulan..

-Milyon dolarlar dönüyorsa bir yerde, %99.9 kirlidir orası.. Hele ki futbolsa.. Bu devirde kendi takımının geçmişinde herhangi bir kirlilik olmadığını iddia etmekse abesle iştigaldir..

Fanatiklik güzel bir şey bence.. Bağlılık, aidiyet, armayla duyulan gurur falan üzerine bir başka yazıda uzun paragraflar dökülesi kavramlar.. Ancak gözleri kör ettiği anda bütün büyüsü kaçıyor bu fanatizmin.. Çünkü tek taraflı düşünüyor insanlar.. Kimseden dibine kadar objektiflik beklememek lazım şu şartlarda ama birazcık dahi gösterilebilse keşke..

Hatayı ve yanlışı kabul etme erdemidir aslolan.. Bu ısrarla reddedilince ve bir de üstüne tam tersi dile getirilince doğal olarak kazanılıyor o nefret.. Eski bir beşiktaşlı mal tanıdık derdi ki tarihimizde tek bir leke yok.. Lan nerden biliyorsun? Gördün mü? Nedir bu kendinden emin haller.. Bin çeşit adam geçti o kulübün teknik heyetinden, yönetiminden.. Hepsi mi şerefli adamlar.. Derdim ki her kulüpte var bunlar, kimse kendini bembeyaz görmesin..

Bir Galatasaraylı, Ergun Gürsoy'un, Adnan Sezgin'in, Yurdaşen Karahasan'ın falan adını duyduğunda emin olun ki temkinli yaklaşacaktır olaya.. Çünkü bu tarz olaylar karşısında ilk refleksi büyük oranda hesap kesmek olacaktır.. İnkar, başkalarına saldırı, iftira vs değil.. Cemal Nalga olayı daha taptaze iken kulüp, cezaların büyüğünü kesmişse kendine; bu, taraftarın adalet duygusu ve yoğun tepkisinden dolayıdır..

Adnan Polat'a taraftar sahadaki sonuçlar nedeniyle mi kızdı ve cephe aldı sanıyorsunuz? Taraftarı Polat'la karşı karşıya getiren nokta onun yönetimsel yanlışları ve yanardöner tavırlarlarıdır.. 2006 yılında ben dahil, bütün taraftarın sonsuz sevgisini kazanmış bir adamı, yine taraftarı ve aynı dinamiklere sahip olan kongresi bitirmiştir.. Taraftar refleksi, duruşu ve onuru budur..

İşin kilit noktasına dikkat çekmeye çalışıyorum.. Bir dakika dahi olsun objektif bakmaya çalışmayıp anında savunmaya geçen ve her şeye herkese bok atan zihniyettir insanlardaki fenerbahçe nefretini oluşturan başlıca etken.. Keşke böyle olmasaydı.. Evet, operasyon şekil ve amaç itibarıyla hayli çirkin, ama bir de gerçekler var.. Hem de salt bu soruşturmayla değil, en az 10 senedir aklıselim herkesin bildiği ve kesinliğinden şüphe dahi duymadığı gerçekler.. Burada erdem, ne ölçüde rant elde ettiği belli olmayan şirket sahibi yöneticileri ölümüne savunmakta değil, gerektiğinde onu vicdanınla eleştirmek, alaşağı etmektir..

Papazın Çayırı gibi ruh hastası yazarlara sahip bir sitenin yanında bu yüzden çok güzel scugnizzi gibi, güce biat etmeyen gerçek arma sevdalılarını görmek..

Bunları da kendi takımına ve camiasına hayvan gibi sövmekte zerre çekince duymayan bir adam yazıyor, ona göre değerlendirin.. İsteyen baksın eski postlara.. "Ucundan Spor" etiketi..

Lafın kısası şu.. Şahsi değerlendirmemde Türkiye'de futbolun bütün unsurları kirlidir.. Usulsüzlüğe bulaşmayan tek bir kulüp dahi yoktur.. Ancak Fenerbahçe en kirlisidir ve çıbanbaşıdır..

Ve emin olun ki takımını alenen satan Servet'i, Arda'sı, Balta'sı, veya Okan Çevik'i, zamanında takımı aleyhine medyaya bilgi sızdıran Hasan Şaş'ı, varsa eğer şike yapan yöneticisi vs, kim varsa şu anki süreçte gözümüze sokulan suçların getireceği cezalar gibi en ağır cezalara çarptırılmasını isterim.. Temiz olmayı isterim.. Özellikle son 10 senede olduğu gibi herkesi gücümle dövüp, emeğini çalıp, sonra da ileri demokrasiye bak hele! nidaları atanlar gibi olmayı değil..

(VendettA'nın ibne cimbom yazmaya hakkı vardır, baştan söyleyeyim :D.. Herkes de istediğini yazabilir..)

-Zeka derken.. Şu toplu taşıma araçlarına klimayı sonuna kadar açan şoförü, makinisti boğasım geliyor.. Ne gerizekalı bir toplum olduk lan.. Kıştır, hava 0 derece.. Araçlarda ısıtmayı bir açıyorlar, deli gibi terliyorsun, ısınıyorsun, sonra araçtan bir iniyorsun, yiyorsun 2 dakika rüzgarı ve soğuğu, 2 hafta en ağırından griple cebelleşiyorsun.. Mevsim yaz, sıcaktan yanmış herkes, biniyorlar araçlara, klima bir vuruyor aman aman.. Buz gibi lan.. 5 dakika yeterli hasta olmak ve vücut dengesinin sikilmesi için.. Şunu ayarında açın lan yalvarıyorum amına koyayım..

-Camelot da bitti lan.. Sikeceğim böyle şansı.. FlashForward kalktı, The Event kalktı, şimdi de bu.. Macera aramayacaksın abicim bu devirde.. Bitir dünyanın en iyi dizisi House'u bir an önce, başla Game of Thrones'a, sonra kaptır behzat amirime.. Risk almayı da hiç sevmem halbuse.. Stabil bir hayat istiyorum..

-Çok sıcak ak.. Yaz gelsin diyen götlere selam olsun..

sıcak kaç paraparapummm..

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Lorik Cana


Karaktersizlerin, şerefsizlerin çoğunluğu oluşturduğu spor camiasında parmakla gösterilecek adamlardan birisiydi Lorik Cana.. En büyük başarılarını dahi büyük bir kısmı şeref yoksunu olan futbolcularla kazanan Galatasaray'da uzun yıllar hasretini çektiğim dört dörtlük bir insan ve sporcuydu..

Seneler boyunca sırtımızdan bıçaklamıştı bizi, sevdalı olduğumuz eski neferlerimiz.. "7 sülaleme yetecek kadar param var" diyen Hakan Şükür'ün, o parayı kendisine kazandıran kulübünün armasını taşıyan kaptanlık pazubandını yere atmasıyla, Lincoln başta olmak üzere yabancıların kuyusunu kazmasıyla, aktif futbol yaşamını bitirdikten sonra ekranda o'nu Hakan yapan Galatasaray'ına etmediği lafı bırakmamasıyla, Metin Oktay'ı bile kıskanacak kadar zehirli egosuyla bıçaklanmıştık.. Çıkık omzuyla güç bela bitirdiği Arsenal maçında bizleri manyak eden, sahada ve florya'daki duruşuyla örnek aldığımız büyük kaptan Bülent Korkmaz, Galatasaray'ına kolunu sokmuştu Gençlerbirliği'nde yardımcı antrenör iken.. Ölene dek Galatasaray'ın ekmeğini yiyip iliğini kemiğini sömürmeyi şiar edinmiş bu adamları adam sanıyorken biz, bıçaklanmıştık defalarca.. Çünkü onların Galatasaray sevgisi, Galatasaray onlara teşekkür edip uğurlayana kadardı.. Medyada Galatasaraylı yazar kimliğiyle kendilerine yer bulup Galatasaray'a sövmeyi baş amaçları belleyen Hakan Ünsallar, Hasan Şaşlar.. Kuyruklarından ayrılmayan Arif Erdemler, Ümit Davalalar, Vedat İnceefeler.. İnanmak istememiştik belki de önceleri.. Hakan Şükür'ün Parken Stadı'nda o kritik frikikte Hagi'yi beklemeyip topa vurmak istemesi hastalıklı egosunun eseriydi.. Kahraman olmak istiyordu, şut auta çıktı.. Hagi'nin ona bakışı çok şey anlatıyordu.. Ama göremedik, görmedik.. Konduramadık..

Sonra Arda geldi.. Çok sevdik.. Ölümüne savunduk.. Ama yine olmadı.. O, abilerinin yolunu seçmişti.. Egosunu Galatasaray'ın önüne koymuştu.. Duygusal ayağına yatıp milyon euroları takır takır götürdü Hakan abisi gibi.. Dünyada sanki bir dert onlarda varmışçasına ottan boktan şikayet edip mazlum edebiyatı yapanlardan oldu Arda.. Elano oynamasın, Mustafa abi ve Ayhan abi oynasın diye saha içinde ona elinden geldiğince pas vermemeye çalıştı, medyaya malzeme verdi.. Hep yabancıların kuyusunu kazdı.. Takımda en yüksek parayı o kazanmalıydı çünkü.. Onlara ruhsuz dediler, kendi ruhlarının kaç kuruş ettiğini dahi hesaplamadan.. Arda'dan cesaret alan Servet, oyunu kendi kurmak istedi, yok saydı durmadan boşa çıkıp elini kaldırarak top isteyen Elano'yu.. Arda'dan cesaret, belki de direktif alan Caner, görmedi önünde oynayan Gio'yu hiçbir zaman; çünkü Aydın'ın, Emre Çolak'ın oynaması gerekiyordu! Galatasaray en sonunda kangren olmuştu aceto'nun da dediği gibi..


Canımız artık güzel adamlar görmek istiyordu sahada.. Takımın menfaatini her şeyden üstte tutan.. Tekmeye kafa sokan.. Taraftara saygı duyan.. Harry Kewell geldi, canımız oldu.. Hakan'dan da Bülent'ten de Arda'dan da çok sevildi.. Performansı düştü, yaşlandı, gitti.. Baros.. "Baros iyi yaşamıyor Mustafacımm" diye bütün sene götünü yırtan ve o'nun sonunu hazırlamaya çalışan ve belki de başarmak üzere olan Şansal gibilere inat, herkesten çok savaştı, canımız oldu.. Servet denen, Emre Belözoğlu'yla birlikte bugüne dek tanıdığım en şerefsiz sporcu futbolcu olan adam sahaya kaptan olarak çıkarken, Lucas Neill ve Marsilya ile Sunderland'de kaptanlık yapmış olan Lorik Cana, yanından bile geçemedi kaptanlığın..

Galatasaray'ı Galatasaray yapan değerler vardır.. İki yakanın kıyı kesimleri, yapılan olanca adiliği sineye çekip, bunları olmamış gibi göstermeyi ilke edinmişlerken Galatasaray, yaptığı bütün hataları sahiplenmeyi, ve göz önünde göğüslemeyi başarmış, zerre çekince duymamış bir kulüptür.. Bu değerleri ucundan da olsa kaybetmeye başladığımız son yıllarda bu özlemimizi dindirecek adamlardan biriydi Arnavut Lorik Cana.. Türkiye topraklarına uzanan soyağacı ve bize, kültürümüze çok yakın bir isim olması sempati duyulması için hoş detaylar iken asıl önemlisi, o'nun savaşçı ve onurlu kişiliğiydi.. Türkiye'nin en centilmen ve avrupai! stadında Galatasaray için kanını döken bir diğer güzel adamın o'nun için "o birlikte gözünüzü kırpmadan savaşa gidebileceğiniz birisi" demiş olması, referansların kralıydı.. Sevmeye hazırdık..


Sevdik.. Ama şanssızdık.. Cana da, biz de.. Tarihin en kötü Galatasaray'ına gelmişti.. Kaybedilen 3 puanlar, veda edilen Avrupa falan değildi önemli olanlar.. Galatasaray'ı bunlar kötü yapamazdı.. Aymazlık, bencillik, çıkarcılık, şerefsizlik ve benzer iğrençliklerdi Galatasaray'ı kötü yapanlar.. Ortaya koyduğu %10luk, 20lik performansıyla bile farkını kesinlikle hissettirmişti Cana.. Ancak gelin görün ki Aziz'in uşağı passatçı medya'nın ona yaptığı "bank asya topçusu" benzetmelerine bizim bir kısım gerizekalı taraftarımız da kandı ve Cana hakettiği değeri bulamadı burada.. Bazen sakatlandı, bazen yerinde oynatılmadı, bazen yedek bırakıldı.. Ama bir gün dahi sorun etmedi bunu bizim yavşak türk topçuları her boka ağlarken, çemkirirken.. Konya deplasmanında son dakikada çıkan kavgaya bodoslama dalmasına, Neill'ın daha ilk ayında Makukula'ya el ense çekmesinde sevindiğimiz gibi sevindik, en sonunda pısırık olmayan bir futbolcumuz oldu diyerek.. O, takım arkadaşlarının olanca karaktersizliğine karşın, aklıselim taraftar tarafından çok sevildi.. Bu sevgi her maç sonunda en açık şekliyle serildi ortaya.. Maç bitince direkt olarak soyunma odasına koşan götü kalkık oyuncu güruhu canımızı deli gibi acıtırken, o bir diğer güzel insan Emiliano Insua ile beraber bütün tribünleri tek tek selamladı, yenilmiş olsalar dahi.. İnsanlık bunu gerektirirdi çünkü.. Biliyorlardı onbinlerce insanın büyük paralar vererek onları izlemeye geldiğini ve birşeyler beklediğini.. Hiç değilse o taraftarı umursadıklarını ve onlar için de çabaladıklarını hissettirmeyi istiyorlardı.. Kalplerinin temizliğiydi bunu onlara yaptıran.. 10 yıl boyunca ezildiğimiz Kadıköy'de alınan ilk puan sonrasında takımın yalandan alkışa gelmesi ve hemen geri dönmesini içine sindiremeyen Lorik, işi en ufak bir sahtekarlık ve yavşaklığa dökmeden, taraftarının önüne geliyordu.. Puanlar, goller, sıralama vs önemsizdi eski şan ve şerefini yeniden yakalamak isteyen Galatasaray taraftarı için.. Lorik yanlarındaydı.. Mutlulardı.. Mutluydum..

Lorik gitti.. Takımımızdaki yabancı kıyımının son halkası oldu.. Lugano'nun her tür piçliği yaptığı ve üstüne üstlük herkesten alkış aldığı adaletsiz ve yavşak bir ortamda Keita'nın piçlikleri o'nun ipini çekti 1 sene içinde.. Brezilya Milli Takımı'nda 11 oynayan, fakat buradaysa dehşet verici derecede aşağılık hareketlerle dışlanan Elano, Santos'la Libertadores'i kazandı.. Bizde ayağına topu dahi zor alan ve her daim ezilen Giovani Santander'le kalitesini konuşturdu, Meksika'yı ise durmaksızın sırtlıyor.. İtin götüne sokulan De Sanctis, Napoli formasıyla tozunu attı İtalya Ligi'nin.. Şimdi de Lorik Cana Lazio'ya gitti.. Faydalanamadık.. Ne futbolculuğundan, ne karakterinden.. Orada 11'in değişmez ismi olacağından ve müthiş derecede başarılı olacağından zerre şüphem yok.. Çünkü adam karakter sahibi, ve kaliteli bir topçu.. Çünkü adam yavşak değil.. Biz mi? 3 kuruşu görünce götü kalkan dünün kenar mahalle serserilerini haketmedikleri yerlere getirmeye ve yaptıkları bütün şerefsizlikleri ödüllendirmeye devam..


Güle güle Lorik Cana..
Related Posts with Thumbnails