30 Haziran 2011 Perşembe

Değmesin Ellerimiz


aa her radyo çalıyo, aa herkes bundan bahsediyo, aa herkes entry giriyo, o zaman ben dinlemem, dur radyo eksen açıyımcılar tarafından direkt önyargıyla bakılacak bir şarkı.. ama gel gör ki ziyadesiyle sarsıcı, düşündürücü, etkili.. sözler ve yorum müthiş.. naifliği sessizlik sakinlik ve baygın bakıştan ibaret görenlere kapak olsun bu bağırarak, çığırarak, yırtınarak, isyan ederek yansıtılan naiflik..

ekşide dananın teki demiş ki: "bir erkek tarafından yazılmış olmasına inanmak zor..." hah işte.. ne diyeceksin buna.. dünya üzerinde ruha dokunan milyonlarca eserin çoğunluğunun yaratıcısı erkekler lan.. %95 diyeyim hatta abartısız.. uyuz oluyorum kendini kibar, romantik, estetik, anlayışlı vs görüp de öküzün önde gideni olanlara.. anlayışa bak ulan.. nasıl bir zehir bu ak.. herkes kıro, bi sizsiniz ince ruh.. ne kadar düz, ruhsuz, kaba, düşüncesiz, kalın kadın varsa çoğunluğu bunlardan oluşuyor işte.. çelişki ak.. ikiyüzlü dolu ortalık.. ruh hastası dolu..

şarkı müthiş.. çok şey anlatıyor.. dokunuyor.. kendini buluyorsun..

teslimiyet..

gözükaralık..

aşk..

26 Haziran 2011 Pazar

..



tamam..
geldim dize..
eğdim boynumu..
oynamayın tamam, yenildim..

15 Haziran 2011 Çarşamba

Camelot


Varlığı kanıtlanamamış, dilden dile dolaşarak efsane mertebesine iki anlamında da ulaşmayı başarmış gizemli kale Camelot'un dizi versiyonundan söz edeceğim.. Yazılı ve görsel bir sürü ilgili eserin çok farklı yorumlamalarından sonra Camelot dizisinin seçtiği yol bu açıdan hayli riskli olsa da söz konusu değişik ve yerleşik kaynaklardan öğrendiğimiz anlatımlardan epey uzak bir tarz benimsemiş olması onu farklı kılan unsur, ve de takdir edilesi..


Senaristlerin bize sunduğu hikaye hayli ilgi çekici görünmekte sinopsis ve ilk bölüm itibarıyla.. Milattan birkaç yüzyıl sonrası bir zamanda Britanya Kralı Uther Pendragon'ın ölümü ertesinde, doğumunda başka bir ailenin yanına verilmiş gizli oğlu Arthur, Kral'ın yardımcısı ve büyücüsü Merlin'in hamlesiyle yeni kral olmak üzere Camelot adlı, Roma zamanından kalma köhne kaleye yerleşiyor ve kaosun hakim olduğu Britanya'yı tek bayrak altında toplama çabasına girişiyor.. Uther'ın, bir anda piyangodan çıkan Arthur'u sindiremeyen kızı Morgan ise zamanında sürgüne gittiği rahibe okulunda elde ettiği insanüstü güçlerin de yardımıyla tahtı ele geçirmek için entrikalarını devreye sokuyor.. Camelot'un kuruluş öyküsü de böylelikle 1. sezon(10 bölüm) olarak karşımıza çıkıyor..


Efsane dizi Spartacus'ten sonra dönem dizisi sıfatıyla yine manyak zevkler katması beklentisini uyandırsa da 2-3 gömlek aşağıda bir yapım Camelot.. Bu cümle başta birçok kişiyi kaçıracak gibi dursa da Spartacus'ün nassıl muhteşem bir dizi olduğunu düşünüp adımlarınızı yavaşlatın derim.. Camelot'un sorunu bir türlü yükselemeyen tempo.. Entrika açısından doyuma ulaştırsa da, oyunculuklar yönünden başarılı olsa da, çekimler kusursuz olsa da, heyecandır adamı ekrana bağlayan nihayetinde.. Camelot sezon finali haricinde eksik kaldı bu yönden..


Bunların dışında bazı karakterleri inceden sevince seyri daha da güzel kılan bir dizi Camelot.. Mücadelenin baş öğeyi oluşturduğu bir dizide sevdiğiniz karakterler için dengeler durmadan bir olumlu bir olumsuz yöne kayınca alınan zevk de artıyor.. "There is no god" diyen Merlin reyiz için en güzel dilekleri büyütürken içimizde, orospunun kralı olan Morgan'a sövmeler bitmiyor.. İki duyguyu da aynı anda hissettirip çelişkilere gark eden Arthur ve Guinevere adileri mesela.. Karakterler de çok iyi çizilmiş.. Özellikle son zamanlarda tvdeki en karizmatik kadın karakter olan Morgan'ı canlandıran Eva Green ve FlashForward'daki yetersiz oyunculuk sonrası Merlin tasviriyle mest eden Joseph Fiennes dikkatle izlenesi..


Çeşitli kaynaklarda değişik anlatımlarını okuduğum bazı olayların bu dizideki anlatımı çok başarılı.. Excalibur ve Lady of the Lake bağlantısının bu kadar etkileyici işlenmiş olması sonradan eski efsaneleri okuyunca epey etkiledi beni.. Uther'ın ölümü, Morgan'ın sürgün hayatı ve dark side'a geçişi.. 5. bölümdeki muhteşem adalet yorumu.. 8. bölümdeki ufaklığın masumiyeti.. Gibi gibi.. Bütün olarak fazla sarsmamış olsa da, bazı parçalarıyla tatmini sağladı Camelot..


Arthur meselesi.. Jamie Campbell Bower'a feci sövüyor millet.. Müthiş oynamadığı belli bir şey de eleştirilerin yine linçe dönmüş oluşu mide bulandırıcı.. Tüysüz diyenden tut tıfıl diyene.. Ulan dizide çizilen karakter öyle olmak zorunda zaten.. Aklı sikinde bir gençten bir kral yaratılıyor ve bu adamdan 100 okka taşşaklı bir hal ve tavır bekleniyor.. Dizinin özü Arthur'un tecrübesizliği ve bir sürü sınavdan geçiyor oluşu zaten.. Çömez bir Kral Arthur imajı olmazsa olmazı yani bu dizinin.. Kötü de oynamıyor bence..


10 bölümlük ilk sezon sonunda beni hiç sıkmayan, zevkle izleten, fakat aman aman da olmayan bir yapımdır Camelot.. Dönem tarihine olan merakımı kabartması kazançtır.. İyidir, hoştur.. Introsu manyaktır.. Game of Thrones serüvenine beş kaladır..

13 Haziran 2011 Pazartesi

Siktiniz Memleketi..

http://lucarelli-breitner.blogspot.com/2011/06/sen-vermedin-ben-vermedim-kim-verdi.html

Karılarınıza 10 kişi birden tecavüz etsin.. Çocuğunuzun ölüsünü görün.. Kaynar sularda haşlanın.. Orospu Çocukları..

12 Haziran 2011 Pazar

2'nin 1'ini almak..

3'ün 1'ini alan bunu da aldı.. Yadırgamadık.. İnsanı bu kadar bencil olan bir ülke, daha irilerini de kolaylıkla alacaktır zaten.. Hep derim, Mustafa Kemal Paşa'm yalanın kralını sıktı o gün, bizim halka gaz vermek ve silkindirmek amacıyla.. Zekiyiz, çalışkanız falan.. O da biliyor ne kadar yamuk bir millet olduğumuzu.. O kadar ileri görüşlü ve dehası tarifsiz bir adamın bunu idrak etmemiş olması beklenemez zaten.. Bizim halk domalır, ya da oturur kucağa, alır içine.. Karnı her daim açtır ama sikilmeye doymaz.. Ne zaman içine aldığı şeyi görüp hasiktir! der, o zaman aklı başına gelir.. yüzyıllar boyu koyun gibi yaşayıp, bana dokunmayan yılan bin yaşasın dersin, düşman köyünü basar, anca ayaklanırsın.. İçinde bulunduğumuz dönem de budur.. Gün gelecek, bu faşist, gerici, kin dolu güruhun eseri bir olay veya bizzat neferi kapılarını çalacak, ve çaresizliği yüzlerine vuracak, o zaman dank edecek yedikleri bok..

Bencil bir halkız.. Çok bencil.. Her açıdan hem de.. Bizim halkın en iğrenç özelliği.. Bütün sorunların başı bu bencillik.. Özgürlüğünü yaşayamayan milyonlarca insan, bunu diğerlerinin özgürlüğünü kısıtlayarak ve çanak tutarak bastırır.. Kendi yaşayamadıkları tonla şeyden diğerlerinin de mahrum olmasını isterler.. Çekememezlik toplumun alt-üst her kesiminde maksimum düzeydedir.. Bir yakınının ya da dostunun başarısına ya da şansına sevinen kaç kişi var ulan? Birisi kişilik-maddiyat-saygı yönünden tepede mi, onun düzeyine çıkmaya kasacağına onu aşağı çekmeye çalışır her türlü pisliği yaparak..

Günlük hayatınızı bir düşünün.. Bir bilet kuyruğundasınız.. İster en hırgürlü maç kuyruğu olsun, ister en nezih konser-sinema bileti kuyruğu.. Adam hiçbir şey olmamış gibi kuyruğun en önüne geçer, her türlü kavgayı çıkarır, hakmış hukukmuş zerre sikinde değildir.. Nezih olanına gelelim.. En elit, özgürlükçü, entel geçinen karı gelir, hiç kimseye aldırış etmeden sinsice en başa doğru süzülür.. Sayısız örnekle çoğaltılabilecek tip sayısız şekilde yapar bunu.. Bankada, kağıt işlerinde, bilet kuyruğunda, alışverişte falan.. Bencillik sırf..

Metrobüs'ü bildiniz mi? Hah.. Seneler boyu otobüslerde sıkıntı çekmiş kişiler, metrobüste uçmaya başlayınca, e5'te trafik olduğunda o araçlara nasıl bakışlar attı tanık oldunuz mu hiç? O kadar kin dolu, o kadar acımasız tepkiler verdiler ki hususi arabalarıyla trafikte kalan insanlara.. Sözlü olarak "girsin götünüze" minvalinde saydıranlardan tutun da Küçük Ev filmindeki Cemal'in Sezer'e piç piç sırıtmasına benzer mimikleri sergileyenlere kadar.. Ulan nolur normal yol da metrobüs yolu da bomboş olsa ve herkes işini görse? Olmaz.. Yavşaklık diz boyu..

Kapalı ailelerde büyümüş, gençliğini karşı cinsin yanında geçirememiş, alkolden uzak kalmış, rahat davranamamış, istediğini yapamamış kim varsa eline irili ufaklı herhangi bir güç geçtiği anda kullanıyor onu ve ukdelerini zehre, kine, intikama dönüştürüyor.. Erkek olan, arkadaşının maaşını, kız olan, arkadaşının sevgilisinin tipini, anne olan malı mülkü, baba olan egoyu.. Herkes bir şeyleri kafasına kafasına takar.. Kıskanır.. Bencilliğe çevirir.. Lanet..

Halk doymuyor.. Kimisi farkında, kimisi değil.. Ülkenin &25'inin falan zaten sikinde değil özgürlüklerin kısıtlanıyor oluşu.. Adam alkol almaz, karısıyla tatile gitmez, internete girmez, e napacak? Bunları yapanların yapmamasını isteyecek.. Refah kitlesi işte eski kafa.. Ama bu yeni kitle pek bir karışık.. Her kesimden eleman var içinde.. Sürünün yanında durmak isteyeninden tut, ılımlı islam kolpasını savunanından tut, mhp'den kopanından tut, müslümanlıkla alakası olmayıp müslüman adam bunlar diyip vereninden tut, çeşit çeşit adam.. Ülkenin amına koyuyorlar.. İğrenç bir kitle hakim oluyor gitgide ülkeye.. Yüzlerce yıldır hükmedilmeye, emredilmeye, aşağılanmaya, mahkum edilmeye alışmış bir halk, resmen "daha fazla! daha fazla!" diyor.. Demokrasi naraları atıp, taşşak geçer gibi 9 senedir tam tersini yapanlar daha da azıyor.. Biliyorlar çünkü, ne kadar ezersen kendinden olanı, o kadar ezersin kendinden olmayanı.. Adını da özgürlük koyarsın, demokrasi koyarsın, al sana %50..

Her gün ülkeden siktirolup gitmeyi isteten tonla şey okuyoruz.. Ve bugün öğrendik ki kat kat artarak gelecek sıradaki icraatlar.. Şu lanet olası seçimlerde bir sürü iğrençliğin, adiliğin döndüğü bariz.. Kanıt var sayısız.. Ama yapacak hiçbir şey yok.. 50'nin 40, 26'nin 30küsür olduğunu reddeden kişinin ta amına koyayım.. Ama kim ne diyecek? Sipariş rakamlara hepimiz tamam diyoruz.. Bilgisayara keyfince gir.. Milyonlarca olmayan oy yarat.. Olanları sil.. Sınavlarda adamlarına yüksek puan aldır.. Kamu kurumlarına yandaşlarını sok.. Bankalarda kendi listelerini seçtir.. Polisin %90'ı fethullah'ın copu olsun, istihbaratın, yargın, her şeyin bunların elinde olsun, ülke yabancı devletlerin elinde oyuncak olsun, petrollerini çıkarama, kaynaklarını kullanama, hayvanın varken hayvan ithal et, öğretmenin varken öğretmen ithal et, 40 50 enflasyonu 4 5 göster.. Ne yapacağız ki?

İnsanların çatır çatır sindirildiği bir dönemdeyiz.. Herkesin kendine uygun bir bahanesi var, ben dahil.. Kimisi korkudan, kimisi tek başına olmak istememesi yüzünden, kimisi başka şeylerden dolayı hapsoldu kabuğuna.. Ağzını açsan kolunun bacağının kırılacakken, aç bırakılacakken, öldürülecekken ne bok yiyeceğiz ki? Öyle bir sindirildik ki.. Şurada 1984'ü yazacağım aylardır en basitinden, içimden gelmiyor.. Yazıda ülkenin gerçeklerine göbeğinden girecek zorunda olmam tüm şevkimi kaçırıyor.. O siktirip gitme hissi öyle bir kaplıyor ki içimi.. Necip Hablemitoğlu-Köstebek okuyorum.. İyice dibe vuruyor düzene karşı nefret.. Çaresizlik hali.. İnsanlara salak desen, olmuyor.. Ama salaklar.. Satılmış desen, asıl baştakilere sövesin geliyor, ama satılmışlar.. Vatanın her karış toprağını sikip bir de üstüne daha büyüyenler.. E aynen devam ediyorlar.. Napacağız ulan?

Küfür edeceğim anca.. Kafanızı sikeyim.. Onurunuzu sikeyim.. Embesiller.. Piç kuruları.. Soysuz köpekler.. Karınızı kızınızı siksin o taptığınız kişiler.. Sikiyor da zaten haberiniz yok.. Okyanus ötesindekiler.. Size inananları, inandıklarınızı sikeyim.. Orospu çocukları.. Ta amınıza koyayım.. Ülkeyi satan piçler.. Tarafçılar.. Bölücüler.. Gericiler.. Faşistler.. Salaklar.. Götler.. Ak..

(Tekrar okuyup hataları düzeltmediğim tek yazıdır sanırım bu.. Bi sike benzemedi zaten.. Midem kaldırmadı daha fazla okumaya.. Üzgünüm.. Niye yazdım onu da bilmiyorum, kusma isteğiydi galiba.. Koala muhteşem yazıyor, oraya alalım sizi.. Alemin tek korkmayanı..)

3 Haziran 2011 Cuma

Nefes: Vatan Sağolsun


(VendettA zamanında değinmişti ancak tekrardan izlediğimde içimde oluşan coşkuyu satırlara dökme ihtiyacı hissettim bu güzide film için..) (Aa ben de bişeyler yazmışım, hatırımdan çıkmış..)


Ülkemiz toprakları içerisinde cereyan etmiş sayısız savaşın bunca zamandır televizyona veya beyazperdeye hakları verilerek aktarılamamış olması pek çoğumuzu üzen bir durumdu 2-3 sene öncesine dek.. Son dönemlerde iğrenç senaryosuyla Kurtlar Vadisi: Irak ve çok daha derli toplu Deli Yürek: Bumerang Cehennemi filmleri işi maalesef ucuz milliyetçiliğe dökerek beklentilerin uzağında kalmıştı.. Anne bizim niye bir Full Metal Jacket'ımız, bir Platoon'umuz yok! diye sızlayanların imdadınaysa Nefes'in teaserları yetişmişti.. Bir sinema salonunda film öncesi Nefes'in çok kısa bir tanıtımına rastladığımda koltuğa çivilenmiştim, dün gibi hatırlıyorum.. O güne dek gördüklerimizden çok uzak ve farklı bir film olduğu aşikardı.. Ve sonrasında geçmek bilmeyen bir bekleme süreci ve vizyon tarihinin defalarca ertelenmesi..


Vizyonun hemen öncesinde piyasaya düşen bu sahneyi birçoğunuz hatırlar.. Buradan bu vesileyle bazı yavşaklara zıplayacağım.. Ülkemizde yeni ama tanıdık bir akım türedi son yıllarda.. Artık liboş mu dersiniz, ikinci cumhuriyetçi mi, tarafçı mı her ne boksa işte.. Bu akıma mensup kişiler bir ülke için gericisinden de bölücüsünden de dış düşmanından da çok daha fazla tehlikelidir.. Yaşadığı toprağı ve insanını satıp dışarı pazarlayan bu adamlar geçmişte Mustafa Kemal'in bağımsızlık fikrine sövüp sömürge olalım diye yalvaran orospu çocuklarının mirasçıları.. Düşmanınla savaşırsın, bölücüyü bastırırsın, gericiyi ezersin, ama bu adamlar seni içten oyar, iliğini sömürür.. Öyledir ki gün gelir akp zihniyetine söverler, gün gelir akp finansmanıyla kurulan gazeteye kapağı atıp akp'nin en azılı destekçileri olurlar.. Darbe yapanlara etmedikleri lafı bırakmayıp akp'nin ülkeyi, halkı resmen uyutarak soktuğu ağır baskı yönetimine zerre ses çıkarmazlar.. Yetmez ama evet diyerek tarihte görülmüş en büyük aldatmacayı büyük ustalıkla oynayarak bir ülkenin kaderinin içine ederler kitleleri de peşlerinden sürükleyip..


Sonra ne der bu adamlar sadece bu sahneyi görüp? Nefes, ucuz milliyetçilik yapan, militarist, erkeklerin duygularını sömüren, onlara gaz veren, topluma karşı mastürbatif bir görev üstlenen tırt bir film vs! 1 dakikalık fragmanı gören de 5 dakikalık içtimayı gören de anında bu yorumlarla saldırdı bu filme.. Daha nedir ne değildir gram bilgi sahibi olmadan kustular zehirlerini.. Bunlar milliyetçilikten bahsedeni anında kafatasçı, ahlaktan bahsedeni anında dinci, Atatürk diyeni anında statükocu, asker diyeni de anında militarist diyerek aşağılamaya çalışan tipler.. Kimseye söz hakkı tanımayıp, pat diye içi boş ve temelsiz biçimde yargılayıp suçlayan sözde özgürlükçüler! Çeneleri durmadı hiç..


Dönmeler.. Kimseden korkma bunlardan kork.. Demokrasiye küfredip şimdi demokrasi savaşçısı kesilenler.. Kadına özel hayatlarında yapmadıkları ayılığı bırakmayıp sonra el üstünde tutma triplerine girenler.. Vatanı el altından çatır çatır satıp sonra ülkeyi kalkındırdık ayağı çekenler.. Pkk destekçisi olup kendilerini solcu tanıtan, Marx'ın Lenin'in Deniz Gezmiş'in isimleri altında slogan atıp asıl kimlik ve amaçlarını gizleyerek onlara da ihanet edenler.. Sakalı bıyığı kesip temiz yüzlü kusursuz vatandaş modunda her tür kamu kurumunda bin çeşit iğrençliği yapan, ülkeyi yabancı istihbaratların elinde oyuncak eden fetocular.. Ülkücülük adı altında bütün cinayetleri hak sayan ve vatan millet naraları atanlar.. Zamanında en kral ulusalcı iken şimdilerde Ahmet-Mehmet Altan gibilerin, yeni nesil türdeş yazar!ların müridi modunda takılan internet medyası balonları.. Ve niceleri..


Nefes önyargısız ve hastalıklı olmayan bünyeler tarafından rahatlıkla görülebilecek derecede süssüz, ajitasyonla uzaktan yakından alakası olmadığı gibi mesaj vermekten de şiddetle kaçınan, içi boş milliyetçiliğe başvurmayan bir film.. Bu bahsetmiş olduğum kendini bir bok zanneden ve diğer herkesi gerizekalı kabul eden zihniyetin insanların filmi izledikten sonra tutunacak fazla bir dal bulamadıklarından olsa gerek Atatürk ve Türk bayrağı vurgularına sardılar.. Bir karakol düşünün.. Türkiye'ye ait olduğu, sadece dışındaki bayraktan ve büstten belli oluyor neredeyse.. Onun dışında dümdüz ve tek katlı bir bina.. İçinde askerler var ve doğal olarak da bir amaçları.. Nedir bu amaç? Bayrağı ve vatanı korumak.. Vatanı kim vatan yaptı? Atatürk.. Simgesi nedir? Bayrak.. Amına koyayım tamamı karakolda geçen bu filmde biz ne göreceğiz ki bunlardan başka? Garip olan ne? O planlar özenle hazırlanıp perdeye aktarıldığında izleyicinin hassas duyguları mı hedef alınmış oluyor? Bunu yapacak insanlar pek ala aleni yollar seçebilirlerdi.. Hepsi boş.. Alerjin varsa ülkenin bütünlüğünü resmeden unsurlara, yerde bok parçası görsen dahi eleştirecek bir şey bulursun bu ülke adına..


Bir de ağızlarından hümanist söylemleri düşürmeyenler var.. Yavşak bir değil ki sonunu getiresin.. En ufak bir olayda insana verilmesi gereken değerden söz ederler ama karşı oldukları güruhtan birine zarar gelince üç maymunu oynarlar.. Devlet günahsız kişileri katletmedi mi bu memlekette, katletti, çok net bu.. Bebek öldürmek, masumları yakmak, kurşuna dizmek nasıl vahşetse bu da öyle.. Ama iki olaya da tepki vereceksin.. Yavşak olmayacaksın.. Bir tarafta hümanizm manyağı iken diğer tarafta ağzından salyalar saçarak terörü desteklemeyeceksin.. Masum insanlar ölüyor.. Masum.. Cahil.. Bilmiyorlar neden öldüklerini.. Kendinin işsizken, daha 20 yaşındayken, okumamışken askere gittiğini veya daha çocuk yaşta beyninin yıkanıp dağa çıkmaya teşvik edildiğini düşüneceksin.. Anlamaya çalışacaksın.. Ama yook.. Bayrağını savunan faşisttir, vatanı bölen sadece özgürlük savaşçısıdır bunlara göre.. E şehitler? Senin gibi güzel okullarda okuyup dil falan öğrenememişler, ne yaparsın..


Karabal sınır karakolundaki birliğin pkk tarafından basılması sürecini konu ediniyor Nefes.. Birliğe desteğe gelen Mete Yüzbaşı ve takımı, mevcut karakol kadrosuna katılıyor ve bölgede nam salmış Doktor kod adlı teröristle yüzleşmeye çok yaklaşıyorlar.. Ülke politikalarına veya tarihe bulaşmayan film, kişisel bir intikam hikayesi ekseninde ilerliyor karakoldaki zorlu yaşama ışık tutarak.. Karısı Zeynep'e karşı hayatı boyunca asker kimliğinin verdiği ağırlık yüzünden içindekileri şeffafça dökemeyen Mete Yüzbaşı, en yakın arkadaşı Orhan'ın şehit olmasından sonra büyük bir duygu boşalımı yaşıyor ve yolun sonuna geldiği hissinin kendisini sarmasından sonra da kelimelerini hem yazıya hem de askerlerine geçiriyor.. Psikolojisi yerlerde olan komutan ve askerleri kimi zaman naif kimi zaman acımasız hallere bürünüyor ve bu detaylar olabilecek en doğal şekilde seyre sunuluyor..


Baştan sona eşlik eden muhteşem görüntüler.. Şaşırtıcı ölçüde başarılı savaş efektleri.. Çok yalın oyunculuklar.. Özellikle temponun hafiften arttığı anlarda olmak üzere bütünüyle müthiş olan müzikler.. Basit ama çok ince işlenmiş senaryosu.. Nefes budur.. İzleyene göre ama.. İzlemeyenler de var elbette.. Ve asla izlemeyecek olanlar.. Neden peki? Çünkü bu filmin adında Vatan Sağolsun geçiyor.. Çok demode dimi ıykk.. Bu filmde askerler var.. Off hiç sembolizm vaadetmiyor dümdüz odun gibi bi film işte hayatta izlemem hıhh.. Bu filmde çatışma var.. Off keşke sabit manzaraya aralıksız 5 dakika bakıp zevkten dört köşe olsaydım çünkü beni o filmler tatmin ediyorr.. Evet, insanlar bu veya benzer nedenlerle uzak durdu bu filmden.. Enteller.. 2.5 milyon kişinin gittiği, içinde erkeklere yönelik öğeler barındıran, askerlik vurgusu olan bir film işte! Gidilir mi hiç, izlenir mi! İtinayla kaçılır.. En kral bağımsız filmde duyamayacağınız cümleler vardır bu filmde.. Ama önemli mi.. Değil.. Niye? Popüler oldu çünkü.. Herkesin yaptığını yapmam, az kişinin beğendiğini beğenirim anlayışı.. Aferin size.. Devam edin, iyi bok yiyorsunuz.. Önyargınızı sikeyim..


Kadın ayılığını çok net biçimde gördüğümüz nadide filmlerdendir ayrıca Nefes.. Asker ocağındaki sevgili sahibi gençlerin telefonda nasıl soğukkanlılıkla terkedildiklerine, yetmeyip üstüne deli gibi aşağılanmasına tanık oluruz.. Biri çıkıp da desin ki kadınlar böyle davranmıyor.. Siktir git derim.. Dibine kadar 'gerçek' bir kurgudur bu filmde gördüklerimiz.. Ayrılmayı çoktan kafasına koymuş hanımkızımız der ki niye bana gelmiyosun hiç.. Asker der ki salak mıyım ben izin alabilsem niye gelmeyeyim bu ne ya vs.. Sonra kız der ki ben burada bir sürü şeyle mücadele edeyim ama sen şöyle yap böyle yap.. Adam der ki orada neyle mücadele ediyosun bi söylesene ya bi söyle.. Kadın der ki ne bu küçümser tavırlar, aa pardon sen orda benim rahat uyumamı sağlıyorsun değil mi, hıı tabii doğru, haklısın.. Adam der ki senin derdin ne ayrılmak mı istiyosun.. Kadın der ki hımm o kadar hazırsın demek ayrılmaya.. Adam der ki ne alakası var senin tavırların buraya getirdi olayı.. Kadın der ki evet evet en doğrusu bu, ayrıldık, bitti.. Dıtdıtdıtdıııııtdıtdıtdıtdıııııt..


Şu hayatın her evresinde, mekan, zaman, şartlar farketmez, en büyük ikiyüzlülük feminizmdir.. Feminizm tek başına doğrudur, kabul edilebilir, sorun yok yani.. Ama sen hem bunu kadın-erkek eşitliğini hiçe sayarak kadınları ön plana çıkarmak için kullanıp erkeği aşağılayacaksın, hem de evlilik vakti geldiğinde baktığın ilk şey erkeğin cebindeki para olacak.. Ne güzel lan.. Bu naralar hep atılır ama bu kadınların büyük kısmı da cebi dolu olanı ister.. O kadar nadir ki kendisinden çok daha az bir maaş alan erkeği ucunda ölüm dahi olsa tercih edecek olan.. Lafa gelince kadın erkek eşit.. Ama evin yükünün çoğunu çeken bir kadının bir erkeği nasıl ezeceğini bir saniye olsun bir düşünün.. Daima mantık hakimdir onlarda.. Mantık.. Kolaycılık.. Hazırcılık.. Eşitlik nerede? Sikerler.. Askerde ve geleceği meçhul olan nişanlısını bırakıp mahallenin bakkalına varan karının olayı da budur Nefes'te.. Örnekler aynı.. Mantık aynı.. Acımasızlık aynı.. Sorsan hepsi ince, hepsi naif, hepsi düşünceli.. Çoğunuz iğrenç mahluklarsınız.. İnsanların çoğu gibi..


Mete Horozoğlu.. Bu adamın bu filmdeki performansını anlatacak kelimeler benim kısıtlı beynimde mevcut değil.. Muhteşem diyemem, müthiş diyemem, muazzam diyemem, aşmış da diyemem.. Yetmez.. Çok başka bir şey bu oyunculuk.. Oynamak da değil.. Yaşamak.. Dünya üzerinde ne kadar ödül varsa hepsini o almalı, öyle bir şey işte.. Ömür boyunca hafızanın en özel noktasında barınacak türden.. Soner Reyiz'in önünde saygıyla eğiliyorum!


Daldan dala gittik.. Filmden çok uzaklaştım ama bunca satırın niye döküldüğünü düşünmek de size kalmış artık.. Şu önyargıları bir kez olsun kırsanız ne iyi olur.. Tarafçı götlerden değilseniz beğenirsiniz emin olun.. Çok güzel ve özel bir film Nefes: Vatan Sağolsun..

http://www.nefesfilm.com/

Mete Yüzbaşı'nın karısına yazdığı yürek siken cümlelerle bitirmeli bu postu;

canım, bir tanem, çiçeğim, aşkım..
"keşke" diyemeyeceğim kadar uzağım artık..
başını göğsüme koyduğunda nefesim dolaşsın isterdim yüzünde..
o kadar ısıtmak isterdim ki nefesimle sırtını..
keşke yüreğine en güzel aşk şarkılarını fısıldayabilseydim..
yapamadım aşkım..
kelimelerden utandım..
ellerim ellerini sevdi çiçeğim..
dudaklarım koynunu..
gözlerim yüreğini..
o güzel, içinde güneş saklı yüreğini..
zannettim ki bakarsam korkmadan bulutlara korkar kaçarlar..
elimden bir şey gelmiyor..
artık çok geç..
yalvarırım kızma bana..
bir bulut gözlerimi esir aldı aşkım..
kapatamadım..
olmadı aşkım..
onlar kaçacağına ben bulut oldum..
güneş dolu yüreğine yağmurlar yağdırdım..
affet beni..
çevremi saran bulutları dağıtmaya yetmedi rüzgarım..
sesini duyar gibiyim aşkım..
inan en çıplak halimle içime alacağım lanetini..
affet diyeceğim..
nefesim nefesine nefes katsın istedim ama olmadı..
o küçücük nefesi içine üfleyemedim..
o kadar isterdim ki o minnacık nefes göğüslerinden sevgini emsin..
ama olmadı aşkım..
anamın fısıldadığı masalları fısıldayamadım nefesine..
oysa o kadar istemiştim ki masallarımı rüzgarın yapmak..
bir varmış bir yokmuşta kaldı fısıldamam..
ötesini fısıldayamadım..

o zilin sesini duyduğunda, yüreğine düşen acıya lanet ediyorum..
artık koklayamayacağım için..
bir bulut gibi kapatacağım önünü içindeki güneşin..
beni affet..
kelimeler hiçbir zaman bu kadar anlam kazanmadı canım..
“vatan sana canım feda” derken dışım, içim “vatan sensin be aşkım” diye haykırdı..
toprağın olmaya çalışmak varken mezarın oldum..
nehir olup akmak varken deren olup taştım..
güneş olmak varken gölgen oldum..
beni affet..
aşkım..
neden dinlemedim yüreğini..
neden gözlerimle duyup kalbimle bakamadım sana..
neden elini uzattığında kalbimi arkaya sakladım..
keşke gözyaşlarımı utanmadan yanağımda gezdirebilseydim..
aşkım..
seni de yanımda götürüyorum..
ne kadar acı yüreğinde bulut olarak dolaşmak..
bütün sabahların ışığında yüzündeki aydınlığı alıyorum içime..
rüzgarlar yardım edin bana..

umarım güneşli bir gün başka bir nefes daha güçlü üfler aşkını yüreğine..
ve ben çıkar giderim..
o gittiğim yerde binlerce kez haykıracağım..
seni seviyorum çiçeğim..

Related Posts with Thumbnails