
Sam Wexler, New York'ta mütevazı bir dairede yaşayan ve işinde kendisini henüz kanıtlayamamış, ve 30'lu yaşların kapısını çalan bir yazar.. Eserleri küçük öykülerle sınırlı ve bu durum kendisini rahatsız ediyor, roman yazarı olmanın tadına bakmak istiyor.. Bu amaçla iş görüşmelerine gidip kaliteli bir roman yazabileceğine yayınevlerini inandırmaya çalışıyor fakat işler istediği gibi gitmiyor.. Roman işini kotaramayacağını düşünenlerin neden bu fikirde olduklarını düşüyor hep.. Fazlasıyla sıradan bir hayat yaşamış, hiçbir zaman feleğin çemberinden geçmemiş ve enteresan olaylar yaşamamış oluşuna bağlıyor en sonudna yaratıcı şeyler bulamamasını..
Tekdüzeliğin hayatını işgal ettiği bir dönemdeyse, ileride beraberinde bazen acı bazen tatlı hisler yaşatacak olan bir tesadüfler zinciri çıkıyor karşısına, ve sarmalıyor o'nu.. Ailesi olmayan ve vesayetine sahip kişileri sevmeyen kimsesiz Rasheen'le beraber yaşarken buluyor kendisini.. Hedeflediği alanda başarıya ulaşamamış oluşu, Rasheen'de keşfettiği resim yapma yeteneğini bu kadar önemsemesinin ve bu yeteneği başarıya yönlendirmeye çalışmasının nedeni aslında.. Ve yapayalnız yaşarken bu küçük çocuk tarafından çok sevildiğinin idrakına varması.. Müthiş bir bağ kuruluyor aralarında..
Rasheen'le tanıştığı gün bir başka sürpriz daha gerçekleşiyor monoton hayatında.. Geçmişinde çok şey yaşamış fakat artık rahat ve huzurlu, deyim yerindeyse monoton bir hayat isteyen Mississippi.. Artık hayatları daha ilginç..
How I Met Your Mother'ın Ted'i Josh Radnor hem yönetmen, hem senarist, hem de başrol oyuncusu HappyThankYouMorePlease'de.. Bağımsız film vitrini Sundance Film Festivali'nde beğeni toplamış, ülkemizdeyse Josh Radnor, New York vs. gibi benzerlikler yüzünden objektif olarak değerlendirilememiş bir film HappyThankYouMorePlease.. Çok güzel lan ismi, durmadan söyleyesim var.. Neyse.. "Anammm himym'ın uzunu bu off süpedir hem ted var hem new york falan kesin müthiştir şöyle romantiktir böyle komiktir yihuu" insanları elbetteki hayal kırıklığına uğramışlar seyir sonrası.. Şunu bağıra bağıra söyleyeyim, bu filmin himym ile uzaktan yakından ilgisi yok, iyi ki de yok..
Filmlerde genelde mutlu son istenir hep.. Sevgililer kavuşur, yaşlılığa doğru emin adımlarla yürüyecekleri resmedilir huzur mesajlı karelerde.. Aile fertleri piknikte ve mutludur.. İntikam kovalayan kişi amacına ulaşmış ve ruhu rahatlamıştır.. Vs.. Bu gibi sonlar filmin akışı içerisinde köpek gibi istenir adeta.. Ve uç noktada duygular eşliğinde nihayete ererler, son olur, herkes mutludur, oh!tur.. HappyThankYouMorePlease'deyse insan yine aynı sonu istese de, başka bir şekilde hissediyor bunu.. Hikaye o kadar naif ve abartısız ki çünkü, sonucu da kesin çizgilerle olmasa, o sıcacık haliyle kalsa keşke diye.. Kimse geleceğe bakmasın.. Ama sadece o anı kurtarmaya çalışsın.. Yüzlerine yerleşen saniyelik tebessümle kararsın görüntü.. HappyThankYouMorePlease işte bu..
Kısa süresine rağmen ağır bir tempoya sahip fakat ben çok sevdim bu filmi.. Josh Radnor kamera arkasında müthiş bir iş çıkarmış bence ilk yönetmenlik denemesi olduğunu düşündüğümüzde.. Himym'da alıştığımız biraz abartı oyunculuktan sonra buradaki çok sıradan rolü en doğal ve olması gereken haliyle yansıtması çok güzel olmuş.. Kate Mara geri planda kaldığı sayısız rolden sonra burada parlamış resmen.. (VendettA çok takdir ederdi kendisini! İzle hemen yavrum!) Malin Akerman'a yapılan makyaj inanılmaz, performansı da iyi.. Chuck'ta Emmett Milbarge karakteriyle hem gıcık olup hem sevdiğimiz Tony Hale yanakları sıkılası Sam #2'ya hayat veriyor.. Bonus ise film içinde filmi yaşatan Mary Catherine ve Charlie'nin hikayesi.. Müzikler de süper ayrıca..
Genel kanı hoşnutsuzluk olsa da insanlarda, film aldı beni içine.. Fazlasıyla tatmin oldum.. Çok sevdim.. Himym, Ted, New York vs algılarınan sıyrılıp izlenirse daha sağlıklı olur.. Tavsiyedir..
8
Tekdüzeliğin hayatını işgal ettiği bir dönemdeyse, ileride beraberinde bazen acı bazen tatlı hisler yaşatacak olan bir tesadüfler zinciri çıkıyor karşısına, ve sarmalıyor o'nu.. Ailesi olmayan ve vesayetine sahip kişileri sevmeyen kimsesiz Rasheen'le beraber yaşarken buluyor kendisini.. Hedeflediği alanda başarıya ulaşamamış oluşu, Rasheen'de keşfettiği resim yapma yeteneğini bu kadar önemsemesinin ve bu yeteneği başarıya yönlendirmeye çalışmasının nedeni aslında.. Ve yapayalnız yaşarken bu küçük çocuk tarafından çok sevildiğinin idrakına varması.. Müthiş bir bağ kuruluyor aralarında..
Rasheen'le tanıştığı gün bir başka sürpriz daha gerçekleşiyor monoton hayatında.. Geçmişinde çok şey yaşamış fakat artık rahat ve huzurlu, deyim yerindeyse monoton bir hayat isteyen Mississippi.. Artık hayatları daha ilginç..
How I Met Your Mother'ın Ted'i Josh Radnor hem yönetmen, hem senarist, hem de başrol oyuncusu HappyThankYouMorePlease'de.. Bağımsız film vitrini Sundance Film Festivali'nde beğeni toplamış, ülkemizdeyse Josh Radnor, New York vs. gibi benzerlikler yüzünden objektif olarak değerlendirilememiş bir film HappyThankYouMorePlease.. Çok güzel lan ismi, durmadan söyleyesim var.. Neyse.. "Anammm himym'ın uzunu bu off süpedir hem ted var hem new york falan kesin müthiştir şöyle romantiktir böyle komiktir yihuu" insanları elbetteki hayal kırıklığına uğramışlar seyir sonrası.. Şunu bağıra bağıra söyleyeyim, bu filmin himym ile uzaktan yakından ilgisi yok, iyi ki de yok..
Filmlerde genelde mutlu son istenir hep.. Sevgililer kavuşur, yaşlılığa doğru emin adımlarla yürüyecekleri resmedilir huzur mesajlı karelerde.. Aile fertleri piknikte ve mutludur.. İntikam kovalayan kişi amacına ulaşmış ve ruhu rahatlamıştır.. Vs.. Bu gibi sonlar filmin akışı içerisinde köpek gibi istenir adeta.. Ve uç noktada duygular eşliğinde nihayete ererler, son olur, herkes mutludur, oh!tur.. HappyThankYouMorePlease'deyse insan yine aynı sonu istese de, başka bir şekilde hissediyor bunu.. Hikaye o kadar naif ve abartısız ki çünkü, sonucu da kesin çizgilerle olmasa, o sıcacık haliyle kalsa keşke diye.. Kimse geleceğe bakmasın.. Ama sadece o anı kurtarmaya çalışsın.. Yüzlerine yerleşen saniyelik tebessümle kararsın görüntü.. HappyThankYouMorePlease işte bu..
Kısa süresine rağmen ağır bir tempoya sahip fakat ben çok sevdim bu filmi.. Josh Radnor kamera arkasında müthiş bir iş çıkarmış bence ilk yönetmenlik denemesi olduğunu düşündüğümüzde.. Himym'da alıştığımız biraz abartı oyunculuktan sonra buradaki çok sıradan rolü en doğal ve olması gereken haliyle yansıtması çok güzel olmuş.. Kate Mara geri planda kaldığı sayısız rolden sonra burada parlamış resmen.. (VendettA çok takdir ederdi kendisini! İzle hemen yavrum!) Malin Akerman'a yapılan makyaj inanılmaz, performansı da iyi.. Chuck'ta Emmett Milbarge karakteriyle hem gıcık olup hem sevdiğimiz Tony Hale yanakları sıkılası Sam #2'ya hayat veriyor.. Bonus ise film içinde filmi yaşatan Mary Catherine ve Charlie'nin hikayesi.. Müzikler de süper ayrıca..
Genel kanı hoşnutsuzluk olsa da insanlarda, film aldı beni içine.. Fazlasıyla tatmin oldum.. Çok sevdim.. Himym, Ted, New York vs algılarınan sıyrılıp izlenirse daha sağlıklı olur.. Tavsiyedir..
8





















