17 Şubat 2011 Perşembe

Hepsine Tamam


Son bölümün en etkileyici sahnelerinden.

O haldeki adamı ümitsizce de olsa neşelendirmeye çalışmak. Her şeyi göze almak, kabullenmek, her şeye rağmen gözü kapalı, hepsine tamam demek. O saatten sonra Ezel dediğini yapar, yıkar orayı yine de çıkardı zaten mecbur kalsaydı.

15 Şubat 2011 Salı

The King's Speech


Geçtiğimiz yılki An Education abartısından sonra sağlam bir ingiliz filmi izlemek pek bir güzel oldu.. 12 dalda Oscar adaylığıyla beklentilere tavan yaptırsa da The Hurt Locker faciasını da hatırlayıp tedbirli olmayı seçtim ben.. The King's Speech, adaylık sayısı biraz fazla gözükse de en azından kalitesiyle bu durumu gözardı ettirebiliyor..

Kekeme bir varisin, kral olma telaşına düşmesiyle birlikte konuşmasını düzeltmek için bir konuşma uzmanından aldığı dersleri ve kral olma sürecini işliyor film.. İzlenebilirlik açısından çok bıçaksırtı olan bir konu tıpkı The Social Network'teki gibi müthiş bir yönetmenlik başarısıyla seyir zevkini tavan yaptıran bir hale bürünüyor.. Colin Firth ve Geoffrey Rush inanılmaz oynamalarının yanında müthiş de bir ikili oluşturmuşlar.. Biutiful'da Javier Bardem'i henüz izlememiş olmakla birlikte hem bu muhteşem performans, hem de Kral 6. George rolünün Oscar için hayli uygun bir rol olması sebebiyle heykelciği Colin Firth'ün kucaklayacağını düşünüyorum.. Yine Geoffrey Rush da büyük oranda şanslı..

Daha ilk başından izleyiciyi içine alan saf ve naif bir "küçük" başarı hikayesi The King's Speech..

8

11 Şubat 2011 Cuma

Blue Valentine


(azıcık spoiler var ancak bu film dahilinde fazla birşeyi etkilemeyeceğini düşünmekteyim.. isteyen okur isteyen okumaz)

Sanat filmi, bağımsız film, indie.. Adı her ne ise işte.. Bu akıma, onu "bence" götünden anlayan ve yaygınlaştıran kemik kesim yüzünden fazlasıyla gıcık biriyim ben.. Müzik kullanmıycam, müthiş fotoğraf açıları yakalıycam, bir adamı 10 dakika susturtup uzaklara bakmasını sağlıycam ve bu sahne tek çekim olcak uff tarzı filmlerden nefret ediyorum ve hiç samimi olmadıklarını düşünüyorum samimiyeti ve doğallığı amaçladıklarını söyleseler dahi.. Bu yüzdendir ki Blue Valentine gibi bu yerleşik düzene çomak sokan filmler her daim mest etmiştir beni.. Gerçek naiflik bu tür filmlerdedir benim için.. Mesela, yakaladığı popülerlikle türdeşlerinden biraz ayrılıyor gibi dursa da (500) Days of Summer, bu senenin oscarlarında 4 adaylığı bulunan The Kids Are All Right, geçen senenin sarsıcısı Precious, boğazda yumru Grace is Gone, hem tatlı hem kekremsi Sunshine Cleaning abd çıkışlı olarak; Grbavica, Lilja 4-ever, 4 ay 3 hafta 2 gün ise avrupa menşeli olarak başımın tacıdır ilk akla gelenler olarak.. Bu film de artık bu noktadadır benim için..

Blue Valentine orta direk bir çiftin boyalı ama büyülü olmayan aşkını(?) ve evliliğini akışta bir ileri bir geri giderek anlatıyor.. Bütün mahalleye tek tek domalırken, bir yandan da büyük annesinden aşık olunacak kişiyi anlatmasını isteyen ve kendisine aşık olacak birisini bekleyen Cindy (Michelle Williams) günün birinde Dean'le karşılaşır ve, başarmıştır, kafesi arkadan kilitlemiştir, artık Dean o'na aşıktır..

Kadınların(çoğunluk) ortalama 15-23 yaşları arası dönemlerinde kendilerini gençlik ortamlarında ezik göstermeyecek, devamlı cool takılan, her ortamın adamı olan(ortam piçi), iyi fizikli, yakışıklı vs adamlar peşinde koştuğu tartışılmaz bir gerçektir.. Önemsedikleri tek şey çevrelerindeki insanlar üzerinde bıraktıkları intibadır, karizmalarıdır, anlık zevklerdir.. Öyle ki bu anlık zevklerden birisi bir gün içlerinde patlar ve kızımız hamile kalır.. Hayatının en çaresiz anlarını yaşamaktadır, çıkış yolu aramaktadır, kurtuluş için her şey mübahtır ve.. Dean çıkagelmiştir bir tesadüf eseri..

Dean, "Bilmiyorum.. Bence erkekler kadınlardan daha romantik.. Biz evlendiğimizde tek bir kadına bağlı oluyoruz.. Kayıtsız şartsız.. Biriyle tanışıyoruz, "Eğer onunla evlenmezsem, aptalın tekiyim, o harika biri" diyoruz.. Ama kadınlar ihtimaller arasından en iyisini seçiyorlar.. Evlenirlerken daima, acaba iyi işi var mı diye bakıyorlar.. Hayatları boyunca durmadan beyaz atlı prenslerini arıyorlar, sonra da gidip iyi işi olan biriyle evleniyorlar.." diyerek her şeyin farkında olduğunu gösteren ama, Cindy'ye gönlünü kaptırdığında da başka hiçbirşeyi görmeyen, görmek de istemeyen, sadece aşkına titizlenmeyi seçen bir adam.. Hırslı birisi olamamış hiçbir zaman.. Mutlu olmayı istemiş sadece.. Cindy'yi birazcık piçlikle tavlamış ancak, uzaktan yakından alakası yok aslında.. Ve ne acıdır ki tavlamış bile değil aslında.. O'nu sadece çocuğuna iyi bir baba olabileceğine ikna etmiş.. Cindy böyle düşünüyor, ama Dean bunu bilmiyor, o da aşık sanıyor..


Cindy çocuğunu büyütüyor, evliliğini yürütüyor, ve yaşıyor.. Dean'in gözünün gördüğü tek şey Cindy ve kendi kızıymış gibi sevdiği ve sahiplendiği Frankie.. Çok zeki ve iş bitirebilir bir adam olmasına karşın o sakin ve uğraşsız bir hayatı seçiyor.. Bunu yaparken de asla yan gelip yatmıyor, evine ekmeğini getiriyor.. Ancak gençliğinde piç adam peşinde koşan ve kalbini çocuğunun babasına kaptıran Cindy ise her kadın gibi 30'lu yaşlarına geldiğinde başka şeyler istemeye başlıyor.. Salt aşk bile kadınların ruhunu doyurmaya yetmeyecekken, o zaten aşık bile değil.. Dean'i ve o'nun iyiliğini uzun yıllar boyunca kullanıyor, mutluluğu için, kızı için.. Ama artık zehri öyle bir noktaya geliyor ki tek yaptığı onları sevmek, onlara bakmak, onlara odaklanmak olan Dean'i çabalamamakla suçluyor..

Evliliklerinin ortadan çatırdatmaya başlıyor gibi gözükmesine neden olan bu gerilim aslında Cindy'nin içinde çoktan beridir var ve tek yaptığı Dean'i tahrik ederek çileden çıkartıp sonra yaptıklarını yüzüne vurmak ve ayrılmayı isteyebilmesi için kendisine somut dayanaklar kazandırmak.. Hastanenin dışında tartışırlarken ve haksız olduğu halde hala Dean'in üstüne giderek sinir katsayısına tavan yaptırırken bile isteye, bir anda hastane'ye giriyor Dean'in hemen onu takip edeceğini ve olay çıkaracağını öngörerek.. Ve başarıyor da.. Dean'in o noktaya nasıl geldiği asla mevzubahis dahi edilmezken Cindy bunu çıkarı için kullanıyor ve ayrılması için en büyük fırsatı ele geçirmiş oluyor.. Dean fevri, Dean adam dövüyor, Dean olay çıkarıyor.. Etiket bu..

Dean'in hislerini bütün hayatı boyunca sömürmeyi ve o'nu kullanmayı seçmiş olması yetmiyormuş gibi, o'nu hamile bırakan adamı markette görmesini ve içinin çalkalanmasını Dean'e söylemiyor bile.. O'nu gerçeklerden mahrum bırakıyor.. Blogun sağ üst tarafında göreceğiniz en büyük kötülüğü yapıyor.. Dean kıskanınca ve sertleşince de baskın çıkıyor anında.. O Dean ki hayatı boyunca kabullenmek zorunda kalacağı acı gerçeğe rağmen o'nu en üstteki fotoğrafta gördüğünüz gibi sahipleniyor ve sarıyor daima.. Ama Cindy doymuyor bir türlü.. 20-25 adamla yatmış, o'nu hamile bırakan adama doggy vermişken, Dean'in her türlü sevişme isteği batıyor o'na, sapık gibi hissettiriyor.. Ve bunu aslında kendisi yeni ve uç noktada şeyler istiyormuş ve Dean reddediyormuş gibi gösteriyor.. Gerilimi kaosu haksızlıkları yaratıp bir de bütün bunlardan kendisi zarar görüyormuş gibi üste çıkmak.. Fenerbahçeli ikiyüzlülüğü..

Kadınların feminizm söylemleri büyük oranda yalan.. Kadınlar kocalarıyla aynı maaşı falan kazanmak istemiyor.. Hani çok derler ya, gururmuş bilmemneymiş, hikaye hepsi.. Gayet de erkeklerin köpek gibi çalışıp onlardan çok daha fazla para kazanmasını ve asıl yükü çekmelerini istiyorlar.. Geçimlerini zorlaştırmayacak parayı kazanabilen fakat bunu evde olarak rahat davranarak yapabilen bir adam "kötü bir ihtimal" onlar için.. Hayatlarını yalanlar üstüne kuruyorlar, ve sonra vicdanlarında haklı çıkabilmek için haklı olanları haksız konuma sokmaya çabalıyorlar deli gibi.. Ve her daim salak olan ve sadece sevgisine odaklanan erkeğin saf beyni bunlara göğüs germeye yetmiyor ve kadınlar sırtlarını çeviriyor.. Ki bu sırt çevirmek aslında büyük oranda zihinsel gerçekleşiyor.. Fiziksel olarak sırt çevirmek gecikmiş dürüstlük(dürüstlüğe gel) yani..

Dean aslında erkeklerin büyük kısmı burada.. Cindy'yse kadınların.. Dean'in yaptığı tek şey başkasının çocuğunu sahiplenmek, her şeyi sineye çekmek, Cindy'yi sevmek, mutlu ve basit bir yaşamın hayalini kurmak.. Ama Cindy asla dürüst değil.. Zihni -dili öyle demese de- hep o damat tıraşlı, yüksek maaşlı, sözde centilmen doktorda.. Kafasında evliliğini çoktan bitirmiş, sadakatten tümüyle uzak, ve ayrılırken dahi net olmuyor.. Çünkü yarattığı durum, Dean'in sorunlu bir insan olduğu ve evliliklerini parçaladığı yönünde.. Bencilce, aşağılıkça..

Cindy için durum "şartlar öyle gerektirdi." Yalan..
Dean içinse, haksızlığıa uğradığı.. Kandırıldığı.. Kullandığı.. Doğru..


Michelle Williams iyi hoş oynuyor da Ryan Gosling şu filmin çok daha büyük yıldızıdır o'na göre.. Adaylık alamamasını anlayamadım.. Michelle Williams'aysa -oyunculuğu konusunda objektifliğimizi etkilemez elbette- kinimiz büyüktür Heath abimize yaptıklarından ötürü.. Orospu..

Cesur filmleri seviyorum.. Ve tek taraflı(ataerkil) cesurluk değil, dikkatinizi çekerim.. Blue Valentine kalbe dokunan filmlerden.. Yukarıda saydıklarım gibi.. Ve yeri çok çok başka oldu.. Subjektif;

10

10 Şubat 2011 Perşembe

Şimdi uyuyım yarın sabah erkenden kalkıp çalışırım


Serkan Altuniğne'nin Penguen'deki Osuruklar köşesini bilen bilir.. "Bizden bi bok olmaz" mottosuyla yola çıkan kafadarlarımız her gün birbirlerine hayatlarını düzene sokma maksatlı sözler verirler ve tırnak içi cümlesinden de anlaşılacağı üzere bir bok yapamazlar, içlerinde patlar kararları.. Mizacı bu tarza yatkın olanlar pek bir severler bu köşeyi.. Ben gibi.. 6 gün önce onca laf edip köşesine çekilen yanardöner Barakuda geri geldi.. Gittim noldu? Geldim noldu? Hiçbir bok olmadı elbette.. Anlamsızlıklar bitmiyor çünkü.. Sürüyle hak elimizden alınırken dolaylı veya dolaysız, küfür edip alayına gitme hakkımız gittiği yere kadar elimizde olsun bari.. Öyle de aşağıdasın böyle de.. Sonuç olarak.. Kıvırdım ve geldim.. İnsanlar gerçek hayatta kıvırıp kıvırıp herkesten çok şerefli edalarında gezinirken ben sanal alemde kıvırmışım çok mu? Artık sövüşler alayına..


Capuaa! Shall I begieeeeaağğnn!??

5 Şubat 2011 Cumartesi

Adam haklı beyler..

insan, iyi kötü anlatmayı başardığı ya da bi türlü anlatamadığı şeyi, başkası güzelce derleyip toparlayınca garip bi mutluluk duyuyor..

orhan pamuk, 2008, masumiyet müzesi, iletişim yayınları, s.253

"o gün babam için mi yoksa füsun cenazeye gelmediği için mi acı çektiğimi soran okurlara ve müzegezerlere, aşk acısının bir bütün olduğunu söylemek isterim. gerçek aşk acısı, varlığımızın en temel noktasına yerleşir, bizi en zayıf noktamızdan sımsıkı yakalar ve diğer bütün acılara derinden bağlanarak bütün gövdemize hayatımıza ve hiç durdurulamayacak bir şekilde yayılır. eğer umutsuzca aşıksak, baba kaybından en sıradan talihsizliğe kadar her şey, diğer bütün acılar, dertler ve huzursuzluklar, her an yeniden kabarmaya hazır olan bu asıl ıstırabımızın tetikleyicisi olur. benim gibi aşk yüzünden hayatı altüst olmuş biri, diğer bütün dertlerinin çözümünün de aşk acısının sona ermesiyle mümkün olacağını sandığı için, içindeki yarayı istemeden daha da derinleştirir."

4 Şubat 2011 Cuma

Bir ben vardı..

bazen anlamsız geliyor her şey..

hepinizin başına gelmiştir elbet diyemeyeceğim -yine çokbilmişlik olur- çünkü garip bir his.. anlamsızlık.. eylemsizlik hali bir zaman sonra eylemsilerle eylemlilik gibi gözükür insanın gözüne ama hepsi aslında koca bir hiçtir.. yapılan hiçbirşey bir eylem değeri taşımıyordur aslında.. yaptığını, yarattığını, oluşturduğunu sandığın şeylerin sadece kendini tatmine dönüştüğünü hissedersin.. ruhlarda, bedenlerde, zihinlerde iz bırakmak denen şeyin toptan unutulup sanala bağlıyor, daha doğrusu ona bile bağlayamıyor oluşu yakar şöyle bir inceden.. kendini anlattığını sanırsın, ama anlamak isteyen kim.. iki dakikada yargılayıp damgayı vurup müsveddeye atarlar.. dinlemek, tanımak, çözmek.. nerede? yoklar.. dinleyenler nerede? bir yere kadarlar.. kendi çapında dönmek iyidir bazen.. ama çemberin merkezine doğruysa bu gidiş, bir süre sonra semazene bağlarsın ve işin erbabı değilsen sıçtığının resmidir, ve düşersin.. bakarsın ki çevrende, döndüğün, yürüdüğün yerlerde tek bir iz yok.. çevrende zikzaklar çizenler, hoplayanlar zıplayanlarsa görmezler seni eylemleri sırasında.. yerdesindir.. kalkıp gitsen de tenhaya, izin yoktur.. yoksundur.. geçmişe bakarsın, veya şimdiye.. için acıması denen şeyi öyle derin hissedersin ki.. tanımayıp tanıyor gibi ahkam kesenler, önce ilgi gösterip sonra ruh hastasına bürünüp arkasını dönenler, yakınından dahi geçmediğin yaftaları vuranlar.. ve bir süre sonra, içinde hala o bütün haksızlıklara isyan etsen de çok hafif de olsa, hala karşı çıktığını da bilsen, kabullenmek.. birazcık.. ama kini de dibine kadar korumak.. kötüsüyse kinden bir pay da kendine ayırman.. kendine kin tutmak.. kötü.. bazen birşeyler yapıyor olmak fazlalık geliyor, salakça geliyor.. salak hissetmek çok acı birşey.. salak hissedince, yazdıkların, paylaştıkların, sövüşlerin, sevişlerin, takdirlerin.. anlamsız geliyor.. filler sikişir, çimenler ezilir ya hani.. bir de toprağın altında olanlar var.. her şeyin dışı.. yok olanlar.. o da kötü.. küfür ettiğimi farkettim.. küfür edenleri de yaftalayanlar var bu dünyada çok.. küfür kullanmayıp her türlü aşağılık ve haksız ithamı her an kullanmayı adet haline getiren çok kişi elittir ama bu hayatta böyle de birşey var.. hepinizin amına koyayım ikiyüzlüler.. hayat süreçlerden ibaret sanırım.. 23 yılcık bana bunu öğretti.. bazen başkalarına çok saçma gelen bir davranış sana o an için en doğru şeymiş gibi gelebiliyor.. o anlardan birindeyim sanırım.. aa bak şu da kötü.. zerre siklenmeyecek bir yazıyı bu kadar uzatmak.. mazur görülesi ama yine de dimi ya.. veda niyetine işte.. sevdiklerimi gene takip ederim ben, okumak iyidir.. sövsen de kızsan da gülsen de sevsen de, okumak iyidir.. 3ün1iyim ben bu blogda.. aa gene küfür oldu, bu adam gerçek hayatında garsona sipariş verirken bir sütlü neskafe amınakoyim falan da diyodur ıyk.. heh 3ün1iyim ve sırf beni bağlar bu dediklerim onu diyorum işte.. döner miyim, dönmez miyim bilinmez.. ben genelde sözlerini tutamayan yanardöner bir adam olmuşumdur hep gerivites yaparım iğrencim falan, yani sonuç ne olur bilemem.. bugüne dek kimler vakit ayırıp okuyup yorum yazdıysa yanaklarından öperim.. yalancı okuyucu olarak vitrinde olup hiç pas vermeyen varsa şahsi oynuyosun derim, diğer 2 panpamıysa(joker ile vendetta) yalarım en ıslağından(gay değilim), ohşş.. evet, ben her şeyin anlamsız ve boş geldiği andayım.. tribini sikeyim diyeniniz vardır, canınız sağolsun, canınıza sıçayım.. daha az salak hissetmek istiyorum ve Barakuda etiketine kilidi vuruyorum, esen kalın..

çav..
Related Posts with Thumbnails