
Konuya girmeden önce, yukarıda görmüş olduğunuz iki mankenin oyunculuğu nasıl kıvırmış olduklarının sayısız kanıtından birini sunayım size.. Birçok dıştan kelebek içten öküz kesim tarafından hala kabullenilememiş olan Kenan İmirzalıoğlu ve soğuk ifadesi kötü oyunculuğuna dayanak olarak gösterilmeye çalışılan ama yeteneği bulduğu her fırsatta fışkıran Cansu Dere.. Şu bakışlara dizideki karakterleri de gözönünde bulunarak paragraflar dolusu şey yazılabilir.. Saygı duyulası..

Burada geçen sene Ezel postlarını görüp de arkasına bakmadan kaçanlar dışında çoğu takipçi görmüştür diziye olan hayranlığımızı.. Türkiye'de çekilmiş en kaliteli dizi olan Ezel'in toplum nazarında yeterli değeri görmemesine ve üstüne üstlük her fırsatta aşağılanmasına gösterdiğimiz kendi çapımızdaki tepkileri de.. Son cümleyi baştan söyleyeyim tam da bu anda.. Ezel hala ülkemizde seyre sunulmuş bütün dizilerin açık ara lideridir..

Dizi geçen sezon ciddi bir hayran kitlesi kazanmışken reytingler ve ülke içinde oluşturduğu gündem açısından belli bir eşiği kesinlikle atlayamadı.. Zamanında İkinci Bahar, Kurtlar Vadisi, Aşk-ı Memnu gibi dizilerin, gündemi meşgul etmede en önemli kıstas olan anahaberlerde yer alabilmeyi be ölçüde başardığını hatırlayınız.. Ezelse popülaritede hep 2. sınıfta bir seyir izledi.. Nedeniyse blogda defalarca değindiğim insanımız..

Başka halkları pek bilmem ben.. Ama bizim halkımız rüzgarcıdır.. (Bu noktadan sonra bütün genellemeleri %99 olarak algılayınız, beni yormayınız bir zahmet) Bizim halk her daim "armut piş ağzıma düş"çüdür.. Atatürk'ün halkımızı motive etmek için söylemiş olduğu çalışkanlık, zekilik ve ahlaklılık tamamen palavradır.. O da biliyordu ne mal olduğumuzu.. Buna rağmen başardıklarına bir kez daha hayran olduğum andır şu an..

Ne diyorduk.. Hah.. Bizim insanımız kafasını yormayı sevmez hiç.. Beyin fırtınasıymış, teze antitez bulma çabasıymış, ortaya konan şeye şüpheyle bakıp ardını görmeye çalışmakmış falan hiçbirini yapmazlar.. Tembellikle embesillik arası bir şey diyecekken tembesillik diye birşey geldi aklıma şu an.. Uydu da.. Barney Stinson yapınca gülüyorsunuz buna da gülün ne var yani.. Bu tembesiller kendilerine ne verilirse onu alırlar.. Ve yüzyıllardır süregelen bu özellik beyinlerini gitgide köreltmiş ve aziz nesin'e verdiği oranın düşüklüğü için kızmamı dahi beraberinde getirmiştir..

Ezel özellikle genç ve belli bir tahsil ve gelir düzeyini sağlamış kesim tarafından takip edildi.. Bunun karşısında eğitim, gelir, hayat görüşü gibi faktörlerle etiketleyebileceğimiz birçok orta ve üst tabaka insanı tarafından dahi ise benimsenmedi.. Çünkü bu yozlaşmışlık en üst tabakalara dahi sirayet etmişti bir kere.. Evlerin anne babaları bunca sene Aliye'yle, Binbir Gece'yle, Bir İstanbul Masalı'yla vs uyuşturulduktan sonra ciddi bir düşünme ve sorgulama çabası isteyen Ezel, anında yadırgandı beyinler tarafından.. İzlemeye devam eden çoğunluk ise diziyi anladıklarını sanarak, birçok detayı kaçırıp devam etti.. Bu, sağlam bir gidiş değildi ve gün geçtikçe patlamaya başladı doğal olarak..

İlgiyi elinde tutan ve en büyük payı oluşturan genç kesimin geneli ise bahsettiğim rüzgarcı zihniyetin neferleriydi.. Bizde insanlar birşeyi beğendikleri için izlemiyorlar.. Veya da beğenecekleri bariz olan birşeyi kümenin dışında kalan elemanlardan olmak için izlemiyorlar.. İzleyenlerin büyük kısmı diziden alacağı hazzın önüne koyuyor toplumdan ve gruptan eksik kalmama çabasını.. Birşey hasbelkader popüler olmuşsa, onun dışında kalmayı istemiyorlar kesinlikle.. Bu, salı sabahı iş yerinde muhabbete fransız kalmamak olsun, okuldaki kritiklerde mal gibi durmamak olsun hep aynı mantık.. Popülaritenin tavan yaptığı süreçte hep böyle devam ediyor ve dizi, film, politikacı, parti, futbol takımı, oyuncusu, gündem maddesi vs her şeyde olduğu gibi bir süre sonra o yoğunluğu yok etmek için fırsat kolluyorlar.. Ülkemizde her konuda böyle olmuştur.. Tümden de gelsek tüme de varsak bu böyledir.. Ezel de bu erozyona maruz bırakılmıştır bu kişiler tarafından..

Zaman geçer, akıp gider.. Ama kafa aynı kafadır.. Gündemi işgal eden ve hayatlara giren o şey bir süre sonra alınan bütün haz ve ortadaki kalite gözardı edilerek yok edilmeye çalışılır ve her yerde rastlanabilecek en ufak hatada bunlar inanılmaz ölçüde büyütülür ve kanser gibi yayılır bütünü yok etmek için.. Bir kişi kuyuya taş atmayagörsün..

Toplumumuzdaki linç kültürü de bu zihniyetin bir yansımasıdır.. Önceleri herkes Ezel'i izlerken küme dışında kalıp elit olmaya çalışan ve Ezel'i her fırsatta aşağılamaya çalışıp ortalıkta "Ezel ne lan?" diye gezinenlere gözlerini karartıp saldıran kişilerle rüzgar tersine döndüğünde Ezel'i hala savunanları da yanlarına çekmeye ve bu ihaneti vicdanlarında temize çıkarmaya çalışanlar aynı kişilerdir.. Sürü psikolojisi mi deniyor buna.. Galiba öyle.. Dışarıda kalmaktan bu kadar korkanlar ve dışarıda kalmayı sadece dışarıda kalmak için seçenlerin %99'u oluşturduğu baştan sona boklu bir değnek..

O insanlar sürüden ayrılma girişiminde ilk kez dizi 15. bölümde atv'ye geçtiğinde bulunmuştu.. Yeryüzündeki bütün dizilerin her bölümünün aynı kalite düzeyinde olamayacağı gerçeğini unutup değişen yeni kanalla birlikte değişen ekran renklerine bile deli gibi saldırarak tükrük saçıyorlardı.. Dizi de alışıldık temposunu azıcık olsun yavaşlatmıştı 15'ten sonra birkaç bölümlüğüne ve insanların diziden kopma sinyalleri net bir görüntüye dönüştü o sırada..

Sonra ne oldu? Ezel o sırada sadece oyunu kuruyordu gene ve 24 25 gibi tekrardan coşmaya ve 1 numara oluşunu en derininden hissettirmeye başladı.. Ve ilgi aynen sürdü.. Ama içteki, adını dahi koyamadıkları amaç aynen devam etti varlığını sürdürmeye.. Diziyi izleyenler yanardöner taraflarını doyurmak için, izlemeyenler ise izlemiyor oluşlarını bir temele dayandırabilmek için dizinin "bozmasını" aç kurt gibi bekliyorlardı..

Sezon arası, soğuyunca bütün değerlerini dahi satabilecek insanımız için sağlam bir fırsattı.. Ve soğudu herkes.. Alınan reytingler ve hakedilen ilginin hala sağlanamamış olması yapımcıları arayışlara itti ve senaristlere yapımcılar tarafından zorla dikte ettirildiğini düşündüğüm Kıvanç Tatlıtuğ hamlesi geldi.. Aşk-ı Memnu'nun rüzgarından ve Tatlıtuğ'un izleyiciler üstündeki geniş himayesinden yararlanıp diziyi üst sıralara taşıma amacı güdüldü.. Fakat bu hamle Ezel'in ruhuna kesinlikle aykırıydı ve bunu geç anladık..

Ezel, Dexter'ın House'un Lost'un dahi birçok önemli hata yapabildiği bir düzende doğal olarak zaman zaman hatalara düşmüş bir diziydi.. Ama bunların bir dizinin kalitesini pat diye düşürmeyeceğini çok az zihin kabul edebildi.. Amaç belliydi çünkü ve bulunacak her hata deli gibi büyütülmeli ve o amaca hizmet edecek şekle büründürülmeliydi.. Tatlıtuğ hamlesi de kusursuz bir silah oldu bu amacı güdenlere..

Zihinler birşeye hazırlanmış ve atgözlüğü takılıp o şeye odaklanılmışsa, geri dönüşü çok zordur her zaman.. Elindeki ve önündeki her şeyi evirir çevirir istediğin kalıba sokabilirsin.. Güzel adam
Rijkaard ülkedeki tek ve müthiş röportajında ne demişti? Bu ülke futbolunda her şeyden biraz var ama hiçbirşeyden tam yok.. Bizim buralarda insanlar önüne geleni tatmak istiyor.. Bunun üstüne bunca doyumsuzluk da var, bencillik de var, ayran gönüllülük de var, var oğlu var.. Gerçek birdir ama.. Hiçbir işi tam yapmayıp, alayına girişip, yaptıklarını da piç etmek..

Hayatın her alanında böyle değil mi zaten.. Bizim ülkede herkes futbolu çok iyi bilir mesela.. Öyle ki gerçek bilgeleri gözlerini kırpmadan aşağılarlar.. Çingene derler, kasap derler, adıyla dalga geçerler.. Bizim ülkede herkes doktordur.. Hem onlara durmadan akıl verirlerken, hem de birdolu tavsiye duymak isterler.. Kafalarında sağdan soldan duyduklarıyla bir hastalık oluşturup ve onu beğenip, kendilerinde o hastalığın olduğunu duymak için konuşurlar da konuşurlar.. Bizlerde minimum 3 kişi biraraya geldiğinde bu elemanların hepsi müzikten çok iyi anlıyordur kesin.. Hayatın anlamının amına koymuşlardır, yardırır da yardırırlar.. Ekonomi konuşurlar, vatan kurtarırlar, sinema eleştirmenliği yaparlar, uçarlar, kaçarlar.. Her şeyi çok ama çok iyi bilirler.. Bir gün Ezel'i deli gibi övüp savunurlarken birkaç ay sonrasında "Ezel bozdu yea", "Ezel baydı yea" derken bulabilirsiniz onları.. Överken herkesten fazla övmeye çalıştıkları gibi yererken de herkesten önce davranmaya ve ne kadar erken bıktıklarını, sözde hataları kanıt sunarak anlatmaya çalışırlar ama aslında alt metinde aslında kendilerini övüyorlardır..

Ezel bozmuş.. Ezel baymış.. O kadar çok duyar oldum ki bunu çevremde veya nette.. Gerçekte bozuk olan, bayık olan sadece insanlar ve onların kokuşmuş algıları.. Ben de biliyorum Ezel'in ilk sezondaki efsane çizgisinde ilerlemediğini.. Ancak bozulan birşeyin olmadığını da çok net görebiliyorum.. Ezel'in bu yolda ilerleyeceği daha ilk sezonun başında belliydi.. 12. bölümdü sanırım.. Dayı'nın taksiciyi öldürdüğü sahne..
Aha da buldum buyrun.. Olay daha başında belli yani.. Bütün ekibin senaryomuz 2 senelik şeklindeki demeçleri kolpa değil.. Ve evet, her şey planlı..

Senaristler sıçtı deniyor son zamanlarda.. Evet.. Ramiz'in oğlu, Sekiz, Antep'teki aile üçgeninde bir hata olduğu bariz.. Ama bunun sonradan yapılan Sekiz hamlesi yüzünden olduğunu düşünüyorum ben.. Senaristler her ne kadar Sekiz karakteri baştan beri vardı dese de, aksi fikrim hala geçerli.. Senaristlerin yapımcılar diretti biz de yaptık diyecek halleri yok.. Hatalar bir anda türemedi.. Önceden de vardı, şimdi de var.. Ama önemli olan, bu hatalar abartılmadığı müddetçe her zaman sahnelerin etkileyiciliğidir..

Bunca vakit savundum.. Eleştirdiğim noktalar yok mu, elbette var.. Dizinin ilk sezon kadar "hayvan" ilerlemediği bir gerçek, bozmamış olmasının yanında.. Bunda da temel faktör heyecanı, merakı ve gerilimi her daim en üst seviyede tutabilen sırlar.. Bir dizi üstüne oturduğu ve beslendiği sırları açığa çıkarırsa eski etki düzeyine ulaşması çok zorlaşır.. Yerli yabancı sayısız yapımda gördük bunu.. Ezel bu yola erken saptı bence.. Ezel'in Ömer kimliğini annesine açması çok erken olmuştu mesela(6.bölümdü sanırım).. Bahar ve Ali'ye açılması kabul edilebilir, hiç sırıtmadı da.. Ancak Cengiz ve Eyşan ikilisinin çok aceleye geldiğini düşünüyorum.. Cengiz'in katlanacağı ve şüpheye düşeceği çok şey vardı daha..

Eyşan'ın sırrı öğrenişiyse dizi hakkında bugüne dek en çok üzüldüğüm ve kızdığım noktadır.. Eski Kurtlar Vadisi'ni izlemiş olanlar bilir ki sezonlar boyu deli gibi merakla beklenmiş an Polat'ın Ali kimliğini yakınlarına açıklaması anıdır.. Fakat bu sahne bir anda bir müzikle bastırılmış ve bizler tek bir diyalog duyamadan sahne bitmiştir.. Bundan daha çok önem teşkil eden Elif'e açılma olayıysa hiç gerçekleşmemiştir.. Hayal kırıklığını KV'yi KV olduğu zamanlarda izleyenler anımsayacaktır.. 2. sezonun ilk bölümünde de Kenan Birkan Eyşan'a Ezel'in Ömer kimliğini açıkladığında bir anda müzik girdi ortalık bir garipleşti ve aa bir baktık ki Eyşan gerçeği öğrenmiş.. Eyşan bu gerçeği Ezel'in ağzından yüzyüze duymalıydı.. Büyük bir eksiydi bu..

Dizi Kıvanç Tatlıtuğ'un bulunduğu 4 bölümde kanımca dip noktasını görmüştür.. Yani bu hamle ters yönde etki yapmıştır.. Bölüm içi kurgulara dayanan büyüden vazgeçilmiş, sadece amaçsız, hedefsiz, şaşırtmacasız sahnelere kalmıştır dizi bu süreçte.. O dönemler çok sinirlendiğimi hatırlıyorum.. Ezel'le Sekiz'e yalandan dövüş sahneleri uydurup onları ekran önünde kapıştırmak falan çok ucuz numaralardı..

Peşinden gelen, Ezel'in dibe vurduğu 2-3 bölüm de aynı şekilde Ezel kalitesine göre vasat ilerlemişken haliyle içimi bir korku kaplamıştı benim de.. O dönem bir de günü gününe takip edememiş olmam ve bunun birkaç hafta boyunca sürmesi elimde birçok bölümün birikmesine sebep olmuştu.. O korku işte beni bir süre kilitledi.. Ezel'in beli doğrultamayacağı fikri bölümleri yutmamı engelledi.. Sonra ne oldu?

9-10 bölümü artarda izledim ve gördüm ki korkularım boşaymış.. Ezel merak unsurunu tavan yaptıran sırları ilk sezona göre azaltmış olduğundan ötürü birazcık düşüşte olsa da hala Ezelmiş.. En iyisiymiş.. Demek istediğim şudur ki dizi illa ki eleştirilebilir.. Olması gereken de budur.. Ama sabretmek lazımdır her zaman.. Bekleyip görmek.. Ve daha çok beklemek.. Sıkıldın mı, izlemeyi bıraktın mı da nedenlerini dürüstçe söyleyebilip, yamulmamak..

Tekrar başa döneceğim.. Diziye olan önyargılara.. Aklıma geldi de birşey.. Entelektüel kimliklerini toplumun dayattığı normlara mahkum edip adım adım iğrençleşen ve entel sıfatını layıkıyla taşıyan kesimin Ezel'e düşman olmaları bilinen ve açık bir durum.. Bunların içinde veya kısmen de olsa dışında gezinenlerin yine %99'u her fırsatta Ezel'i aşağılayan cümleler kurarlar.. Alışıldıktır.. Ancak zekasına ve birikimine hayran olduğum bazıları vardır ki onlardan bu diziye gelen her taş benim canımı acıtmıştır, üzmüştür..

Dehalarından kimsenin şüphe duyamayacağı Umut Sarıkaya ve Fırat Budacı'yı bilirsiniz.. Belki istemiyorlarsa da bir şekilde içinde bulunmak zorunda oldukları camiayı çok sert tavırlarla eleştirebilen ve bizler gibi sıradan vatandaşlar tarafından büyük takdir toplayan bu ikilinin Ezel karşıtı yazıları veya karikatürlerini çoğu kişi görmüştür.. Umut Sarıkaya en az 3-5 defa Ezel'i ve izleyenlerini direkt olarak aşağılamıştır karikatürlerinde.. Şimdi çıkıp da isteyen istediğine laf eder demeyin.. Zerre fikir sahibi olunmadan, adam gibi oturup da izlemeden yapılan(oturup bölümleri yuttuklarını söylemeyecek sanırım kimse) sağlıksız yorumlaradır lafım.. Sonra keza Fırat Budacı'nın bir çakışı vardı ki çok aşağılık bir tavırdı.. Dizide çalan bir şarkı (Bir ihtimal daha var idi sanırım) bilmemkaç saat içinde bilmemkaç bin kişi tarafından cep telefonlarına melodi olarak yüklenmiş.. Haber bu.. Altında da Dayı'nın karikatürü.. Diyor ki.. Şöyle birşey.. "Şu bizim millette de sike sürülecek akıl yok be yeğen".. Ne denir ki şimdi buna.. Yazık..

2. sezonun hem günümüz hem de 1971'le paralel ilerliyor oluşu çok iyi bir hamle bana kalırsa.. Geçmiş, ben dahil herkesin daha çok zevki aldığı sahneleri barındırıyor günümüze göre.. Muhteşem Haluk Bilginer oyunculuğuna rağmen günümüz senaryosunun yetersiz kalışı büyük eksidir bu sezon adına.. Bunda yalnız çok önemli bir pay var ki o da bölümlerin ülkedeki yerleşik düzen yüzünden 100 dakika olmaya zorlanması.. Bu dizi 45 dakika olsaydı emin olun ki en ufak bir eğretilik veya negatif unsur olmayacaktı ve diziyi övmek için lugatımız yetersiz kalacaktı.. 100 dakikanın içini doldurmak için illa ki gereksiz muhabbetler ve fazlalık olaylar eklenebiliyor.. Maalesef..

Sekiz'in olayının sonlanması ve sonraki 1-2 bölümlük durgunluğa beklenmedik Mert hamlesi eklenince Ezel efsaneleri arasına girecek bir 41. bölüm izlemiş olduk.. Başından sonuna kadar muhteşem giden bir kurguyla bezeli bölüm, ilk sezonun efsane bölümlerine kafa tutar kalitedeydi.. Mert'in ölümü kısmen tıkanan senaryonun önünü ciddi şekilde açtı ve Kenan Birkan-Ezel restleşmesinin altını doldurmuş oldu..

Ezel'in tekrardan yükselme aşamasında gerek tamirhane süreci, gerekse vurkaç ve abilerin arasına girme çabası, akışı bozan ve burun kıvırdığım kısımlardı.. O 100 dakika bir şekilde dolacaktı.. Ve başka yolu yok.. Yusuf Eğir'miş, babalar meclisiymiş falan.. Gereksizdi.. Kenan Birkan'la savaşılacaksa o'nun yanına yükselmek değil, aşağı indirmek olmalıydı amaç.. 40. bölüm sonunda parti baskınında bu işaret çok güzel verilmişti ama gerisi gelmedi pek ne yazık ki..

Kenan İmirzalıoğlu yardırmaya devam etmekte.. "erkek adam ağlamaz" düsturunun hakim olduğu ve ağlamanın her daim aşağılandığı şu dünyada bu kadar yakıcı bir ağlamanın da "ne çok ağlıyor bu da ak" minvalinde değerlendirilmesi şaşırtıcı değil.. Takdir etmeyen ve her daim kıskanan halkımızın
şu sahnedeki haykırışları ruhunun derinliklerinde hissetmesi de beklenemez tabii ki..

Aynalar, gölgeler, yansımalar.. Ezel'de hep büyük önem taşımışlardır.. Ders niteliğinde sahnelerin vazgeçilmezleridir.. Aynada kendini gören ve neye dönüşmekte olduğunun idrakına varan yitik hayatlar.. Kaybettiklerinin siluetlerini gecenin köründe bir duvarda gören çaresiz bedenler.. Birşeyleri anlamak ve hissetmek için daima bu tarz tokatlara ihtiyacı olan bizler.. İnsanlar..

Cengiz dizi ve film tarihimizde yaratılmış en komplike karakter belki de.. Kötü bir insan.. İyi olabilmek için çok çabalamış.. Ama kapılar hep yüzüne kapanmış.. Hala zaman zaman umutlanıyor ve yine gösteriyor aynı çabayı ancak sonuç aynı.. Karanlık sokak-aydınlık sokak sahnesi hatırındadır herkesin.. Cengiz o'dur işte.. Karanlığı seçen.. Hem meraktan, hem de karanlıkta umuttan kaçmanın kolaylığından.. 2. kez ihanet etmiş olması o'nun doğasının gereği.. Ne diyordu Dayı? "unutma, bin kere dönsen o güne, bin kere ihanet edecekler sana..
herkes doğasının gereğini yapar yeğen.."

Ekranda bugüne dek o'nun Eyşan'a olan aşkı gibi bir aşk gördüğümü hatırlamıyorum ben.. Kendi ağzından dinleyelim..
Buyrun.. 7.30'dan izlemek yeterli olacaktır.. Cengiz Eyşan'a kavuşmak için her şeyi yapar, herkesi satar.. 2. defa dahi olsa.. Ezel'e o'nu ne için sattığına dair olan telefon konuşmasını hatırlayın, güzel sahnedir.. Demem o ki, Cengiz'in satışı dizinin ruhudur, cuk oturmuştur..

Şebnem olayı da Kenan'ın Ömer'in sırlarını öğrenmesinin ve Bahar'ın ölümünün altını doldurdu yine başarılı bir şekilde.. Bonusuysa tamamen vasıfsız bir role bürünen Tefo'yu tekrar olayların göbeğine yerleştirmesi oldu.. Bade'dir Mahsun'dur falan diye bitirmeyin hemen, kız çok iyi oynuyor.. Tefo'ysa ilk sezonda yarattığı etkiyi aynen sürdürüyor.. Şebnem'le tuvaletin dışında konuşurkenki yere çökmüş hali.. Ali'ye silah doğrulttuktan sonra havaya sıkıp kendini o'nun kollarına bırakması.. Depo'da Ali'nin Şebnem'in mektubunu okuduğu andaki mimikleri..
İyidir abi iyidir..! (00.10)

Ezel'i bu sezon hiçbir zaman istikrarlı bir ruh halinde görmedik.. Ya dipteydi, çaresizdi, durmadan ağlıyordu, ya da umursamaz takılıyordu görüntüsünde.. Bu geçişlerin çok iyi yansıtıldığını söylemek lazım.. Bu halinin o da farkında, ve Ömer'in kişiliğinden çok uzak bir görüntü çizdiğinin de.. Öyle ki Can'a attığı tokat sonrası Can'ın tepkisinin o'nu ne denli korkuttuğu ortada.. Eyşan'ın kanını, Cengiz'in ruhunu almış olması o'nun için cehennemle eşdeğer.. Velet de süper oynuyor hakkını verelim.. Zaten çocuk oyuncuların hepsi süperdi bugüne dek.. Can öyle.. Eren keza.. Sonra Ramiz'le Kenan'ın bastığı dükkanın sahibinin oğlu.. Tüfekli olan hani.. Bir de Mert'in küçüklüğü.. Bu da güzel..

Ezel'deki bazı bölüm sonu tercihleri hoşuma gitmiyor.. Ezel Mert'in intikamını almaya çalışıyor.. Uzun süre uğraşıyor.. O'na her ortamda rastlıyor, yüzü gözünün önüne geliyor.. İntikamını kısmen de olsa alıyor.. Evinde o'nunla konuşuyormuşçasına vedalaşıyor.. Duygulanıyoruz.. Hoop.. Bade'yi arıyor bir anda.. Diğer bölümün başında da olabilirdi o sahne.. Tam moda giriyoruz dağılmışız, bir anda tersine dönüyor.. Birkaç bölümde daha oldu bu.. Sevmiyorum..

Bade demişken.. Ezel asla popüler isimlere ihtiyaç duymamıştı bugüne dek.. Hakkı verilmemiş tiyatro oyuncuları, yetenekli genç isimler vs tercih edilirdi hep ama bu sene durum farklı maalesef.. Bu da reytinglerden ötürü sanıyorum.. Berrak Tüzünataç çok yeteneksiz ve ekranda sevişebilmesinden başka özelliği olmayan birisi.. Çok kötü ve uyuz edici bir tercih.. Karakterinin de sadece Ezel'in gönlünün kayacağı biri olmayacağını düşünüyorum.. Bu şekliyle çok vasıfsız olur.. Cengiz'in hainliğinden sonra 2. darbe Şebnem'le geldi ve çok kişi bunu yeterli kabul edebilir.. Ama Kenan Birkan sözkonusuysa ardını kovalamak lazım bu işin.. Ezel'in de bunu en başta çözdüğünü ve ileriki bölümlerde muhakkak bu yönde bir gelişme olacağını, gizlerin aydınlanacağını düşünüyorum..

Eyşan çok değişik ve güçlü bir kadın.. Cansu Dere'nin katkısı çok büyük ve iddialı bir laf ediyorum, bu rolü o'ndan başkası oynayamazdı diyorum.. Kenan'ı kendine aşık ettiği ve babasıyla hesaplaştığı süreçte muhteşemdi.. Ezel'le bir öyle bir böyle halleri feci sıkıyor ama..

Ali de senaryo gereği fazla eğilip büküldü.. Bu adam aralarındaki en kötü kişi belki de.. Mert'in ölümüne üzüldüğünü görenlerin kaçı o'nun Mert'i öldürmesine ramak kaldığını hatırlar Mert'in kanıt toplama sürecinde? Azad'la oynaşmaları, Ezel'e ders verme çabaları, tek başına işlere kalkışmaları falan karakteri basitleştiriyor sadece.. Cengiz'deki istikrar onda yok ve Barış Falay her ne kadar şahane oynasa da Ali gözümde epey bir değersizleşti..

1971'le başlayıp henüz 1976'ya kadar işlenen süreç muhteşemdi tek kelimeyle.. Ezel'i büyük oranda ayakta tutan da bu flashbacklerdi zaten.. Ufuk Bayraktar Ramiz'in gençliğindeki tecrübesiz ve acemi halleri cesareti ve ince psikopatlığıyla birlikte müthiş harmanlıyor.. Giyimi, kuşamı, terbiyesi, ve anadolu kanından, entelektüel, bilgiç, serinkanlı, şehirli Ramiz'e evrilmesi sürecini ileriki bölümlerde daha iyi göreceğiz sanıyorum, görmeliyiz de.. Karakterin özü aynı çizgide olsa da davranış bakımından arada ciddi farklılıklar ve bunların ortadan kalkması aşaması epey zevk verecek izleyiciye..

Ramiz'e göre çok daha başarılı olmuş bir Kenan Birkan seçimi sözkonusu.. Beklendiği üzere şahane oynayan Haluk Bilginer'in ağırlığının altında ezilmeden kalabilen Cahit Gök'e saygılarımızı sunalım.. Kenan gençliğinde kafası her türlü hinliğe çalışan ama özünde çok saf birisi.. Aşkını çok saf yaşıyor, dostuna çok saf güveniyor.. Resimlerde de görülebilen gözündeki ışık yetiyor kendisinin büyüsünü hissetmeye..

Selma seçimi bence çok başarısız olmuş.. Ancak bu, çok memnun edici bir başarısızlık.. Karaktere hiçbirşey katamayan Nurhan Özenen'in karşısında Selma'nın gençliğini oynayan Zeynep Köse ışıl ışıl parlıyor.. Bunun yanında karakterin hırslı ve bence yelloz yapısını da dibine kadar yansıtıyor.. Geçmiş ve şimdiki zamandaki karakterler çok çok farklı.. Selma'nın ışıltısı, haseti, ve yanardöner hali Ramiz ve Kenan arasındaki husumetin temelini atan gelişmeler.. Ve daha aslında hiçbirşey görmedik..

Dizinin başından beri gözümüze sokulan Dayı haklı Kenan haksız olayı tam tersi gibi gelişecek sanırım.. Şimdiye kadar gördüklerimiz bu yönde.. Kenan bildiğin masum birisi.. Günahı bile isteye işleyenler Selma ve Ramiz.. Her şeyin farkında olarak o yola giriyorlar ve Kenan'a deyim yerindeyse kıyıyorlar, o'nu salak yerine koyup kandırarak, aldatarak.. Ki Kenan buna karşın hala Selma'dan medet umabiliyor, dönmek için ona şartlar sunabiliyor.. Ve Ramiz'e de hala değer vermeye hazır.. Olayı kapatabileceğini sanıyor.. Kenan'a daha o kadar çok üzüleceğiz ki..

Ezel sezon ortasına kadar bir şekilde gitti ve bence asıl olay bundan sonra başlıyor.. Kenan'ın yaralanması ve abisinin ölmesiyle sonuçlanan olayın başını ve sonunu izlemedik daha.. Nelere mal olduğunu ve ayrılığın sadece bundan sebep geliştiği konusunda kesin bilgimiz yok.. Ve ben sezon sonuna doğru muhteşem sahneler izleyeceğimizi ve temponun inanılmaz derecede artacağını hissediyorum..

Bugüne dek Cengiz'in geçmişine ve ailesine hiç değinilmemesi çok garip geliyor.. O kötülük pat diye türemiş olamaz karakterini düşünürsek.. Sevgiden uzak büyüdüğünü ve hep itilip kakıldığını biliyoruz.. Fakat fazlası kesinlikle olmadı, görmedik.. Kendisine odaklanılan bir bölümle geçmişe gitsek fena olmazdı.. Tefo'nun kardeşini öldürmesi gibi efsane sahneler çıkabilir Cengiz'e dair de..

İşbu post 51. bölümü seyretmeden yazılmaktadır.. Bölüm efsane diyorlar.. Ezel döndü diyorlar.. Heyecanlıyım.. Ama zaten hiç kuşkum kalmamıştı yukarıda bahsettiğim korkumun boş çıkması aşamasından sonra.. Böyle bir dizinin bitiş süreci de muhteşem olacaktır zaten.. Hele ki dizinin çıkış noktasını teşkil eden olayları henüz neredeyse görmemiş isek.. Hagi ne demişti zamanında, Galatasaray'ın olduğu yerde umut her zaman vardır.. Ben de yardırıyım.. Ezel'de her zaman umut vardır.. Güvenin yeter ki.. Sövmeyin salak salak..

Ezel ayrıca nispeten zayıf gittiği bölümlerde dahi tek başına muhteşem etkiler yaratan sahnelere imza attı.. Kenan'ın hastanede Ramiz'in üstüne kapaklandığı, Ramiz'i öldü sanıp yemekte 30 yıllık şarabı açıp içtiği, Eyşan'a kendini bıçaklattırdığı sahneler.. Ezel'in Dayı'ya öldür beni diye haykırdığı, babasının o'nu evden kovduğu, Mert'in cesedinin başında annesiyle konuştuğu sahneler.. Tefo'nun ağladığı, Dayı'nın ezel'i kovduğu, Cengiz'in Ömer'i öğrendiği ve Ezel'in Cengiz'i ölümden kurtardığı sahneler.. Bitmez ki.. Elde kalan muhteşem anılardır hepsi..

Toygar Işıklı inanılmaz bir herif.. Nasıl becerikli biri olduğunu Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu ve Dudaktan Kalbe müziklerinden biliyorduk zaten ama Ezel bütün yönleriyle çok farklı bir iş ve müthiş kotardı bunu da.. Kendisi dizinin yarattığı etkide büyük pay sahibi.. 2. sezondaki
Sekiz müziği atmosfere fazlasıyla uyan çok başarılı bir müzikti mesela.. Ve tabii ki
Kenan Birkan müziği.. Kişiye ve ortama bu kadar uyan bir tını o akla nasıl gelir de notalara enstrümanlara dökülür aklım almıyor.. Baştan aşağı yetenek bu adam..

Serdar gibi karakteristik ve az sahne sahibi bir rolü bu denli hafızalara kazıyan Salih Kalyon'un önünde eğilmek gerekir.. Bkm geçmişinin yanında Fırtına dizisindeki süperkomik Hasan karakteriyle beni tek başına ekrana bağlayan adamdır kendisi.. Kendi kendime o aşırı inceleştirdiği ses tonunu yakalamaya çalıştım birkaç defa.. Ama galiba anırdım.. Birşeyler oldu yani.. O kafayı yana atış, o çekirdeği çitleyiş.. Aynı anda korkudan altına sıçarken diğer yanda yine türlü hinlikler düşünebilen bir garip adam Serdar Tezcan.. Yani babacık.. Sarıl bakıyım babaciiığıiinaa.. Ses incelll..

Dizi reytinglerde iyice çuvallamış durumda.. Arka Sokaklar'ı 5 senedir falan ayakta tutan ülkeme kafam girsin en sertinden.. Türk Malı geldi, Ezel'i geçti.. Şimdi de öyle.. Gelen geçen.. İğrenç bir durum.. Ülkeyi terketme sebepleri arasındadır şu tablo da.. İzlemeyen, söven, hakkını vermeyen herkesin allah belasını versin.. Onunkini de ben vereyim..

Devir geçen sene Ezel devriydi.. Aşk-ı Memnu da vardı popüler.. Sonra Behzat Ç.'ye sardı insanlar.. Öyle Bir Geçer Zaman ki de doldurdu boşlukları epey.. Bunlar bitmeden de başkalarına saracak insanlar.. Çok acımasız ve iğrenç bir devirdaim süregelecek hep.. Hazır olun.. Ezel de sessiz sakin biter artık.. Peh..

Kenan'ı sevenler parmak kaldırsın.. Valla geçirdiği değişim inanılmaz.. Tv tarihinin en büyük değişimlerinden birine tanık oluyoruz, ciddi bu yani şaka değil.. Kırın bacaklarını dediği adamın peşinde koşup adamlarına fazla hırpalamayın diye emir veren yufka yürekli bir adam Kenan.. Onu yoldan çıkaranlarsa Selma'nın orospuluğu ve Ramiz'in adiliği.. Gidişat bunu gösteriyor yani.. İşte şu alttaki yıkılmışlık.. Müthiş..

Buraya kadar okuyan var mıdır.. Bilmem.. Çok zor.. Cidden inanmıyorum yani.. Ezel'e vefa borcu gibi addettim bu postu.. 2 gün sürdü be.. Ama geçmiş sahneleri izlemek falan da çok güzel oldu kendi adıma.. Tamamını okuyan varsa çok çok minnettarım.. Yok hızlıca geçtiyseniz ve şu an bunu okuyosanız götünüzü Sammy Cacciatore siksin.. Hepinize sevgiler..

Bloga dönüş de böyle oldu, iyi oldu.. Ezel'e yakışır, yakıştı.. İlgililer sağda Ezel etiketine tıklayıp geçmiş övgüleri de okuyabilirler isterlerse..

Catwoman'ı Cansu Dere oynasın, duy bu sesi Nolan babaa..
Bitti..