6 Aralık 2011 Salı

The Tree of Life


Hakkında duyduğum yorumlardan sonra ciddi şekilde blogun sol tarafındaki "düşmanımsan hemen izle" bölümüne katılacak yeni bir film olduğunu düşünmeye başladığım The Tree of Life, aslolanın daima yönetmenin niyeti olduğunu bir kez daha kanıtladı bana.. Bir film izlersiniz ve üslubundan nefret edebilirsiniz, normaldir.. Ancak yönetmenin, filmi tamamıyla bencillik sınırında bir mastürbatif anlayışla çekmediğine kanaat getirdiyseniz, size arta kalan duygu sadece o filmi beğenmemiş olmaktır, gayet olağandır.. Bahsettiğim listedeki filmler benim açımdan art niyet taşımaktayken The Tree of Life sürreal tarzıyla yine pek beğenimi kazanmasa da kesinlikle o kategoriye sokulamaz nitelikte bir filmdir..

Bağımsız filmlerin naif olanları ve "ben zekiyim, herkes bu filmi anlayamaz" amacı gütmeyenleri her daim büyük takdirimi kazanmıştır.. Sade anlatımın hakkı verilerek çekilenleri, sinema denen dünyanın olmazsa olmazıdır nazarımda.. The Tree of Life'ın sadece geçmiş ve gelecek arasında mekik dokuyan ve O'Brien'lerin evinin dışına çıkmayan yapısı filmin kendisi için bence hayli yeterliyken, yönetmenin varoluşu kendince bir tarzda anlatmak istemesi -dinazorlar, evren, dünya vs eksenindeki görsel şölenden bahsediyorum- bu filmin ruhuna aykırı düşmüş gibiydi.. Ya da ben sadece büyük oğulun babasıyla olan gerilimi ve kardeşleriyle olan bağını görmek istedim bu filmde.. Söz konusu sahneler Enter the Void'da Gaspar Noe'nin estetikte çığır açan anlatımını andırdı bana.. Belirtmeliyim ki ikisi de muhakkak görülmesi gereken üsluplar.. Ne diyorduk.. Bu film 90 dakikalık, kısa ve ayakları yere basan, çok sade bir aile dramı olsaydı çok mutlu olurdum ben, bunu net hissettim.. Çünkü baba ve özelikle büyük oğul arasındaki ilişki inanılmaz zengin ve sıkıntılıydı, ki bu da bir film için inanılmaz bir potansiyeldir; Brad Pitt ve çocuk oyuncunun muhteşem oyununu da düşününce..

Buna karşın The Tree of Life, dolayısıyla Terrence Malick, epey farklı ve zor bir yolu seçmiş.. Zorluk izleyicinin beğenisini kazanmakla alakalı.. Ancak bu zorluk Cannes ve türdeş festivallerin çoğunda ona büyük ödülleri getirecek nitelikte.. Bir filmi ne kadar halktan uzaklaştırır ve entelijansiyanın sınırlarına hapsederseniz, o sapık kitle sizi bir o kadar yüceltecektir.. Altın Palmiye'nin önceki seneki kazananının da Loong Boonmee raleuk chat olduğunu düşünürsek, sikerim öyle ödülü diyorum ben..

Tekrar belirtmemin gereği var mı bilmiyorum.. Bu filmi onlarla bir tutmuyorum kesinlikle, bu imkansız zaten.. Evde pc başında izlemek insanlar için çok zor olmuş, aynı yolu seçsem eminim çok zorlanırdım ben de.. Ancak vizyondan kalkmadan sinemada izlemiş olmak seyri ciddi ölçüde kolaylaştırdı sanıyorum..

Sonuç olarak, yukarıda bahsettiğim "keşke"lerimi bir kenara bırakırsam filmin beni tatmin ettiğini söyleyebilirim.. Din kitap vs geyiği aşırı derecede kafa sikmiş olsa da O'Brien ailesine odaklanabilmek güzeldi.. Çok zıt kutuplarda fikirleri beraberinde getirebilir The Tree of Life.. Nefret edeninden tutun hayran olanına.. Hayret ki ortada kaldım bu sefer.. Böyle..

6

4 Kişi Üşenmedi:

lucyinthesky dedi ki...

Bu filmi izlerken ben de ikilem de kaldım. Ne kötü diyebildim ne de çok iyi. Yazdıklarınla hemen hemen aynı şeyleri düşündürttü. Özellikle baba ve büyük oğlun ilişkisi beni çok etkiledi. Diğer yandan, filmin ilk yarım saati ne yazık ki bana hiç hitap edemedi. Sinemada değil de evde izleyişim de buna sebep olabilir tabi. Hani sorsalar "İzleyeyim mi?" diye, cevap vermekte zorlanırım.

Barakuda dedi ki...

The Artist'in önüne koyarsa bu filmi akademi; onların ta ak..

lucyinthesky dedi ki...

Şu Artist'i bir de ben izleyebilsem ah ah ...

Barakuda dedi ki...

27 ocak'ta vizyondaymış..

Related Posts with Thumbnails