28 Aralık 2011 Çarşamba

Nar


Özeti genelde kendim yazarım ama sinopsis o kadar şahane ve açıklayıcı ki paylaşmamak salaklık olur.. Buyrun..


"hepimiz nar taneleri gibi birbirinden ayrıyız: hem çok benzeriz, hem de çok farklıyız. ama açılmamış bir bütün nar gibiyiz aynı zamanda. bizi bir arada tutan kabuk; birbirimize duyduğumuz inançtır.
peki ya o kabuk çatlarsa... ya birbirimize duyduğumuz güven dahil inandığımız herşeyden kuşkuya düşersek... ya adalet duygumuz kaybolursa... ya, her insan kendi adaletini aramaya başlarsa... çatlayan bir nar gibi taneler her yere yayılmaz mı?
nar; bir kadının kendi adaletini aramasıyla başlayan bir öykü...
nar; apayrı şeylere inanan dört kişiyi bir evin içinde, yarım gün gibi kısa bir sürede adalet konusunda, kendilerine yarattıkları inanç dünyaları konusunda ciddi bir sorguya tabi tutuyor."


Ümit Ünal demeçlerinde bu filmi "özüme döndüğüm bir film" olarak tanımlamış..Büyük oranda tek bir mekanın içinde çatışan az sayıda kişi, ve çok yoğun bir psikolojik anlatım.. Böyle bir tarzı izlenebilir kılmak ve içini doldurmak çok zor bir olay bir kere.. Ve belirtmek gerek ki Ümit Ünal Nar'da bunu olabilecek en üst seviyede kotarmış.. Bu açıdan tebrik edilesi..

Filmin, takık olduğum adalet konusunun üstüne oturması ve toplumun yozlaşmışlıklarına ciddi anlamda çakıyor olması beni mest unsurlar.. İdil Fırat'ın çok başarılı tiradında tanık olduğumuz detaylar hayatın her alanında karşımıza çıkan cinsten.. Ahlaki ve etik unsurları her seferinde yok sayarak bencilce yaşamanın "hayatın gereği" olarak lanse edildiği bu amına kodumun dünyasında bu kokuşmuşluğa çakan her kimse feci takdir ederim bir kere bu cesaretinden ötürü..

Bu lanet dünya insanların kendilerini masumlaştırdığı dünya maalesef.. Herkes her türlü boku yiyor, kazığını atıyor, hak gasp ediyor, sonra da bunları hayatın işleyişinin gereği olarak nitelendirip normalleştiriyorlar.. Azıcık bakın bir etrafınıza, milyon tane örnek göreceksiniz bu orospu çocuklarından biri değilseniz eğer.. İşte Nar, giriştiği bu yoldan alnının akıyla çıkıyor ve amacına ulaşıyor, görmeye cesareti olan da görüyor bu meydan okumayı..

Nar çok çok güzel bir film değil nazarımda.. Ama yönetmenin bir şeyi amaçladığı, bir tarzı benimsediği ve doğal olarak da bu şekle uygun çektiği bu filmden fazlasıyla tatmin olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.. Bu tatmini sağlarken de izleyici beğenisi gözardı edilmemiş birçok overrated yönetmenin yaptığı gibi.. Beğendim ben..

Takıldığım nokta ise Ümit Ünal'ın Altın Portakal'da hüsrana uğramasının ardından yazdığı şu posttur.. Burada şahsen çok yoğun ve biraz da tehlikeli bir ego görüyorum.. Bu üsluptan hiç hoşlanmamış olmakla birlikte hak verdiğim birçok düşüncesi de var.. Altın Portakal jürisinin iğrenç tercihleri, Türkiye'de ödül sisteminin ne kadar hakkaniyetsiz oluşu gibi gibi.. Ancak bu eleştiriyi yaparken, en iyi film ödülünü kazanan filmi 40 dakika kala terkettiğini söylemek onun açısından bir çuval inciri berbat ediyor bence.. Kalite hakkında söylediklerinde gayet haklı olabilir, bilemem, ancak bu hırs ve üslup kendisinin zararına olacaktır, açık bu.. Yoksa dediği çoğu şeyde haklı..

Nar nihayetinde gişe amacı gütmeyen, sansasyon peşinde olmayan, tamamen yönetmenin ruhsal tatminine odaklanmış, kendi çapında başarılı bir film.. Sinemaseverler içinse ilginç bir tecrübe olacaktır kesinlikle..

Bunun yanında Serra Yılmaz'ın film boyu aynı surat ifadesiyle oynamasının beni yine gıcık ettiğini söylemeden geçemeyeceğim.. Çok donanımlı ve yetenekli birisi olabilir ancak sinema bu alanların dışında almalı bence onun adına.. Bir kere mimikleri ve ses tonu karakterin dinamiklerine çok aykırı duruyor.. İrem Altuğ beklemediğim ölçüde başarılı.. İdil Fırat ise filmin en başarılı seçimi.. Erdem Akakçe de filmi asıl sürükleyen isim, çok büyük oynamış..

7

0 Kişi Üşenmedi:

Related Posts with Thumbnails