19 Aralık 2011 Pazartesi

Monte Cristo Kontu


Ben hiçbir zaman güçlü biri olamadım, ama kimsenin de adamı olmadım! diye girmeyeceğim elbette lafa; az önce behzat ç izledim de zihnim bir anda oraya kaydı :) Ama çekin amına koyayım! Öeeh..

Ben hiçbir zaman güçlü biri olamadım.. Birisi bana insan gibi davranmadıysa, kalbimi kırdıysa, paramparça ettiyse, istisnai bir iki durum haricinde asla hakettiği tepkiyi gösteremedim o kişiye.. Her zaman her şeyi içime attım ve bu çoğalan yaralar çoğalmakla kalmayıp birleşerek hayatımı daha çok sikti.. Ben sadece izledim.. Küçüklüğümden beri gerek beni direkt olarak ilgilendiren, gerekse de toplumu tümüyle ilgilendiren olaylar karşısında hep çocukça intikam hayalleri kurdum.. Adalet kavramına müthiş bir inancım ve bağlılığım vardı çünkü.. Cüsse ve zihin büyüdü, hayaller ise çocukça kaldı.. Geceleri her yattığımda, kendi zevk ve egoları uğruna insanlarla çatır çatır oynayanlardan, kendi bokluğuna bakmadan herkesi utanmadan aşağılayanlardan, yalanlarıyla her daim öne geçip hak yiyenlerden, çıkarcılardan, aşırı bencillerden, kadınlardan hep intikam aldım.. Adaleti bu şekilde sağladım.. Bu kısıtlı adaletin tek faydasıysa hiç değilse kesintisiz olarak uyuyabilmeyi becermem oldu..

En boktan anlarda bile, şu hayattan siktir olup gitmeyi istediğin ve ciddi ciddi düşündüğün anlarda bile iki şey seni ayakta tutuyor kendini çok güçsüz hissetmene karşın.. Her şeye rağmen umut, her şeye rağmen intikam.. Bu ikisi öyle zehirli ve güçlü ki.. Bir yandan seni yok ediyor, bir yandan ayakta tutuyor.. Hayatımın intikamı hakeden minimal unsurlarının hiçbirinden intikam alamadım.. Deneyemedim bile.. Ama hala çok istiyorum ve hep hayalini kuruyorum.. Yaptıklarının bedelini ödemeyen insanlar hiçbir zaman yaptıkları orospulukların, orospu çocukluklarının farkına varmayacaklar çünkü.. Bu amına kodumun adaletsiz ülkesinde ve tüm dünyada gerçek adaleti kısasa kısasın sağlayacağını düşündüm.. Diğer bütün yaptırım ve cezalardan tiksinti duydum.. Toplumsal infiali önlemek ve ses kısmak maksatlı cezalardan hep nefret ettim.. Hukukçu değilim, ama sikimde de değil.. Hep kısasa kısas istedim.. Ve hayallerim hiç bitmedi.. Ben intikama aşığım..

Kendi eksikliğimden ve hayallerimin uzaklığından ötürü intikam savaşçılarına hep gıpta ettim.. Eğer gerçekten haklılarsa, en büyük savunucuları ve destekçileri oldum.. O keskin intikam ateşiyle yanıp tutuşurlarken; gözlerine ateş düşmeden önceki o hüzün anında gözlerindeki yaş oldum.. Dizilerde filmlerde kitaplarda arkadaş anılarında veya başka bir yerde hangi intikam hikayesiyle karşılaştıysam, ben de aldım o intikamları.. Evet belki hiçbir şey yapamadım, ama göğsümü ağrıtan o hırsın, o mutlu -ya da haklı- sonlarla birlikte azaldığını hissettim.. Zehrim akıyordu..

Ama birikmesi hiç bitmiyordu.. En sonunda Monte Cristo Kontu hayatıma girdi ve en büyük boşluklarımdan birini doldurdu.. İyi olmaya ve iyi kalmaya çalışanın günün birinde muhakkak iyi olanı elde edeceğine çok uzun yıllar boyunca inanmış ve nihayetinde bu hayal balonu patlayınca sudan çıkmış balık gibi ortada kalmış birisi için 19 yaşındaki tertemiz Edmond Dantès müthiş bir dayanaktı.. İntikam hikayeleri bütün insanlığı etkilese de söz konusu kahramanda -o ilk en saf ve naif halinde- kendini bulanlar çok daha fazla bağlılık duymuşlardır o hikayelere.. Tek suçu insanlık olan Edmond Dantès'nin de, uğradığı ihanet sonucu düştüğü çıkmaz, bu hayali karakteri basit ve tenha hayatınıza +1 dost olarak yansıtıyor.. Ve gözünüzü karartıp dalıyorsunuz o dünyaya..

Alexandre Dumas'nın yarattığı bu muhteşem eseri, intikam kavramının iyice laçkalaştığı ve olur olmaz yerlerde adeta piç edilerek her fırsatta kullanıldığını düşündüğünüzde bir evlat gibi sahiplenmemeniz imkansız.. Üzüntünün, aşkın, adaletin, nefretin, gururun, bencilliğin, saygının, sevginin, hırsın, insana dair ne kadar bıçak sırtı duygu varsa hepsinin hem en tepe hem de en dip noktasıyla bu denli derinden hissettirilerek yansıtılması inanılmaz bir dehanın becerebildiği bir iş.. Bir an hırsımdan güneş kadar büyüyerek dünyayı elime alıp bütün gücümle evrenin boşluğuna fırlatmak isterken hemen sonrasında da gözlerimi doldurmuş bir yaş yanağıma süzülebildi bu kitap yüzünden.. Sonunu adım gibi bilsem de hayatım boyu aklımdan silinmeyecek bir heyecan ve merak duygusuyla çıldırttı beni.. Edmond Dantès'yi çok sevdim ben..

Böyle bir karakter keşke gerçek olsaydı, o intikamın ateşinin kavurduğu gerçekten yaşamış kişiler var olsaydı dünya üzerinde birkaç kişiyle sınırlı kalmış olsa da, diye hep hayaller kurdum yine.. Sonradan öğrendim ki Alexandre Dumas bu başyapıtı Pierre Picaud diye bir adamın hikayesinden esinlenerek yazmış.. Özet olarak Pierre Picaud 3 arkadaşı tarafından evliliği öncesinde feci bir ihanete uğrayıp hapse düşüyor ve sonra olaylaa olaylaa gelişiyor ve akabinde bu amcıklardan Monte Cristo Kontu'ndan farklı olarak oldukça kanlı bir şekilde intikamını alıyor.. Adamsın diyoruz kendisine..

Buraya kadar gelenlerin spoiler olayına takmamasını mümkünse rica edeceğim.. Zira Monte Cristo Kontu'nun içeriği bugüne dek muhakkak bir sürü yerde karşınıza çıkmıştır veya bir şekilde duymuşsunuzdur.. Ki bu romanda önemli olan nihai sonuç değil, intikamın şekli ve süreçtir.. Bu yüzden rahat olunuz..

Kitap var, kitap var.. Monte Cristo Kontu'nu çocukken falan okumadığıma şükrediyorum.. Kitabı bitirdikten sonra etrafta bir sürü araştırma yaptım ve gerçekten çok iğrenç şeyler öğrendim.. Benim okuduğum basım İthaki Yayınları'nın Aysel Altınel imzasıyla yayınlamış olduğu muhteşem çeviri.. Kitap bir kere 1050 sayfa, ve bu sayfalar normal bir kitap ölçüsünden daha büyük, ayrıca font da fazlasıyla ufak.. Yani standart ölçüde bir kitaba oranlarsak 1500 sayfadan fazla tutan bir eserden bahsettiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim.. Ama gelin görün ki bu muhteşem eser toplum tarafından tamamıyla bir çocuk kitabı olarak bilinmekte ve sunulmakta.. 100 150 sayfalık bir Monte Cristo Kontu'nu düşünün.. Ve araştırmamda gördüm ki hayati unsurlar taşıyan kısımların kesilmesi -ki kitapların 1/15'lik bir orandan oluşturulduğundan bahsediyorum, kesilmeye bak hele!- bir yana dursun, birçok yayınevi kitabın sonunu dahi beğenmemiş ve değiştirmiş! Bu iğrençliklerin yanında yine birkaç yayınevinin biraz daha kapsamlı -400 500 sayfa- basımlar yaptığını biliyorum ama yine de ısrarla uzak durun diyorum.. Evet, tuğla gibi, okuması çok zor ve yorucu; ancak muhakkak İthaki çevirisinden başkasına elinizi dahi sürmeyin.. 49 tl'lik etiket fiyatı korkutucu gözükebilir ancak internette 35 tl civarına bulmak mümkün.. Veya kitap fuarı falan kovalayın, geçenki tüyap'ta bizzat yayınevi 25 tl'ye satıyordu mesela.. Hee tuzunuz kuruysa verin gitsin 49 lirayı.. Her bir kuruşuna değecek bir kitaptır çünkü..

Bugüne dek birçok kez sinemaya ve televizyona aktarılmış Monte Cristo Kontu.. Ama ben izlemekten çok korkuyorum.. Şunca zamandır kitap ve sinema uyarlamalarını aynı postta yazdım ama bu sefer ı ıh.. 1000küsür sayfalık bir kitabın 2 saatte hakkı verilerek aktarılabileceğine zerre ihtimal vermiyorum, okuduğum film yorumları da beni destekliyor.. Ayrıca zihnimde kurduğum muhteşem kont figürünü bir karakterin yıkıp onun yerine geçmesini istemiyorum.. Sadece nette gezinirken şu aşağıda göreceğiniz kont figürü ilgimi çekti ve çok beğendim.. Kontun kararlılığını, korkutuculuğunu, etkileyiciliğini, karizmasını, hüznünü ve intikam hırsını çok iyi resmetmişler.. Filmleri izlemeyi pek düşünmüyorum ama yine de bir açık kapı bırakayım ya.. Ayrıca Fransa'da tv'ye bir mini dizi olarak aktarmışlar ve Dantès'yi Gerard Depardieu oynuyormuş, yapım da çok sağlammış, belki izlerim..

Yazdığım bunca şeyden sonra tavsiye içerikli cümleler kurmayayım bir zahmet değil mi.. Kontun ruh halini çok iyi yansıtan şu müthiş pasaja göz atarak kitap konusunda bir fikir edinebilirsiniz..

http://bosverabidalganabak.blogspot.com/2011/09/insan.html



Monte Cristo Kontu ve Ezel İlişkisi


Ezel hakkındaki fikirlerimizi zaten burada birçok kez dile getirdik.. Bu yüzden tekrara girmeyeyim, göz atmak isteyene linki vereyim.. Biliyorsunuz ki senaristler Kerem Deren ve Pınar Bulut bu diziyi oluştururken Monte Cristo Kontu'ndan esinlendiler.. Ama bizim amına koyduğum önyargılı halkımız olayı direkt karşılaştırmaya indirgediler ve Ezel'i aşağıladılar.. Uyarlama ve esinlenme arasındaki farkı idrak edemeyen piçlerin ta belasını sikeyim.. Neyse.. İki eser arasında haliyle bir sürü benzerlik olduğu gibi, asla yadsınamaz düzeyde farklılıklar da var.. Değinelim..

Eyşan.. Şimdi ülke sınırlarında bu diziyi bizim ağlak insanımıza benimsetmek istiyorsanız hikayenin her daim içinde kalacak ve esasoğlan'ın deli gibi aşık olduğu bir karakter bulundurmak zorundasınız.. Bu açıdan Eyşan da en az Ezel kadar ön plandaydı Mercedes'in romandaki yerinin aksine.. Ancak büyük bir fark vardı.. Mercedes kimi yanlışlar yaptıysa da Edmond'a asla ihanet etmemişti.. Eyşan ise Ezel'in hayatını sikti kendince geçerli bir nedeni olsa dahi.. Eh dizilerde "pembe" sosun eksik olmaması şart ise bu topraklarda, aşkın içine intikam da girdi mi, hayli yoğun bir malzeme elde etmiş oluyorsunuz, bu yüzden yerinde bir değişiklik olduğunu söyleyebiliriz..

Dramın katkısını arttırma güdüsünden bahsettik.. Sırada Ali var.. Edmond Dantès'nin romanda çok yakın bir dostu yok bir kere.. Ezel'in ise Ali abisi var.. Ali'yle aralarındaki ilişki hem dostluk hem de abi kardeş ilişkisi gibi.. Sarsılmaz bir güven ve adanmışlık.. Bu yüzdendir ki Ezel'in sırrını döktüğü sahnelerde en çok Ali'ye karşı olanında etkilendik, ki müthişti.. Fernand ve Danglars'dan farklı olarak bu Ali karakteri de dizi için çok yerinde bir hamleydi..

Fernand Cengiz'e tekabül ediyor.. Cengiz'le Ezel kankaydı.. Fernand ise Mercedes'in kuzeni, ve Edmond'ın haliyle yakın olmadığı birisi.. Ama komploya katılım açısından yakın bir profildeler.. Cengiz, Yiğit Özşener'in de muhteşem oyunculuğunun da etkisiyle çok daha zeki Fernand'a göre..

Danglars'ın karşılığı da pek yok.. Olayı kuran kişi olarak düşünürsek Serdar'la ilişkilendirebiliriz.. Dayı ise hapisteki Rahip Faria.. Burada spoiler vermemek gerekir.. Dönemin koşulları ve şartları düşünüldüğünde bu ana değişiklikler yapılmak zorundaydı ve senaristler de bu işi hayli güzel kotarmıştı..

Dizi ilk sezonda bugün milletin yana yakıla izlediği yabancı dizilerin hiçbirisinden eksik değildi, fazlası da vardı.. Ancak bizim lanet olası entelijansiya Kenan İmirzalıoğlu'na zaten gıcık, üstelik dizide durmadan özlü söz falan duyuyorlar, e bir de takım elbise falan, kabul etmediler tabii Ezel'i götü kalkık mallar.. Ama Ezel intikam denen olguyu olabilecek en üst seviyede yansıttı.. 33 bölüm boyunca tarih yazdı adeta.. Ve hala o ilk sezon kalite açısından efsane düzeydedir, izleyenler kesinlikle pişman olmaz..

2. sezon ise ilkinden bağımsız olarak düşündüğümüzde çok kaliteli bir dizi sezonu olsa da Ezel çıtayı öyle bir yere yükseltmişti ki beklentileri karşılayamadı maalesef.. Bir dizi merak unsuruyla tutunur piyasada.. Kitapta Kontun sırrı nasıl sonlara doğru açığa çıktıysa, Ezel'in sırrı da 2. sezon sonlarında açığa çıkmalıydı ancak senaristler ne yazık ki ilk sezon sonunda bitirdiler ellerindeki malzemeyi.. Ve 2. sezon kimseyi tam anlamıyla doyuramadı.. Kenan İmirzalıoğlu'nun yakın zamandaki röportajında kurduğu şu cümleden de -"‘Ezel’ Türk dizi sektöründe özel bir işti. Her açıdan. Özellikle ilk sene."- ekibin de olayın gayet farkında olduğunu anlıyoruz.. İçimde hala çok büyük yaradır bu.. Keşke sırlar sır olarak kalsaydı da bu kadar erken harcanmasaydı.. Ali'nin sırra vakıf oluşu ilk sezon finalini oluştursaydı mesela.. Sonra 2. sezonda da yavaş yavaş düşmanlarına, en son da sırasıyla Cengiz'e Eyşan'a Serdar'a falan.. Öf neyse..

Geberip gitmeden önce okuyun bu kitabı..

12 Kişi Üşenmedi:

Umi dedi ki...

Ne zamandır aklımda olan ama ertelediğim bir yazı için ilham ve gaz verdin resmen.
2012'de okunacaklar listeme ekliyorum Monte Cristo Kontu'nu.
Ezel içinse kim ne derse desin, hala aynı keyifle izliyorum eski bölümlerini.

Barakuda dedi ki...

oha çok şaşırdım.. ezel izleyen bir figüre oturtmak zor oldu seni.. ama sevindim çok.. ne kadar laf etsem de önyargı zehri bende de var demek ki..

kitap içinse, dediğim gibi, ölmeden mutlaka okunmalı.. yorumlarını, veya postunu da bekleyeceğim heyecanla..

Umi dedi ki...

hiç tanışmadığı biri ile ilgili önyargı beslemek normal aslında ama çok mu entel dantel görünüyorum yoksa diye düşünmeden edemedim şimdi :)

bu gazla vakit ayırıp en kısa zamanda yazıcam o postu.

Barakuda dedi ki...

çok entel dantel olsan zaten o kadar yorum yazmazdım sanırım bloguna.. daha çok ezel izlemeyecek biri gibi geliyordun diyelim.. böyle..

dinamo dedi ki...

her ne kadar ben de geceleri insanlardan bazı şeylerin intikamını almak istemişsem de, hayatımda daha önce hiç hissetmediğim bir intikam ve nefret duygusunu büyütüyorum 2 gündür içimde. birisinin canını çok kötü yakmak istiyorum, istesem yakarım da, çok da fena yakarım. ama hiç bir şey yapmayacağım tabii ki. içimdeki bu nefreti en hızlı nasıl soğutabilirim ona bakacağım. kahretsin çok öfkeliyim. daha önce hiç olmadığım kadar.
ben hayatta her şeyi en doğru en etik biçimde en iradeli haliyle elde etmek istiyorum. bu kafayla biliyorum ben de verimli bir hayat süremeyeceğim, yıllar sonra ben haklı çıkmayacağım böyle bir dünyada. her şey çok daha kolay ben daha mutlu olurdum belki ama doğrularımı mutlulukla takas etmeyeceğim. öfkem hiç soğumasa, bu korkunç sıkıntı yakamı bırakmasa da, inatçıyım, bildiğim gibi yapacağım, istediğim gibi değil.
neyse, şu an listemde bir tane başka külçe var , [ulysess,james joyce], ama yine de okuyacağım monte cristo kontu'nu en kısa zamanda. Kitapçlarda falan demek kesilmiş versiyonunu görüyormuşuz, bilmiyordum külçe olduğunu.

Barakuda dedi ki...

"ben hayatta her şeyi en doğru en etik biçimde en iradeli haliyle elde etmek istiyorum." bunu demişsin ya, ben de kalpten bir şey söyleyeyim.. boku yedin..

"bu kafayla biliyorum ben de verimli bir hayat süremeyeceğim, yıllar sonra ben haklı çıkmayacağım böyle bir dünyada." bu farkındalığı da takdir ettim.. farkındalık her zaman iyidir.. acılarını öngörürsün, karşılaması yine aynı zorlukta olacaksa da, yaşayacağın şoku engellemiş olursun..

"ama doğrularımı mutlulukla takas etmeyeceğim." hayat felsefemdir.. ama insan bazen kirlenmek istiyor.. bu içsel mücadele beyni sikip atıyor.. gene de mağlup olmuyosun o hislere ama, bilemiyorum.. daha 40 50 yıl nasıl geçecek bu takası yapmadan, bilmiyorum.. o kadar güçlü müyüz..

..

dinamo dedi ki...

öfkemin dinmesi için yürüyüşteydim, böyle devam ederse r.carlos'a döneceğim.neyse...

ben de bazen gerçekten her şeyi bu kadar takmayıp, gelişine yaşasam diyorum bu hayatta. ama yapamıyorum, herkes için her şey bu kadar kolayken benim için neden bu kadar zor? hatta çoğu zaman imkansız.o kadar güçlü müyüm bilmiyorum ama şu en mutsuz anımda bile başka bir seçenek yok benim için. keşke bile demiyorum kaçırdıklarıma, ne kadar çok istesem de bu durumlarıyla kendime layık görmüyorum hiç bir şeyi.
kendimden vazgeçip onlara uzansam kirleniyorlar, uzanmasam benim olmayacaklar ama temiz kalma umutları var. eğer uzanıp alırsam artık istediğim şeyler olmuyorlar çünkü ben istediğim kişi olamıyorum. hayat şu an benden başka türlü bir müdahale biçimi bekliyor ama ben bu şekilde hareket etmeyeceğim. çünkü hem kendime hem başkalarına haksızlık bu.

şu an tek istediğim kendimi bu öfkenin dışına atmak.

Barakuda dedi ki...

fedakar mı yoksa bencil mi olduğuna bir türlü karar veremedim..

öfken içinse, dolaba bir yumruk at..

dinamo dedi ki...

kişisel meselelerimle yorum kısmını tahrip etmiş gibi hissettim birden. bir şekilde bana iyi geliyor, deftere falan yazmak daha umutsuz hissettirecekti.
bencil olduğumu düşünmüyorum ama zaten kim kolayca kabullenir ki? böyle bir his uyandırdığıma göre düşünmeliyim bu konuyu.
kendimi işgalci gibi görüyorum, susmam lazım.

Barakuda dedi ki...

blogun adı boşverabi.. bu yüzden boşver, yaz, eğer hoşuna gidiyorsa.. okumak benim hoşuma gidiyor.. o açıdan sorun yok.. rahat ol lütfen..

dinamo dedi ki...

bende doz aşımı sorunu var biraz ama nazik yanıt için teşekkürler. üşenmemişler iyi etmişler bölümünde yazdıklarımı görünce utanıyorum, blogu takip eden başka birisi olsam kendime uyuz olabilirdim. sonuçta insanlar sizin için takip ediyor bu blogu.kısada kesemiyorum.
yazmak hoşuma gitti evet, siber ortam insanı değilimdir- ya da değildim diyelim-baya ısındım blog durumuna. belki bir gün benim de bir blogum olur. ama şimdilik ben o zaman buralardayım.

Barakuda dedi ki...

aşıyosan da aş napalım.. çok gıcık olursam derim de zaten.. ayrıca söyledim mi bilmiyorum bu blogda anamıza küfreden de oldu, yorumları hala duruyor.. ne diyelim ki..

ayrıca blog açarsan, yani aç işte.. korkma.. üşengeçliği kırmalı insan.. biz keşke 2010da değil de 2008de açsaydık diye dövünüyoruz hala.. geç değil.. o güne kadar burayı evin bellersen de sorun yok bizim için memnun oluruz.. sonuçta bişeylerden şikayet ediyorsun.. baktığında da rahatlıkla görebileceğin üzere bu blogun 3 yazarı da durmadan bişeylerden şikayet ediyor :)

Related Posts with Thumbnails