23 Aralık 2011 Cuma
Hugo
İtiraf edelim anam babam.. Taşşaklı bir yönetmenin adını görsem de, off çocuk filmi yeaa diyip geçesim gelmişti benim de.. Bazı önyargılar o kadar bizden, içimizden olmuş ki o fikir refleksini önlemenin mümkünatı yok ilk tezahür anlarında.. Ancak işte sağda solda yorumlar okuyunca falan kırabiliyorsun o taş kafanı.. Bir de biz ki tolga abi'nin hugo'sundan başka hugo bilmeyiz, yerine yenisini koymak da zor geldi haliyle!
Nedendir bilmiyorum gerçeküstü ve fantastik filmlere çok zor ısınıyorum.. Tarifi mümkün olmayan bir güdü beni esir alıyor ve yok arkadaş sen sevemezsin bu tarzı diyor.. Yüzüklerin Efendisi'nin falan yanından geçmemiş adamım yani düşünün.. E şimdi bu kıl herif Hugo'nun fragmanını izleyecek ve mest olacak falan ha? Geçiniz.. Sadece 3d'ye hayran kalmıştım ve hmm diyip geçmiştim.. Dediğim gibi, ta ki övgü dolu postlar okuyana kadar..
İzlediğim filmler atomu parçalasın ya da hiiç görülmemiş duyulmamış yorumlar içersin takıntım yok.. Bu yüzden özellikle beyazperde karşısında önemsediğim başlıca şey aptal yerine konmamak ve sinema denen olgunun büyüsüne kapılabilmek.. Benim için Hugo'nun mest eden tarafı budur.. Büyülendim.. Avatar sonrası boku çıkan 3d hadisesinden sonra -ki neredeyse hiçbirini izlemedim o 3d'lerin- insan 3d filmlerden şüphe duyuyor olsa da başta, çıkan sonucun güzelliği siliyor bütün olumsuzlukları.. Hugo daha ilk saniyesinden itibaren zembereğini siktiğimin hayatından çekti kopardı beni; her daim kaşlarımı çattıran en ufak bir detayı dahi aklıma getirmeme engel oldu.. Bu sine-masal şahaneliğin yanında gayet güzel bir senaryonun olmasıysa iyi görüntü-boktan hikaye korkumu da yenmemi sağladı..
İşler fanteziye kaçınca burnum bükülüyor demiştim.. Ama mesela The Illusionist ve The Prestige'de de uçuk kaçık ve hassiktirlik olaylar söz konusuydu ama kendi içlerinde bir mantığı vardı.. Hayatın tokat niteliğindeki gerçeklerine uyması şart değil yani illa ki.. Filmin kasvetli ve karanlık yapısına uysun yeter.. Hugo'da da işte o masalsı tad öyle güzel öyle tadında harmanlanmış ki gerçekle.. The Illusionist'teki portakal ağacını hatırlarsınız, otomaton'la aynı mantık işte.. Hem bir o kadar imkansız hem de bir o kadar gerçek.. İşte bunu çok sevdim ben..
Bir diğer şuku nokta ise film içinde film sürpriziyle karşılaşmam oldu.. Sinema tv öğrencisi değilim, sinemanın geçmişine de öyle ilgim olmadı hiç, sinemasever bile sayılmam, sadece izlediği filmleri arşiv niteliğinde kendince yorumlayan basit bir adamım -Taxi Driver'ı bile izlemedim lan!-; haliyle de Georges Melies'ten falan haberdar değildim.. Ve Melies'i, sinemanın tarihini, nokta kadar dahi olsa bu şekilde, bu güzellikle öğrenmiş olmak inanılmaz şanslı hissettiriyor beni.. Melies'in geçmişini anlattığı o 10 dakikalık bölüme aşık olan herkes The Artist'e çıktığı gün gitmeli.. Aldığınız tat çok tanıdık gelecek..
Ben Kingsley filmin kralı olmuş çok net, hayran oldum.. Asa Butterfield tip olarak cuk oturmuş olsa da oyunculukta sönük kalmış bence.. Chloë Grace Moretz büyük yıldız olacak, acayip bir ışığı var.. Neresi 97'liyse.. Jude Law'la 2-3 flashback daha olmalıymış bence, Scorsese bozdu lan! Rene Tabard'ı oynayan adamın kim olduğunu film boyunca düşündüm, çok tanıdık geldi.. Şimdi gördüm ki nefret ettiğim Coen kardeşlerin eh filmi A Serious Man'de muhteşem oynayan Michael Stuhlbarg imiş..
Hugo elbette ki izlemeleri için insanların kafasını sikeceğim bir film değil ancak bu büyü de tadılmalı be.. Ayrıca iyi ki vizyon tarihinden epey sonra gitmişim.. Şu günde bile yetişkin biri popcorn yiyerek seyrettiyse, çıktığı günleri düşünemiyorum.. Çocuk filmi diye abanmıştır çekirdek aileler.. Gerçi yetişkinlerimiz de ayrı hayvan ya neyse.. 3d'siz izlemek de bambi'de dürümü kaşarsız yemek gibi bir şey olur..
Uzun zamandır nefret ettiğim şeyin gene karşıma çıkmasıysa sinirimi bozdu gene.. Amına kodumun dünyasında milyon tane ülke ve dil var.. Ama duyduğumuz her bok ingilizce.. Yeter lan.. Gerçi bunlar yine de aksan falan kasmamışlar.. The Reader neydi lan öyle.. Eyfel Kulesi götünüze girsin..
8
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 Kişi Üşenmedi:
"3d'siz izlemek de bambi'de dürümü kaşarsız yemek gibi bir şey olur" yorumu çok yerinde olmuş, bayıldım.
:) sağol
Yorum Gönder