19 Ekim 2011 Çarşamba

This Must Be the Place


This Must Be the Place, afişte de görüldüğü üzere çok değişik bir Sean Penn portresi sunuyor izleyiciye.. İksv, film yazısında Sean Penn'in bu halini The Cure'un solisti Robert Smith'e benzetmiş ki linke tıklayınca ne kadar haklı oldukları görülüyor..

Emekli rock star Cheyenne karakterinin yaratılışı büyük cesaretle kalkışılmış bir iş ve bu açıdan takdiri hakediyor bu fikrin sahipleri.. Ancak Cheyenne'i izlememiz gereken son film olmalıydı This Must Be the Place.. Çünkü filmin amacı ve konusuyla o kadar ilgisiz ki bu tasvir..

Cheyenne travmatik bir olay neticesinde 20 yıl önce müziği bırakmış birisi.. Tersiymiş gibi görünüyor ise de gay değil.. Babasıysa Auschwitz'de işkenceler görmüş ateşli bir yahudi.. Cheyenne babasıyla yıllardır görüşmüyor ve bir gün uzun zaman sonra onun ölüm haberini alıyor.. Cenaze ziyareti sırasında da babasının yahudi çevresiyle tanışıyor ve kendisini, zamanında babasına işkence etmiş bir Nazı subayından intikam alma yolunda buluyor..

Sırf buraya kadar bile fazlasıyla eğreti duran olaylar zinciri, o noktaya değin fazlasıyla babacan, sevecen ve uysal bir imaj çizmekte olan Cheyenne'i pat diye, intikamına odaklanmış bir psikopata dönüştürüyor.. Böylece Cheyenne'i izleyiciye başlarda çok sevdiren senaryo, gitgide sinsi bir silaha evrilip bu müthiş potansiyeli piç ediyor..

Hollywood filmlerinde sıklıkla gördüğümüz yahudi yalakalığı, yavşaklığı vs adı her ne ise, bu filmde en aşmış şekliyle mevcut.. Bu kadar acımasız, tek taraflı, sadist bir anlatımın amaç güdülmesi, bu anlayış sahiplerinin o Nazilerden zerre kadar farkları olmadığını çok net biçimde kanıtlamakla beraber sinema sanatının ruh hastası emellere nasıl kolaylıkla alet edilebildiğini de ortaya koyuyor..

Bu amaca öyle sıkı saplanılıp kalınmış ki başlarda merak uyandıran yan hikayelerin de sonradan tamamen başıboş bir halde bırakıldığını görüyoruz.. Bazı sahnelerinse filmden bağımsız düşündüğümde hayli güzel olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.. Ancak bu kopukluklar ve amaçsızlıklar bir başka samimiyetsiz film olan Into the Wild'ı andırıyor, tiksinti uyandırıyor..

Sonuç olarak, üstüne efsane bir film kurulabilecek, çok çok büyük malzemesi olan Cheyenne karakterini inanılması güç bir itlik ve götlükle harcamış bir film olarak aklıma kazınmış bulunuyor This Must Be the Place.. Yine de, şu süper çizim için izlenir..

1

0 Kişi Üşenmedi:

Related Posts with Thumbnails