
11-12 yaşlarımdayken her cumartesi öğle saatlerinde trt'de(2 olanıydı sanırım) Charlie Chaplin filmleri olurdu ve heyecanla izlerdim.. Bir çocuk için fazlasıyla ilginç bir tecrübe arz eden ve komedi unsuruyla da fazlasıyla kendine çeken filmlerdi bunlar.. Sessiz, siyah beyaz.. Duyamadığım diyaloglarda ne dendiğini şevkle tahmin etmeye çalışıp 1 saniye sonra ekranda beliren altyazıları okumak, ve kimi zaman da tahminimin doğru çıktığını görmek müthiş bir zevk verirdi.. Sonraları ya ben unuttum, ya da filmler yayınlanmamaya başladı, bitti bu rutinim..
2011 yapımı bir başka sessiz film The Artist'le de bu özlemimin büyüklüğünü derinden hissetmiş oldum aynı anda kavuşmayı da yaşayarak.. The Artist bir şekilde bildiğimiz, duyduğumuz, aşina olduğumuz 1920-1930 yılı filmlerinden biri gibi.. Siyah beyaz olarak ve saniyede 22 kare ile çekilmiş.. Zaten bunun yanında konunun da direkt olarak hem sinema sektörünün içinde, hem de 1920'li yıllarda geçmesi, tüm bu özellikleri örtüştürüyor ve müthiş bir uyum yaratıyor..
George Valentin, Hollywood'da sessiz sinema dünyasındaki en popüler aktör.. Ancak çoğu büyük şöhrette olduğu gibi onun başına gelecek olan şey de aynı.. Sessiz film furyasının bir anda bitmesi ve sesli filmlerin müthiş bir çıkışla piyasayı kapması, onun devrini bitiriyor ve şatafatlı bir hayat yerini içler acısı bir sefalete bırakıyor.. Hala meşhurken sektöre kazandırdığı genç ve güzel Peppy Miller ise yeni furyanın baş aktrisi oluyor.. Film de bu duraklama-düşüş dönemi üzerine oturuyor..
Filmdeki dinamizm mükemmel.. Düşünün ki tek bir diyalog duyamıyorsunuz, karakterlerin sesleri yok, ve anca bazı diyaloglar açıklama olarak ekrana yansıyor.. Ama bunlara rağmen film içine alıyor sizi en sıkısından.. Jean Dujardin, George Valentin rolünde hafızalara kazınacak bir performans sunmuş; öyle ki Oscar kulislerinde adı sıklıkla geçiyormuş.. Yabancı filmdir, olmaz, alamaz falan demeyin, La môme'daki akıl almaz Edith Piaf canlandırması ile Oscarı kucaklayan Marion Cotillard'ı hatırlayın.. Dujardin'in partneri Bérénice Bejo da aynı düzeyde bir oyunla eşlik etmiş kendisine..
The Artist başlı başına bir sanat eseri.. İzleyeni her yerden vuracak, aynı oranda kendine bağlı tutacak, her saniyesi özen dolu bir başyapıt.. En çok da, kibri, hüznü, ukalalığı, zenginliği, fakirliği, çaresizliği, çöküşü, gururu, minneti, dirilişi, kısacası hepsini 90 dakika içerisinde bu kadar müthiş yansıtan Jean Dujardin için izlenmeli..
9
0 Kişi Üşenmedi:
Yorum Gönder