1 Ağustos 2011 Pazartesi

Köstebek


"Sizler, bu satırları okuduğunuzda,
Eminim ki, hakkımda bugüne kadar açılmış yüzmilyarlarca liralık manevi tazminat davalarına, yenileri eklenecektir.
Her zaman olduğu gibi kimi siyasiler devreye girerek Üniversite Rektörü'nü hakkımda yasal işlem yapmaya zorlayacaktır.
Tehditler ve hakaretler hız kesmeyecek, aileme de yönelecektir. Peşpeşe gıyabımda kesilen trafik cezaları gelecektir.
Gelen duyumlara göre, Emniyet ve M.İ.T. bünyesinde, gerektiğinde aleyhimde kullanılmak üzere dezenformasyon çalışmaları kapsamında olumsuz bilgi notları ve olumsuz dosyalar hazırlanmıştır.
Telefonlarım bir şekilde dinlenmeye devam edecektir.
Büyük bir olasılıkla, hakkımda imzalı-imzasız suç duyurusu yapılacak;
T.B.M.M.'de aleyhimde soru önergeleri verilecek; bütün bunları dikkate alan savcılık evimde arama yaptıracak;
En azından "İçişleri Bakanlığı'nı ya da Emniyet güçlerini tahkir ve tezyiften" veya hiç ilgisiz bir iftira ile hakkımda Ağır Ceza Mahkemesi'nde ya da DGM'de dava açılacaktır.
Halen, İzmir, Ankara, Burhaniye, İstanbul gibi merkezlerde yürüyen davalara, yurdun farklı yerlerinde açılacak yeni davalar da eklenince, Maddi-manevi darbenin yanısıra, mücadeleye zaman yetiştirememe gibi bir durum da ortaya çıkacaktır.
Sonuçta, belki de ödeyemediğim tazminat hükümlerinden dolayı evime haciz gelecektir.
Almanlardan fethullahçılara, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk'ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum.

Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!..

Dr.Necip Hablemitoğlu
"


12 Eylül'den sonra Emniyet, Meclis, TSK, devlet kurumları, siyasi partiler vb oluşumlar içerisinde örümcek ağı gibi kadrolaşan ve devletin gücünü bütünüyle ele geçiren Fethullah Gülen cemaatini bütün yönleriyle deşifre edip, bunu kanıtlarla besleyen müthiş detaylı bir çalışmanın ürünüdür Köstebek.. Ülkenin tüm stratejik unsurlarına uzun yıllardır nasıl sızıldığını, kendilerinden olmayan herkese nasıl hayasızca planlarla saldırıldığını, cemaatin ürkütücü derecedeki finansal gücünün nasıl sağlandığını, cia ve diğer ülke istihbaratlarına ülke sırlarını nasıl satabildiklerini ve onlara göbekten bağlı olduklarını, ve daha bir çok şok edecek, öfkelendirecek, isyan ettirecek gerçeği belgelerle anlatıyor Necip Hablemitoğlu.. 2001'de bunları yazarken 2011'de ne hale geleceğimizden haberi dahi yokken hem de..

Ölümünün doğal yollardan olmayacağını adı gibi biliyordu Necip Hablemitoğlu.. Ama bu, onda en ufak bir korku yaratmamıştı.. Bir saniye olsun düşünün.. Ölüm korkusundan bahsediyorum.. Arabasının kontağını çevirdiğinde, sokakta yürürken arkasından bir ayak sesi geldiğinde, tanımadığı birisi bir şey sorduğunda, her an öldürülebileceğini düşünmek.. Ve bunun bünyesinde bırakacağı tarifi güç etki.. Her şeyin farkında olup da şerefini, vatanını, sorumluluklarını bir kenara atmamış, onlara daha sıkı tutunmayı seçmiş birisi Necip Hablemitoğlu..

Bu ülkede kimler öldürülür de faili meçhul kalır? Kan emicilerle, cemaatle, yurtdışı odaklı istihbaratçılarla, hırsızlarla, derin devletle, bölücülerle, emperyalistlerle dibine kadar mücadele edenler.. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Eşref Bitlis, Sivas aydınları, ve diğerleri.. Failleri bellidir aslında onların.. Sonuna kadar mücadele ettikleri cia-bnd vs yönetimindeki fethullahçılar, koltuk sevdalısı siyasiler, istihbarat satıcısı devlet görevlilerimiz, kasalarını milyarlarca dolarla dolduran para babaları.. Ve çarklarına çomak sokanların hazin sonu.. Ölüm.. Faillere göre ise kesilen bir ceza..

Ne acıdır ki Necip Hablemitoğlu'nun adını dahi anmaz bir Hrant Dink dedin mi tırnaklarını çıkaranlar.. Çünkü onların hümanizmi sadece kendilerine göredir.. Kıstasları kişinin iyi insan olup olmaması değil, görüşleriyle örtüşüp örtüşmemesidir.. Kimliğiyle, vatanıyla, bayrağıyla gurur duyan bir "iyi insan" onlar için aptaldır, salaktır, embesildir, katli vaciptir.. Bu yüzden, hayatı boyunca hiçbir grup ve kamuoyu kesimi tarafından sahiplenilmemiş ve ölüme terkedilmiş olan Necip Hablemitoğlu, ne yazık ki öldürüldükten sonra da yalnız kalmıştır.. İnsanlıktan, barıştan, ezilenden bahsedenlerin o ve onun gibilerin canı söz konusu olduğunda kafalarını toprağa gömmesi, onların ikiyüzlülüklerinin dışavurumu ve kanıtıdır..

Seversiniz sevmezsiniz, katılırsınız katılmasınız.. Ama bu Necip Hablemitoğlu'nun şerefli bir adam olduğu gerçeğini değiştirmez.. Milliyetçi bir kimliğe sahip olması o'nu aşağılıkça eleştirmeyi haklı kılacaksa, buyrun eleştirin.. Ama hem bunu yapıp hem de cinayetten cinayete değişen samimiyetsiz tepkiler verecekseniz, yolsuzluk ve sömürüye karşı durma geyikleri yapıp birebir onlara hizmet edecekseniz, orada duracaksınız.. O hümanist söylemlerin, barış naralarının, ifade özgürlüğünün, demokrasinin arkasına sığınmayacaksınız.. İkiyüzlülüğünüzü fütursuzca savunmayacaksınız.. Çünkü sömürüyle, adilikle, şerefsizlikle mücadele birdir ve tektir..

Birebir senin gibi düşünmeyenleri anında ezmeye, yok etmeye, itibarsızlaştırmaya çalışırsan sana her şey müstehaktır.. Ne insan önemlidir senin için, ne de barış.. Ve tüm bunlara rağmen sen ne biçim adamsın Hrant'ı ağzına alıyorsun vs diye dalacaksan eleştiriye, bil ki çok salaksın.. Çünkü burada yazarın isyanı çifte standartadır.. "19 Ocak 2007'de ne oldu?" hatırlatması ne kadar yerinde, gerekli, ve duyarlı bir tepki ise, "18 Aralık 2002'de ne oldu?" da aynı popülerlik ve etkide bir slogan haline dönüşmelidir..

Sol, insanı sevmektir öncelikle.. Hırsıza da dur demek.. Hakkı yeneni korumak, hak yiyenin karşısında durmaktır.. Adaleti elden bırakmamak, mazlumu cümle alem yok ederken buna çanak tutmamaktır.. Belli söylemlerin arkasına sığınıp insanlığını bir kenara bırakmak değildir.. Ölümünden sonra dahi olsa, iadei itibarı sağlamaktır..

Fakat bu ülkede bayrak diyene direkt kafatasçı yaftasını yapıştırırlarken, devrim diyeni direkt pis komünist yaparlarken, önyargılar her yanımızı kuşatmışken, solculuk marjinallerin ve sözde hümanistlerin imaj çabasının ve boynu tasmalı bölücü köpeklerin maskelerinin tekeline girmişken kime ne anlatıyorsun..

Tekrar söylüyorum.. Necip Hablemitoğlu öldürüldü.. Katili de fethullahçı paşalar, yerel istihbaratçılar, emniyet müdürleri, içişleri bakanları, milletvekilleri, ikinci cumhuriyetçi satılık yazarlar, alman istihbaratçılar, cia, ve daha niceleridir.. Gün gün, inatla, uzun uğraşlarla öldürmüşlerdir Necip Hablemitoğlu'nu.. Yapan da, susan da, alkışlayan da, unutturan da katildir..

"Peter M. Senge'nin Beşinci Disiplin adlı kitabında bir kurbağanın kaynar suya konması durumunda sıçrayıp çıkmaya çalışacağı, ılık bir suya konması durumunda ise korkmadığı için kaçmayacağı ve yavaş yavaş ısıtılması halinde de sersemleyerek haşlanmayı bekleyeceği örneğine yer verilmektedir. F. Gülen, izlediği strateji ile hedefine bu örnekte olduğu gibi ağır ve kararlı yaklaşan bir görünüm segilemektedir.."

"Pirincin içindeki siyah taştan değil beyaz taştan korkun.."

0 Kişi Üşenmedi:

Related Posts with Thumbnails