17 Ağustos 2011 Çarşamba

Behzat Ç - Her Temas İz Bırakır / Son Hafriyat


Öncelikle: VendettA'nın dizi yazısı..

İşbu yazıyı diziyi hiç izlememiş ama en baba spoilerı yaptığım büyük mallık neticesinde öğrenmiş birisi olarak kaleme aldığımı belirtmek isterim.. Ağzımdan çıkan her cümle de sadece kitapların üstünden olacaktır..

Ankara hiç sevmediğim bir şehirdir.. 8-10 defa gitmiş olup, az çok da dolaşmışımdır haliyle.. 19 Mayıs stadı şehrin bir özetidir adeta.. O stad, şehrin bütün özelliklerinin eşleniğine sahiptir.. Buram buram saçtığı eskilik, Ankara'nın pörsümüş ve döküntü halini vurgular.. Bir fark yaratmayan dümdüz ve heyecansız yapısı, sabah saatlerinde ankaray merdivenlerindeki kalabalığın aheste ve sıradan hallerine ispattır.. Tribünlerin pisliği ve sonradan değiştirilmiş rengarenk eğreti koltuklar, şehrin düz ve basit yapısına sonradan eklenmiş yapay modern kültür nesnelerini akla getirir.. Her kavşaktaki fıskiye ve havuzlardır benim için Ankara.. Vaatsiz bir şehirdir.. Arada dahi kalamamıştır, cazibesizdir.. Bir Eskişehir'in 10'da 1'i değildir..

Deniyor ki, bu dizi İstanbul'a isyandır! Ankara'ya iade-i itibardır.. İstanbul'un ve insanının aşağılayıcı tavırlarına kapaktır, vs.. Duyduğum kadarıyla dizi oyuncularının da bu yönde demeçleri var.. Bense katılmıyorum bu tespite.. Ankaralı olduklarından ve onları benimseyen kitleye ihanet etmeme hissiyatından kaynaklandığını düşünüyorum o yorumların.. Bu dizi tam anlamıyla bir isyandır.. Ama neye isyandır?

Behzat Ç, her şeye karşı bir isyandır.. Polisiye romanlardaki "katil kim" sığınmacılığına bir isyandır.. Ülkedeki suçların sadece İstanbul'da işleniyormuşçasına yansıtılmasına isyandır.. Kitaplarda polisleri sevdirme ve, hem kahraman hem de çok modern ve özgün gösterme kolaycılığına bir isyandır.. Canımızı, götümüzü, her bokumuzu emanet ettiğimiz kolluk kuvvetlerinin toplum nazarında zerre sorgulanmayışına bir isyandır.. Kötü şeyler yapmış karakterlerin ve kişilerin, bu kötülüklerinin gözardı edilip insana veya okuyucuya masumane bir şekilde servis edilmesine bir isyandır.. Behzat Ç çok büyük ve kapsamlı bir isyandır ve de salt "İstanbul'a isyan" şeklinde lanse edilmesi dizinin kendisine büyük haksızlıktır..

Behzat Ç matah bir adam değil.. Ve kendisi de bunun dibine kadar farkında.. Günümüzde her yanımız kuşatılmış durumda, haksız ve kötü olduğu halde her daim başkasına bok atan, kendisini kaybeden olarak gösteren, ilgi alaka isteyen karakterler tarafından.. Behzat Ç ise öncelikle kendine dürüst.. Nasıl bir adam olduğunu çok iyi biliyor.. İnsanların ondan kaçması, çoğunlukla korkması ve nefret etmesini anlayışla karşılayabiliyor.. Zor da olsa bunun ayırdına varmış ve bu kabulleniş aşamasının sonlarında, hatta ve hatta bitirmiş bile.. Kişiliğinin, alışkanlıklarının, onu Behzat Ç yapan özelliklerin önüne geçemeyip her şeyi her defasında berbat edince bunun acısını yine kendisinden çıkarıyor.. Benliğiyle daima bir mücadele halinde.. Fiziken olmasa da ruhen her saniye çarpıyor o okkalı silleleri kendi suratına.. Bu kimi zaman zihniyle, kimi zaman 5-6 tekel birasıyla, kimi zaman 216, kimi zaman rakı, kimi zamansa cama geçirilen bir yumrukla gerçekleşiyor.. Behzat Ç kendini sevmiyor.. Elinden tek gelense, "keşke"ler..

"Keşke" adamlarıyla dolu bu "bir Ankara Polisiyesi".. Hayatta her şeye geç kalmışların hikayesi.. Akbaba, Harun, Hayalet, Behzat Ç.. Geç kalış süresi değişebiliyor: 1 saniye, 1 gün, 1 yıl.. Ama sonuç hep aynı.. Arta kalanlar ise söylenmemiş sözler, edilmemiş teklifler, içe atılmış restler küfürler ayarlar, ilanı aşklar.. Bunların hepsi birikiyor.. Ama hiç erimiyor.. Acısını çıkardıklarıysa genelde hep kendileri oluyor.. Biliyorlar çünkü kendilerini.. Bu hayatta onların gönüllerince yaşamalarını sağlayacak bir insan profili yok maalesef, ve oluşmayacak da.. Vuruyorlar bu yüzden kederin dibine.. İçip içip sızlayanı da var, işine hayatını adayan ve kendini unutanı da..

Bu karakterlerin izleyiciler ve okuyucular tarafından nasıl sevilebildiğinde saklıdır Behzat Ç serüveninin başarı öyküsü.. Düşünün ki polis bunlar.. Polis.. Vatandaşını korumaktan çok ona düşman olan ve çoğunlukla aleyhine çalışan bir güruh.. Girdikleri günahları saysan burdan "dal"a yol olur.. Ama böyle bir topluluğun üyeleri, böylesi bir sevgiye layık oluyor nihayetinde.. Müthiş bir olay.. Bencillik, ahlaksızlık yapsalar da, günaha girseler de, hak yeseler de, hayvan gibi seviliyor bu adamlar.. Çünkü, ne iseler, o lar.. Hepsi bizzat kendisi.. Yamuk yumuk değiller.. Okulda, askerde, iş yerinde, hayatın her alanında yavşaklık ve yalamalık paçalardan vıcık vıcık akarken onlar dimdik kalabilmişler.. Hataları, günahları, olumsuz neleri varsa alınlarında yazıyor, gizli saklı değiller.. Ve herkes onları benimsiyor, seviyor, takdir ediyor.. Dolayısıyla onların mimarı Emrah Serbes'i de..

Uyarlamaların asıl eserden her daim zayıf kaldığına defalarca tanık olmuş biri olarak diziyi izleyip de Behzat Ç kitaplarını okumamam imkansızdı.. İki kitabı da bitirmiş bulunuyorum ve ikisini de inanılmaz sevdim.. Bu kadar güçlü karakter tahlili olan kitap pek bulamazsınız.. Hem de birden çok "bizden", ve aynı zamanda fazlasıyla değişik karakterler.. Bunları paralel götürüp yanlarına aşırı derecede merak uyandırıcı bir hikaye oturtuyorsunuz ve bir paralel daha çekip karakterlerin özel hayatlarını aynı eksende ilerletiyorsunuz, bağlantıları ustalıkla kuruyorsunuz.. Ve de öyle finaller yapıyorsunuz ki kalplere çiziği atıyor.. 24 ve 26 yıllık bir kafadan çıkınca hele bu kitaplar, takdirler fersah fersah artıyor haliyle..

Emrah Serbes çıtaları çok yükseğe çekti.. Hem roman hem dizi dünyasında.. Kimi angutlar hala Behzat Ç'yi övüp Ezel'e sövsün bilip bilmeden; Ezel'le birlikte çok yükseklere çıkan çıta, Behzat Ç ile birlikte umarım daha da yükselir.. Diziyi izleyince göreceğiz.. Ama ne yazık ki furyacı ve peşin hükümlü zihniyet hiçbir yere kaybolmayacak.. Bir bölümeh oldu diye Leyla ile Mecnun'u itin götüne sokan zihniyetle tv tarihinin en kaliteli dizisi ünvanını o dönem itibarıyla elinde tutmuş milat dizi Ezel'i elit olmakla suçlayıp söven zihniyet aynı zihniyet.. Ve çok tehlikeli.. Birini överken diğerinin amına koymakla meşgul olmadan bir dakika dahi duramayan insanların erki elinde tuttuğu bu ortamda başarı sağlamak oldukça güç..

Diziye başlıyoruz efendim.. Ne ankara nefreti, ne de istanbul sevdası bana salak salak yorumlar yaptırmaz umarım sağda solda.. Önyargılara kafam girsin..

Hahah ne geldi aklıma.. Kitaptan bir detay.. Behzat Ç zap yapıyor tv karşısında hızla.. Bir yeşillik görüyor hemen duruyor.. Anlıyor ki futbol değil golf maçı, hemen değiştiriyor.. Çok gülmüştüm :)

Seni Kalbime Gömdüm ismini eleştirenlerin de %98'i Son Hafriyat'ı okumaya üşenen götoş kesim.. Müthiş bir isim lan halbuki.. Hem senaryoya uygunluk, hem de duygu açısından.. Ta amınıza koyayım sizin.. Amını amirini sikeyim cevdet!

Behzat Ç ulan! Geliyorum!

1 Kişi Üşenmedi:

VendettA dedi ki...

Dizi yazısının üstüne kitapların yorumu da gelmiş, güzel olmuş.

En başta dizinin ilk göze çarpan farklılığı İstanbul dışında, Ankara'da geçmesi olunca ilk akla gelen bu oluyordur muhtemelen ama dediğin gibi "farklılığın" ufak bir kısmı sadece o. Dizide de "İstanbul dışından" olmanın getirisiyle bazı diyaloglar ve sahnelerle bu farklılığı gösteriyorlar zaten ama bu "İstanbul düşmanlığı" yada "tepki" değildir. Ha bi tepki varsa da herkesi İstanbullu gibi görmek isteyen yada diğerlerini dışlayan zihniyete tepkidir yani en fazla.

Ankara konusunda da dışarıdan gelen kimsenin kolay kolay sevmemesinin normal olduğunu belirtiyorum zaten konusu geçtiği zaman, bir çok kişinin fikri de bu yönde zaten. Ankara hastası bi adam değilim ama severim yani ben. Doğma büyüme burada olunca yada uzun süre burada yaşayınca durum farklı oluyor, sevmeye neden aramak da gerekmeden sebepsiz seviliyor zaten. "Rezil bi yer yeeaaa siz nası seviyosunuz şurası bok burası saçma" falan diye düşünen de varsa aynı anlayışı beklerim kendilerinden. :)

Ankara'da geçmesi farklılığın sadece ufak bi kısmı demiştim. Kitapla dizi aynı paralelde gidiyor zaten de diziyi izleyince piyasadaki diğerlerinden farkını hemen anlıyorsunuz. Öncelikle müthiş bir doğallık hakim diziye, kasıntı durumlar, zorlama replikler yok Behzat Ç'de. Dizi yazısında da belirttiğim gibi karakterlerin altı dolu, sağlam olması, dizide ve kitapta değinilen konuların aykırılığı ve cesaret istemesi yönünden çok farklı bir konumda hem kitaplar hem dizi. Her karakter için uzun uzun analizler, yorumlar yapılabilir, çoğu yapımda olmayacak bir şey bu, sağlam diziler farkını böyle koyuyor ilk başta. Değindiği konular zaten şimdiye kadar pek cesaret edilmeyen, göremediğimiz taraflar, bu yönüyle çok ayrı bir kulvarda diğerlerinden.

Furyacı, ezbere, kalıp yorumlar yapan zihniyetten zaten tiksinti geldi artık. Girip yorum okumaya istek gelmiyor artık bir yerden sonra.

Dizinin TVEN'e geçeceği söylentileri de dolaşıyor ciddi ciddi, TVEN de yayın politikası gereği dizi sürelerini max 60-70dkda tutacakmış. Şahane olur eğer öyle bir durum da olursa. Kanal açılana kadar dizinin yayını gecikebilir vs diye konuşuluyor, filmden sonraya kalsa daha iyi olur hatta bana göre.

Related Posts with Thumbnails