4 Temmuz 2011 Pazartesi

Lorik Cana


Karaktersizlerin, şerefsizlerin çoğunluğu oluşturduğu spor camiasında parmakla gösterilecek adamlardan birisiydi Lorik Cana.. En büyük başarılarını dahi büyük bir kısmı şeref yoksunu olan futbolcularla kazanan Galatasaray'da uzun yıllar hasretini çektiğim dört dörtlük bir insan ve sporcuydu..

Seneler boyunca sırtımızdan bıçaklamıştı bizi, sevdalı olduğumuz eski neferlerimiz.. "7 sülaleme yetecek kadar param var" diyen Hakan Şükür'ün, o parayı kendisine kazandıran kulübünün armasını taşıyan kaptanlık pazubandını yere atmasıyla, Lincoln başta olmak üzere yabancıların kuyusunu kazmasıyla, aktif futbol yaşamını bitirdikten sonra ekranda o'nu Hakan yapan Galatasaray'ına etmediği lafı bırakmamasıyla, Metin Oktay'ı bile kıskanacak kadar zehirli egosuyla bıçaklanmıştık.. Çıkık omzuyla güç bela bitirdiği Arsenal maçında bizleri manyak eden, sahada ve florya'daki duruşuyla örnek aldığımız büyük kaptan Bülent Korkmaz, Galatasaray'ına kolunu sokmuştu Gençlerbirliği'nde yardımcı antrenör iken.. Ölene dek Galatasaray'ın ekmeğini yiyip iliğini kemiğini sömürmeyi şiar edinmiş bu adamları adam sanıyorken biz, bıçaklanmıştık defalarca.. Çünkü onların Galatasaray sevgisi, Galatasaray onlara teşekkür edip uğurlayana kadardı.. Medyada Galatasaraylı yazar kimliğiyle kendilerine yer bulup Galatasaray'a sövmeyi baş amaçları belleyen Hakan Ünsallar, Hasan Şaşlar.. Kuyruklarından ayrılmayan Arif Erdemler, Ümit Davalalar, Vedat İnceefeler.. İnanmak istememiştik belki de önceleri.. Hakan Şükür'ün Parken Stadı'nda o kritik frikikte Hagi'yi beklemeyip topa vurmak istemesi hastalıklı egosunun eseriydi.. Kahraman olmak istiyordu, şut auta çıktı.. Hagi'nin ona bakışı çok şey anlatıyordu.. Ama göremedik, görmedik.. Konduramadık..

Sonra Arda geldi.. Çok sevdik.. Ölümüne savunduk.. Ama yine olmadı.. O, abilerinin yolunu seçmişti.. Egosunu Galatasaray'ın önüne koymuştu.. Duygusal ayağına yatıp milyon euroları takır takır götürdü Hakan abisi gibi.. Dünyada sanki bir dert onlarda varmışçasına ottan boktan şikayet edip mazlum edebiyatı yapanlardan oldu Arda.. Elano oynamasın, Mustafa abi ve Ayhan abi oynasın diye saha içinde ona elinden geldiğince pas vermemeye çalıştı, medyaya malzeme verdi.. Hep yabancıların kuyusunu kazdı.. Takımda en yüksek parayı o kazanmalıydı çünkü.. Onlara ruhsuz dediler, kendi ruhlarının kaç kuruş ettiğini dahi hesaplamadan.. Arda'dan cesaret alan Servet, oyunu kendi kurmak istedi, yok saydı durmadan boşa çıkıp elini kaldırarak top isteyen Elano'yu.. Arda'dan cesaret, belki de direktif alan Caner, görmedi önünde oynayan Gio'yu hiçbir zaman; çünkü Aydın'ın, Emre Çolak'ın oynaması gerekiyordu! Galatasaray en sonunda kangren olmuştu aceto'nun da dediği gibi..


Canımız artık güzel adamlar görmek istiyordu sahada.. Takımın menfaatini her şeyden üstte tutan.. Tekmeye kafa sokan.. Taraftara saygı duyan.. Harry Kewell geldi, canımız oldu.. Hakan'dan da Bülent'ten de Arda'dan da çok sevildi.. Performansı düştü, yaşlandı, gitti.. Baros.. "Baros iyi yaşamıyor Mustafacımm" diye bütün sene götünü yırtan ve o'nun sonunu hazırlamaya çalışan ve belki de başarmak üzere olan Şansal gibilere inat, herkesten çok savaştı, canımız oldu.. Servet denen, Emre Belözoğlu'yla birlikte bugüne dek tanıdığım en şerefsiz sporcu futbolcu olan adam sahaya kaptan olarak çıkarken, Lucas Neill ve Marsilya ile Sunderland'de kaptanlık yapmış olan Lorik Cana, yanından bile geçemedi kaptanlığın..

Galatasaray'ı Galatasaray yapan değerler vardır.. İki yakanın kıyı kesimleri, yapılan olanca adiliği sineye çekip, bunları olmamış gibi göstermeyi ilke edinmişlerken Galatasaray, yaptığı bütün hataları sahiplenmeyi, ve göz önünde göğüslemeyi başarmış, zerre çekince duymamış bir kulüptür.. Bu değerleri ucundan da olsa kaybetmeye başladığımız son yıllarda bu özlemimizi dindirecek adamlardan biriydi Arnavut Lorik Cana.. Türkiye topraklarına uzanan soyağacı ve bize, kültürümüze çok yakın bir isim olması sempati duyulması için hoş detaylar iken asıl önemlisi, o'nun savaşçı ve onurlu kişiliğiydi.. Türkiye'nin en centilmen ve avrupai! stadında Galatasaray için kanını döken bir diğer güzel adamın o'nun için "o birlikte gözünüzü kırpmadan savaşa gidebileceğiniz birisi" demiş olması, referansların kralıydı.. Sevmeye hazırdık..


Sevdik.. Ama şanssızdık.. Cana da, biz de.. Tarihin en kötü Galatasaray'ına gelmişti.. Kaybedilen 3 puanlar, veda edilen Avrupa falan değildi önemli olanlar.. Galatasaray'ı bunlar kötü yapamazdı.. Aymazlık, bencillik, çıkarcılık, şerefsizlik ve benzer iğrençliklerdi Galatasaray'ı kötü yapanlar.. Ortaya koyduğu %10luk, 20lik performansıyla bile farkını kesinlikle hissettirmişti Cana.. Ancak gelin görün ki Aziz'in uşağı passatçı medya'nın ona yaptığı "bank asya topçusu" benzetmelerine bizim bir kısım gerizekalı taraftarımız da kandı ve Cana hakettiği değeri bulamadı burada.. Bazen sakatlandı, bazen yerinde oynatılmadı, bazen yedek bırakıldı.. Ama bir gün dahi sorun etmedi bunu bizim yavşak türk topçuları her boka ağlarken, çemkirirken.. Konya deplasmanında son dakikada çıkan kavgaya bodoslama dalmasına, Neill'ın daha ilk ayında Makukula'ya el ense çekmesinde sevindiğimiz gibi sevindik, en sonunda pısırık olmayan bir futbolcumuz oldu diyerek.. O, takım arkadaşlarının olanca karaktersizliğine karşın, aklıselim taraftar tarafından çok sevildi.. Bu sevgi her maç sonunda en açık şekliyle serildi ortaya.. Maç bitince direkt olarak soyunma odasına koşan götü kalkık oyuncu güruhu canımızı deli gibi acıtırken, o bir diğer güzel insan Emiliano Insua ile beraber bütün tribünleri tek tek selamladı, yenilmiş olsalar dahi.. İnsanlık bunu gerektirirdi çünkü.. Biliyorlardı onbinlerce insanın büyük paralar vererek onları izlemeye geldiğini ve birşeyler beklediğini.. Hiç değilse o taraftarı umursadıklarını ve onlar için de çabaladıklarını hissettirmeyi istiyorlardı.. Kalplerinin temizliğiydi bunu onlara yaptıran.. 10 yıl boyunca ezildiğimiz Kadıköy'de alınan ilk puan sonrasında takımın yalandan alkışa gelmesi ve hemen geri dönmesini içine sindiremeyen Lorik, işi en ufak bir sahtekarlık ve yavşaklığa dökmeden, taraftarının önüne geliyordu.. Puanlar, goller, sıralama vs önemsizdi eski şan ve şerefini yeniden yakalamak isteyen Galatasaray taraftarı için.. Lorik yanlarındaydı.. Mutlulardı.. Mutluydum..

Lorik gitti.. Takımımızdaki yabancı kıyımının son halkası oldu.. Lugano'nun her tür piçliği yaptığı ve üstüne üstlük herkesten alkış aldığı adaletsiz ve yavşak bir ortamda Keita'nın piçlikleri o'nun ipini çekti 1 sene içinde.. Brezilya Milli Takımı'nda 11 oynayan, fakat buradaysa dehşet verici derecede aşağılık hareketlerle dışlanan Elano, Santos'la Libertadores'i kazandı.. Bizde ayağına topu dahi zor alan ve her daim ezilen Giovani Santander'le kalitesini konuşturdu, Meksika'yı ise durmaksızın sırtlıyor.. İtin götüne sokulan De Sanctis, Napoli formasıyla tozunu attı İtalya Ligi'nin.. Şimdi de Lorik Cana Lazio'ya gitti.. Faydalanamadık.. Ne futbolculuğundan, ne karakterinden.. Orada 11'in değişmez ismi olacağından ve müthiş derecede başarılı olacağından zerre şüphem yok.. Çünkü adam karakter sahibi, ve kaliteli bir topçu.. Çünkü adam yavşak değil.. Biz mi? 3 kuruşu görünce götü kalkan dünün kenar mahalle serserilerini haketmedikleri yerlere getirmeye ve yaptıkları bütün şerefsizlikleri ödüllendirmeye devam..


Güle güle Lorik Cana..

1 Kişi Üşenmedi:

joker dedi ki...

şerefsiz, yavşak bi orospu çocuğu olmadığı için türkiye topraklarında nefes almaması gerekirdi zaten.. en güzel günler onun olsun.. giderayak yaptığı konuşmayla bile göz doldurdu.

Related Posts with Thumbnails