
Hakan Karahan'ı ilk olarak Sağır Oda'nın oyuncu kadrosuna katılınca tanımıştım.. Aynı zamanda dizinin senaristiyken, başrol oyuncusu Orhan Kılıç'ın kamera önünde oyunculuk namına hiçbirşey gösteremediğine vurgu yaparak kendisini durmadan eleştirince senaryo masasındaki diğer üyeler kendisine "çık sen oyna ulan o zaman" babında geyik bir çıkış yapmışlar ve o da kabul etmiş.. Ekran önündeki Oğuz Bey karakteriyle bugüne dek karşılaşmadığımız bir profil çizdi Hakan Karahan.. Kendi karakterine senarist de kendisi olduğundan ötürü çok şey katmıştı doğal olarak.. Gerçek hayattaki siyah kuşak aikidocu kimliğinin esintilerini sık sık görmüştük mesela.. ABD ajanları tarafından rehin alınıp sorgulanınca verdiği "anana sor" cevabı ne denli psikopat ve geyik bir rolde olduğunun kanıtlarındandır.. Televizyonlarda hiç denk geldiniz mi bugüne kadar hatun gördü mü direkt götüne bakıp anında abaza yorumu yapan bir karaktere? Oğuz Bey buydu işte.. Ekranda birçok tabuyu yıkmış fenomen bir karakterdi.. Dizi, başlarda çok sağlam başlayıp sonradan sıçmasına karşın Oğuz Bey karakteri sayesinde tutundu ekrana..

Dizi sürerken bu gizemli ve ilginç adamı elbetteki meraklılar olarak sağda solda araştırdık, tavsiyeler duyduk, bilgiler edindik vs.. Didikledikçe sandığımdan da garip bir adam çıktı karşıma.. 2000'li yılların başında Akbankın üst kademelerindeki işini bırakarak çok geç kaldığını düşündüğü bir hayata atılmaya karar veriyor Hakan Karahan.. 90ların ortalarından itibaren, içinde bulunduğu ağır depresyon ve kendisine hitap etmeyen bir hayatı yaşıyor olduğu hissi tavan yapıyor ve işten arta kalan kısımlarda kitap yazmaya başlıyor.. Tek amacı, ait olmadığı yerden, bankalardan, yatırımdan, tasarruftan vsden uzaklaşmak.. İktisat biliminin amına koymuş bir deha olmasına karşın onunla ilgilenmek zorunda kaldığı her an bir cehennem arz ediyor o'nun için.. Artık birşeyler yapmazsa, hayallerine kavuşmak için bir çaba göstermezse nefes almanın gitgide çekilmez bir hale bürüneceğini buram buram hissederken en sonunda bir kitap yazmaya başlıyor.. Bir aikido sevdalısı olarak ilk kitap için doğru bir tercih denebilir her ne kadar okumamış olsam da: Yeni Başlayanlar İçin Aikido(1995)..

Karahan'ı aynı zamanda uzatmalı sevgilisi Candan Erçetin'in seslendirdiği Onlar Yanlış Biliyor ve Hayranım Sana şarkılarının söz yazarı olarak da tanıyabilir ilgili kişiler.. Hayatın insanlığa bahşettiği sayılı çok yönlü adamlardan biri olan Karahan, müthiş bir maaşı ve sosyal statüyü elinin tersiyle kenara iterek maddi açıdan çok riskli bir hayata adım atarak cesaretine hayran bıraktırıyor biz takipçilerini..

Hakan Karahan'ın donanımının sırrı da elbette ki ailesinin gelir durumunun çok iyi oluşu ve çocukluktan itibaren köklü okullarda okuması, her tür hobinin bir ucundan tutan bir gelişim periyodu yaşaması.. Robert Kolej'de geçirdiği lise yıllarından sonra University of Miami'de işletme eğitimi alıyor ve akabinde Cenevre'de işe giriyor.. Tahsil hayatındaki kusursuzluğun yanında profesyonel voleybolla, aikidoyla, yelken ve benzeri birçok dalla da ilgileniyor.. Sporcu, dövüşçü, iktisatçı, futbol hastası, müzik tutkunu, alkol ve sigara delisi, edebiyat manyağı bir adam haline geliyor.. Dolu dolu ve çok hızlı bir gençlik yaşamış olması o'nun, statik iş hayatında sudan çıkmış balığa dönmesine neden oluyor fakat bunu idrak etme süreci çok uzun ve sancılı geçiyor.. Hayatına dair hakkında en az bilgiye sahip olduğum unsur olan ilk evliliği pek uzun sürmüyor fakat bir erkek çocuk sahibi oluyor.. Depresyon, anksiyete, panikatak gibi hastalıklar o'nu psikiyatrların kucağına düşürüyor ve az önce yukarıda bahsetmiş olduğum yeni hayatına başlangıç kaçınılmaz bir son olarak karşısında beliriyor.. Eski hayata son, hoşgeldin yeni hayat..

Aikido'ya karşı gönül borcunu yerine getirip kitabı yazdıktan sonra devamı geliyor elbette.. Kafamdaki Ses(1998) ve İntizar(2000) ile süregelen ruhsal üretim aşaması, Sürüden Ayrı adlı ilk romanıyla sağlam bir yol halini almış oluyor.. Hakan Karahan artık yazıyor.. Bu hayattan iyice emin olması o'nun en sonunda tarihi kararını alıp 2003'te işini tamamen bırakmasını beraberinde getiriyor.. 3-4 senelik hazırlık aşaması olarak adlandırabileceğimiz süreçte popülaritenin hala çok uzağında ise de içi tatmini fazlasıyla yakalıyor ve gemileri yakıyor..

Hasta Galatasaraylı oluşu kendisini daha çok sevmeme hoş bir sebep teşkil ediyor diyebileceğim Karahan, roman yazmanın diğer türlere göre bünyeye daha büyük hazlar verdiğini hissetmiş olacak ki Feramuz Güvenlik Üçlemesinin ilk kitabı olan 19'u(2004) piyasaya sürüyor.. Karmakarışık ve zeka fışkıran kafasının izlerini net biçimde görebileceğimiz, okunuşu çok kolay, ebatları minicik bu fıstık gibi kitap kendisini 4-5 sene öncelerde tanımaya çalışan sevenleri için süper bir fırsattı, bkz ben.. 19'u, benzer kelimelerle ifade edebileceğim Azrail(2005) takip ediyor.. 2006'daysa deneme türünde ilk eseri olan Ama Öyle'yi yazıyor ve hemen 1 yıl sonrasındaysa Feramüz Güvenlik Üçlemesi'ni sonlandırıyor Kıyamet Haritası(2007) ile ve artık karşımızda iyice ısınmış bir Hakan Karahan var..

Çok yönlülüğüne vurgu yapmış olduğum Karahan tabii ki yazmakla yetinmiyor.. Hasan Ali Toptaş'ın Gölgesizler romanını okuyup çok etkilenince, okuduğumda müthiş bir zeka ürünü ve sanat eseri olduğunu anladığım bu kitabın muhakkak beyazperdeye aktarılması gerektiğini düşünüyor ve bir şekilde yönetmen Ümit Ünal'la(9, Anlat İstanbul, Ara, Ses) aynı noktada buluşuyorlar ve Ünal yönetmen koltuğuna, kendisiyse yapımcı koltuğuna oturuyor.. Senaryo aşamasında Ümit Ünal kendisine başrollerden birini teklif eediyor ve o da kabul ediyor.. Çok uzun yıllardır gözü gibi baktığı ve neredeyse beline kadar uzattığı saçlarının rolü gereği kesilmesi gerekiyor ve kaderine boyun eğiyor.. Bugüne kadar izlediğim en aslına sadık, en özel ve ayakları yere basan kitap uyarlaması olan Gölgesizler'e hayat veriyorlar.. O sıralarda filmin bitiş jeneriğini oluşturan Candan Erçetin imzalı muhteşem şarkı da kulaklarımızın pasını siliyor..

Gölgesizler'den önceki aylarda Özlem Gürses'in vapur sohbetleri programına katılıp bizleri ve Özlem Gürses'i esprili, dobra ve rahat tavrıyla mest ettikten sonra Gölgesizler'in vizyona girdiği günlerde Saba Tümer'e konuk olup izleyenleri ve Saba Tümer'i ortadan ikiye bölmüştü anlattıklarıyla.. Kültür-sanat dünyasının sinema ve televizyon kısmına uzun yıllar boyunca uzak kalmasından ötürü filmin oyuncularından Selçuk Yöntem'i tanımıyormuş çekimler başlarken.. Kendisine senaryoyu defalarca okutan ekibe en sonunda isyan etmiş ve o neden bir iki sefer okuyor da ben kırk kez kasıyorum falan demiş.. Ekip de demiş "Selçuk Yöntem o be yuh".. Epey güldüler buna programda.. (Bu bilgi de kısmen eksik veya yanlış olabilir net hatırlayamadım).. Filmle ilgili detayları anlatırken sıra öpüşme sahnesine gelince ise krize sokmuştu herkesi.. Kamera önünde ilk kez öpüşeceği için çok heyecanlanmış sahne öncesi.. Partneri Taies Farzan önceden sevişme dahil birçok sıcak sahnede oynamış olduğundan epey rahatmış ama Karahan deli gibi terliyormuş, durmadan pudra sürüyorlarmış falan.. Neyse başlamışlar en sonunda öpüşmeye.. Kendisi programda diyor ki: "Ben hayatım boyunca üst dudağından öptüm kadınları.. O benim üst dudağıma yapışınca ben çok yadırgadım bu durumu.. Hiç alt dudaktan öpmedim ki ben kimseyi.. Baştan aldık ben bir anda durunca.. Sonra yine alt dudak üst dudak denk getirmeye çalışırken dişlerimiz çarpıştı.. Yine baştan aldık.. Sonra Taies öyle bir öptü ki beni sonrasında repliklerimi unuttum öylece kaldım vs".. :D Bunu o kadar kendine özgü ve komik bir şekilde anlatmıştı ki Karahan, Saba Tümer orgazmik kahkahalarını epey bir savurmuştu Karahan'ın yüzüne doğru..

Sonrasında yine Ümit Ünal'la ortaklığı olan Kaptan Feza(2009) vizyona girdi ancak ben kaçırdım filmi vizyonda çok kısa kalmasından ötürü.. Dvdsi de henüz çıkmamış, şaşırdım.. Yerli Leon diyorlardı.. Merakım büyük.. Bir de 2010 yapımı Yüreğine Sor'da(2010) yan rollerden birinde.. Son kitabını 2007'de çıkaran Hakan Karahan bu dalda uzun zamandır sessiz.. Sinema konusunda hevesini şimdilik aldığını düşündüğümden, edindiği tecrübeler sonrası eskilerinden daha iyi bir kitapla yakın zamanda döneceğini umut ediyorum..

Sürüden Ayrı.. İlk romanı olduğunu belirtmiştim.. Dolayısıyla bu kitap gerçek Hakan Karahan'dan çok iz taşıyor.. Bir nevi Hakan Karahan manifestosu diyelim.. Çocukluk ve gençlik yıllarına dair sayısız anı içeren ve bunları o müthiş üslubuyla anlatan Karahan, aynı zamanda akışla paralel ilerleyen ve sonlarda bambaşka bir hal alan müthiş bir kurguya da kimi gerçek kimi hayali olan anılarına ustalıkla ekliyor.. Kitaptaki karakterin adı Ayaz Tunçbilek.. %90 oranında bir Hakan Karahan desem yanlış olmaz sanıyorum.. Daldan dala atlanmış konular dikkati dağıtsa da bazen, 5-6 sayfalık salt ekonomi analizi içeren bölüm haricinde kesinlikle sıkmıyor.. Ekonomiden nefret eden bir ekonomi öğrencisi olarak o 5-6 sayfayı okumak hayatımın en boktan anlardından biriydi.. Amına koyayım.. Neyse.. Okurken kendinizi yazara çok yakın hissedebileceğiniz, bir ortamda biraraya gelip iki kelam etmek isteği yaratan bir kitap Sürüden Ayrı.. Sürüden dibine kadar ayrı bu adamın nasıl bir beyne, hayata, düşünce yapısına sahip olduğunu anlamak için müthiş bir fırsat.. Kitapçılarda bulunması epey zor olsa da 7.50 liralık internet fiyatıyla hayli cazip bir seçenek olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim..

Bu özel adamı tanımak benim için çok mutluluk verici.. Bu uzunca satırları karalamak da öyle oldu.. Güzel adamdır Hakan Karahan..
Bunlar da karma linkler olsun konuyla alakalı;
http://www.hakankarahan.net/
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6244855.asp?yazarid=12
http://www.youtube.com/watch?v=x0EAqvv3sOo (dublaj)
http://fizy.com/s/16m6kh

Dizi sürerken bu gizemli ve ilginç adamı elbetteki meraklılar olarak sağda solda araştırdık, tavsiyeler duyduk, bilgiler edindik vs.. Didikledikçe sandığımdan da garip bir adam çıktı karşıma.. 2000'li yılların başında Akbankın üst kademelerindeki işini bırakarak çok geç kaldığını düşündüğü bir hayata atılmaya karar veriyor Hakan Karahan.. 90ların ortalarından itibaren, içinde bulunduğu ağır depresyon ve kendisine hitap etmeyen bir hayatı yaşıyor olduğu hissi tavan yapıyor ve işten arta kalan kısımlarda kitap yazmaya başlıyor.. Tek amacı, ait olmadığı yerden, bankalardan, yatırımdan, tasarruftan vsden uzaklaşmak.. İktisat biliminin amına koymuş bir deha olmasına karşın onunla ilgilenmek zorunda kaldığı her an bir cehennem arz ediyor o'nun için.. Artık birşeyler yapmazsa, hayallerine kavuşmak için bir çaba göstermezse nefes almanın gitgide çekilmez bir hale bürüneceğini buram buram hissederken en sonunda bir kitap yazmaya başlıyor.. Bir aikido sevdalısı olarak ilk kitap için doğru bir tercih denebilir her ne kadar okumamış olsam da: Yeni Başlayanlar İçin Aikido(1995)..

Karahan'ı aynı zamanda uzatmalı sevgilisi Candan Erçetin'in seslendirdiği Onlar Yanlış Biliyor ve Hayranım Sana şarkılarının söz yazarı olarak da tanıyabilir ilgili kişiler.. Hayatın insanlığa bahşettiği sayılı çok yönlü adamlardan biri olan Karahan, müthiş bir maaşı ve sosyal statüyü elinin tersiyle kenara iterek maddi açıdan çok riskli bir hayata adım atarak cesaretine hayran bıraktırıyor biz takipçilerini..

Hakan Karahan'ın donanımının sırrı da elbette ki ailesinin gelir durumunun çok iyi oluşu ve çocukluktan itibaren köklü okullarda okuması, her tür hobinin bir ucundan tutan bir gelişim periyodu yaşaması.. Robert Kolej'de geçirdiği lise yıllarından sonra University of Miami'de işletme eğitimi alıyor ve akabinde Cenevre'de işe giriyor.. Tahsil hayatındaki kusursuzluğun yanında profesyonel voleybolla, aikidoyla, yelken ve benzeri birçok dalla da ilgileniyor.. Sporcu, dövüşçü, iktisatçı, futbol hastası, müzik tutkunu, alkol ve sigara delisi, edebiyat manyağı bir adam haline geliyor.. Dolu dolu ve çok hızlı bir gençlik yaşamış olması o'nun, statik iş hayatında sudan çıkmış balığa dönmesine neden oluyor fakat bunu idrak etme süreci çok uzun ve sancılı geçiyor.. Hayatına dair hakkında en az bilgiye sahip olduğum unsur olan ilk evliliği pek uzun sürmüyor fakat bir erkek çocuk sahibi oluyor.. Depresyon, anksiyete, panikatak gibi hastalıklar o'nu psikiyatrların kucağına düşürüyor ve az önce yukarıda bahsetmiş olduğum yeni hayatına başlangıç kaçınılmaz bir son olarak karşısında beliriyor.. Eski hayata son, hoşgeldin yeni hayat..

Aikido'ya karşı gönül borcunu yerine getirip kitabı yazdıktan sonra devamı geliyor elbette.. Kafamdaki Ses(1998) ve İntizar(2000) ile süregelen ruhsal üretim aşaması, Sürüden Ayrı adlı ilk romanıyla sağlam bir yol halini almış oluyor.. Hakan Karahan artık yazıyor.. Bu hayattan iyice emin olması o'nun en sonunda tarihi kararını alıp 2003'te işini tamamen bırakmasını beraberinde getiriyor.. 3-4 senelik hazırlık aşaması olarak adlandırabileceğimiz süreçte popülaritenin hala çok uzağında ise de içi tatmini fazlasıyla yakalıyor ve gemileri yakıyor..

Hasta Galatasaraylı oluşu kendisini daha çok sevmeme hoş bir sebep teşkil ediyor diyebileceğim Karahan, roman yazmanın diğer türlere göre bünyeye daha büyük hazlar verdiğini hissetmiş olacak ki Feramuz Güvenlik Üçlemesinin ilk kitabı olan 19'u(2004) piyasaya sürüyor.. Karmakarışık ve zeka fışkıran kafasının izlerini net biçimde görebileceğimiz, okunuşu çok kolay, ebatları minicik bu fıstık gibi kitap kendisini 4-5 sene öncelerde tanımaya çalışan sevenleri için süper bir fırsattı, bkz ben.. 19'u, benzer kelimelerle ifade edebileceğim Azrail(2005) takip ediyor.. 2006'daysa deneme türünde ilk eseri olan Ama Öyle'yi yazıyor ve hemen 1 yıl sonrasındaysa Feramüz Güvenlik Üçlemesi'ni sonlandırıyor Kıyamet Haritası(2007) ile ve artık karşımızda iyice ısınmış bir Hakan Karahan var..

Çok yönlülüğüne vurgu yapmış olduğum Karahan tabii ki yazmakla yetinmiyor.. Hasan Ali Toptaş'ın Gölgesizler romanını okuyup çok etkilenince, okuduğumda müthiş bir zeka ürünü ve sanat eseri olduğunu anladığım bu kitabın muhakkak beyazperdeye aktarılması gerektiğini düşünüyor ve bir şekilde yönetmen Ümit Ünal'la(9, Anlat İstanbul, Ara, Ses) aynı noktada buluşuyorlar ve Ünal yönetmen koltuğuna, kendisiyse yapımcı koltuğuna oturuyor.. Senaryo aşamasında Ümit Ünal kendisine başrollerden birini teklif eediyor ve o da kabul ediyor.. Çok uzun yıllardır gözü gibi baktığı ve neredeyse beline kadar uzattığı saçlarının rolü gereği kesilmesi gerekiyor ve kaderine boyun eğiyor.. Bugüne kadar izlediğim en aslına sadık, en özel ve ayakları yere basan kitap uyarlaması olan Gölgesizler'e hayat veriyorlar.. O sıralarda filmin bitiş jeneriğini oluşturan Candan Erçetin imzalı muhteşem şarkı da kulaklarımızın pasını siliyor..

Gölgesizler'den önceki aylarda Özlem Gürses'in vapur sohbetleri programına katılıp bizleri ve Özlem Gürses'i esprili, dobra ve rahat tavrıyla mest ettikten sonra Gölgesizler'in vizyona girdiği günlerde Saba Tümer'e konuk olup izleyenleri ve Saba Tümer'i ortadan ikiye bölmüştü anlattıklarıyla.. Kültür-sanat dünyasının sinema ve televizyon kısmına uzun yıllar boyunca uzak kalmasından ötürü filmin oyuncularından Selçuk Yöntem'i tanımıyormuş çekimler başlarken.. Kendisine senaryoyu defalarca okutan ekibe en sonunda isyan etmiş ve o neden bir iki sefer okuyor da ben kırk kez kasıyorum falan demiş.. Ekip de demiş "Selçuk Yöntem o be yuh".. Epey güldüler buna programda.. (Bu bilgi de kısmen eksik veya yanlış olabilir net hatırlayamadım).. Filmle ilgili detayları anlatırken sıra öpüşme sahnesine gelince ise krize sokmuştu herkesi.. Kamera önünde ilk kez öpüşeceği için çok heyecanlanmış sahne öncesi.. Partneri Taies Farzan önceden sevişme dahil birçok sıcak sahnede oynamış olduğundan epey rahatmış ama Karahan deli gibi terliyormuş, durmadan pudra sürüyorlarmış falan.. Neyse başlamışlar en sonunda öpüşmeye.. Kendisi programda diyor ki: "Ben hayatım boyunca üst dudağından öptüm kadınları.. O benim üst dudağıma yapışınca ben çok yadırgadım bu durumu.. Hiç alt dudaktan öpmedim ki ben kimseyi.. Baştan aldık ben bir anda durunca.. Sonra yine alt dudak üst dudak denk getirmeye çalışırken dişlerimiz çarpıştı.. Yine baştan aldık.. Sonra Taies öyle bir öptü ki beni sonrasında repliklerimi unuttum öylece kaldım vs".. :D Bunu o kadar kendine özgü ve komik bir şekilde anlatmıştı ki Karahan, Saba Tümer orgazmik kahkahalarını epey bir savurmuştu Karahan'ın yüzüne doğru..

Sonrasında yine Ümit Ünal'la ortaklığı olan Kaptan Feza(2009) vizyona girdi ancak ben kaçırdım filmi vizyonda çok kısa kalmasından ötürü.. Dvdsi de henüz çıkmamış, şaşırdım.. Yerli Leon diyorlardı.. Merakım büyük.. Bir de 2010 yapımı Yüreğine Sor'da(2010) yan rollerden birinde.. Son kitabını 2007'de çıkaran Hakan Karahan bu dalda uzun zamandır sessiz.. Sinema konusunda hevesini şimdilik aldığını düşündüğümden, edindiği tecrübeler sonrası eskilerinden daha iyi bir kitapla yakın zamanda döneceğini umut ediyorum..

Sürüden Ayrı.. İlk romanı olduğunu belirtmiştim.. Dolayısıyla bu kitap gerçek Hakan Karahan'dan çok iz taşıyor.. Bir nevi Hakan Karahan manifestosu diyelim.. Çocukluk ve gençlik yıllarına dair sayısız anı içeren ve bunları o müthiş üslubuyla anlatan Karahan, aynı zamanda akışla paralel ilerleyen ve sonlarda bambaşka bir hal alan müthiş bir kurguya da kimi gerçek kimi hayali olan anılarına ustalıkla ekliyor.. Kitaptaki karakterin adı Ayaz Tunçbilek.. %90 oranında bir Hakan Karahan desem yanlış olmaz sanıyorum.. Daldan dala atlanmış konular dikkati dağıtsa da bazen, 5-6 sayfalık salt ekonomi analizi içeren bölüm haricinde kesinlikle sıkmıyor.. Ekonomiden nefret eden bir ekonomi öğrencisi olarak o 5-6 sayfayı okumak hayatımın en boktan anlardından biriydi.. Amına koyayım.. Neyse.. Okurken kendinizi yazara çok yakın hissedebileceğiniz, bir ortamda biraraya gelip iki kelam etmek isteği yaratan bir kitap Sürüden Ayrı.. Sürüden dibine kadar ayrı bu adamın nasıl bir beyne, hayata, düşünce yapısına sahip olduğunu anlamak için müthiş bir fırsat.. Kitapçılarda bulunması epey zor olsa da 7.50 liralık internet fiyatıyla hayli cazip bir seçenek olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim..

Bu özel adamı tanımak benim için çok mutluluk verici.. Bu uzunca satırları karalamak da öyle oldu.. Güzel adamdır Hakan Karahan..
Bunlar da karma linkler olsun konuyla alakalı;
http://www.hakankarahan.net/
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6244855.asp?yazarid=12
http://www.youtube.com/watch?v=x0EAqvv3sOo (dublaj)
http://fizy.com/s/16m6kh
4 Kişi Üşenmedi:
eline sağlık, güzel derlemişsin çoğunu bilmeme rağmen yinede okudum. bende kitaparını çok seviyorum ve kaptan feza filmini maalesef izleyemedim. DVD'sinide aylardır bekliyorum.
sanırım yakın zamanda "ateşin düştüğü yer" adlı bir filmde izleme şansımız olacak kendisini.
umarım doğrudur, pek bilgi bulamadım da.. teşekkürler bu arada..
Barakuda yazın için teşekkürler Hakan Karahan ve hayatı hakkında ziyadesiyle bilgi sahibi olduk. Senden bir ricam var Uğur Yücel'in alacakaranlık dizisiyle ilgili de bişeyler yazacaktın vazmıgeçtin ayrıca ne üzücü ki bu dizinin de hiçbir bölümüne ulaşılamıyor.
zamanında bir postta demiştim sanırım alacakaranlığı yazıcam diye ama nasıl hatırladınız çok şaşırdım cidden.. motivasyon meselesi bu.. 5 dk sonra da olabilir 5 yıl sonra da.. böyle de garip işte.. umarım bu yaz yazarım boş bir zamanda..
Yorum Gönder