
Gönül isterdi ki Spartacus: Gods of the Arena'yı andıran başlık aslında gerçek olsun; "Karagözlüm Gazinosu", Ezel'in iki sezon süren 1997-2011 macerasının prequeli olsun.. Maalesef bu tren kaçtı artık çoktan..

Bu sezonun şu ilk analizinde değindiğim üzere diziyi geçen seneki çizgisinin birazcık aşağısında çeken başlıca etken sırların çok erken açığa çıkmasıydı.. Muhteşem geçmiş ve efsaneleşmiş ilk sezonun ardından mevcut sırların çıkışı pek ala geciktirilebilirdi akış bozulmadan.. İlk sezon için sırlara Ali, Bahar ve Meliha'nın vakıf oluşları gayet de yeterliydi temponun bozulmaması ve kalitenin korunması için.. Cengiz 2. sezonun ilk yarısının ortalarında, Eyşan ise tam ortalarda öğrenebilirdi.. Dolayısıyla dizi halen Ezel'in intikamını temel alarak ilerliyor olurdu ve sezon ortasında yapılacak Kenan Birkan takviyesi ile Dayı da ön plana çıkardı, kim neyin intikamını alacaksa alırdı.. Bu senaristler bu veya buna benzer bir akışı en kral şekilde kotarabilecek insanlardı sonuçta.. Olmadı..

Oyuncuların iki sezonluk anlaşması korunabilir, 2. sezonun sonunda sağlam bir finalle dizi noktalanabilirdi.. Ama geçmişte bir çok nokta hala açıkta kalmış olacağı için 1971'den itibaren izlediğimiz Ramiz-Kenan-Selma olayları 15 bölümden oluşan yarım sezonluk bir dizi halini alabilirdi.. Ve muhteşem de olurdu.. Açıkta tek nokta dahi kalmazdı ve kurgu daha da kolaylaşırdı, hatalar azalmış olurdu.. Ama ne biz ABD'yiz, ne de halkımız o kadar sabırlı.. Ve elbette diziyi bu sene taşıyacak unsurun 1971 çizgisi olacağını kim bilebilirdi..

Reklam süreleri nihayet 5 dakikaya -insani bir seviyeye- çekilmişken dizi süreleri de 50-60 dakikaya indirilseydi -ki eskiden bütün diziler böyleydi. 40 dakikalık Süper Baba ve Deli Yürek bölümleri vardı be, neyse- ve Ezel işte o süreçte yayına girseydi eminim ki böyle dalgalanmalar olmazdı ve efsaneye herkes saygı duyuyor olurdu.. 100 dakikada ne kadar başarılabilir ki yani akıl fikir biraz ey ahali..

Yapımcı dayatması olduğunu düşündüğüm Kıvanç Tatlıtuğ hamlesi diziyi nazarımda en aşağı seviyesine çektikten sonra Mert'in ölümü ve Serdar'dan alınacak intikam ikilisiyle geçen birkaç bölüm içimi rahatlatmıştı.. Bu süreçte Bade ve Yusuf Eğir gibi hamleler kanımca fazla eğreti kaçmış olsa da, Ezel'in geçen sezon da aynı zaman diliminde azıcık ucundan bir yavaşlama dönemine girdiğini ve sonrasında nasıl güçlü çıktığını bildiğimden sabretmeyi seçtim.. Sabrın sonu selamettir yeğen! (siktir lan serzenişleri kabulümdür, çünkü bok selamettir.. neyse..)

Bölümler ara ara fazla durağan olduysa da bazı müthiş sahnelerle koca bölümlerin kurtarılabildiğine dvurgu yapmıştım üstte linkini verdiğim postta.. 51. bölüm bu tanımı en iyi karşılayan bölümlerden biriydi belki de.. Genel değerlendirmeye aldığımda vasat gözükse de Ramiz, Kenan ve Selma'nın geçmişindeki zaman açısından en ileri noktayı Yusuf Eğir'in katılımıyla beraber gördüğümüz sahne fazlasıyla merak uyandırıcıydı.. Bunun yanında Dayı'nın tekerlekli sandalyeden ayağa kalkışı ve bölüm sonunda Yusuf Eğir'den yılların intikamını alışı, akabinde de "Kim ne derse desin yeğen, intikam güzel şey" diyerekten yardırışı on numaraydı..

Türk dizilerindeki en fantastik, hatta tek fantastik sezon finalini izlediğimiz 33. bölüm "6 ay sonra" yazısı eşliğinde kumar masası etrafında bitmişti yerleri tamamen değiştirilmiş satranç taşlarıyla birlikte.. Bu nasıl böyle olur, şu nasıl şurada olur diye kendimize bir dolu soru sorduk ama senaristler bu cesur hamlelerinin altını fevkalade doldurdu ve 52. bölüm sonunda herkesi gayet mantıklı bir biçimde yerlerine dizdi.. Sahnenin kendisi beklentileri pek karşılayamadı ama öncesindeki hazırlık süreci takdire şayandı..

Senaryonun (bu genel olanı değil de bölümleri uzatmak için araya sıkıştırılmak zorunda kalınan yan konuları diyorum) sallandığı dönemde tepeye çıkmak isteyen Ali'nin iyice iticileştiğini gördük.. Fakat ne kadar burun bükmüş olursak olalım o sürece, o müthiş Ali-Tefo atışmalarını ve kavgasını bizlere sunduğu için sorun yok!

53. bölümden sonra birkaç bölüm hikayede kalan ve çok önemli bir yer tutmasa da bence harika oynayan Komiser Engin epey hareket kattı hikayeye.. Özellikle Ezel'le atışmaları ve sonrasında kafasında adalet kavramlarını sorgulamaya başlaması aşaması çok iyiydi.. Bir de bunun üstüne 1. bölümde Ömer'i sorgularken portakallarla döven usta oyuncu Mesut Akusta'yı yeniden görmek ve Ezel'in intikamını izlemek süper oldu.. İntikam güzel şeydi elbette.. Komiseri ssg'ye benzetmişler, harbi benziyor lan..

54, iki sezondur merak ettiğimiz, Ali'nin soyguna katılma nedenini anlattı bize.. Tam üstte duran Ali'nin gençliğini Barış Falay görünce ne düşünmüştür merak ediyorum.. Olay sadece tip benzerliğiyle değerlendirilmemeli elbette.. O bakışlar, gülüşler, ses tonu, vurgular falan inanılmazdı.. İzleyen herkes ufak çaplı bir şok yaşadı zaten.. 33. bölümün başlarında Ezel ve Ali tamirhanede tartışırken Ali, "Hepimiz iyiydik baba.. Hepimiz çocuktuk lan.. Herkes şıp diye kötü olabiliyomuş lan meğer" demişti..(3,15.. Ama süper sahnedir bütünüyle, hatırlatmış olayım, izleyin lan!) İşte o iyi Ali'yi gördük 1977 ve 1985 Zonguldak'ında..

Ben tatmin oldum(Abdullah Gül stayla) Ali'nin soyguna katılma nedeninden.. Niye banka soymadı şunu yapmadı bunu yapmadı da Ömer'e ihanet etti diyenler çıkacaktır.. Ama sonuçta o güne kadar Ali bir arpa boyu yol alamamış olsa da ciddi hatalar, adilikler de yapmamıştı nihayetinde.. Uzak durmaya çalışıyordu büyük çaplı belalardan.. Ancak Eyşan'dan babasının hapisten çıktığını öğrenmesi o'nu en kolay ve halihazırda denklemi kurulmuş planda rol almaya itti.. Meyhane'deki sahne muhteşemdi belirtelim.. Ali'nin babasını oynayan abiyi de nerden bulmuşlar çok merak ettim.. Bu kadar sıradan görünüp bu kadar içten oynaması acayipti.. 1997-Zonguldak'a geçtiğimizde ise asıl dramı gördük, ve parçalandık.. Şu sıra fedakarlık denince ilk aklıma gelen şeylerden olan Rıza Kaptan'ın, elden ayaktan düşmüş bir halde, oğlunun haykırışlarına sadece "vur-ma, vur-ma" diyerek karşılık vermesi mahvetti herkesi..

Azad'ı Kenan'ın kızı sanmıştım çoğu kişi gibi ama ters köşe olduk.. O konuda hala soru işaretlerim var.. Gerçek kızı şak diye bulmalar, konuşmalar, Kenan'ın kafasında şüphe kalmaması vs garip geldi.. Azad nefretiminse tavan olduğunu söylemeliyim.. Diziye kızgınım şu açıdan: Ali'yi moddan moda soktunuz, eğdiniz büktünüz, soğuduk.. Azad'ı da.. Tefo Azad'a Ali'nin kaset olayı sırasında "Ne yani bırakalım bir 10 sene daha mı yatsın Ezel?!" dediğinde Azad'ın Ezel'i zerre umursamaması iğrenç bir andı.. Burçin Terzioğlu iyi oynuyor ama..

Meliha ve Mümtaz, Ezel'in sırrına vakıf olduklarından beri iyice vasıfsızlaşmış ve sinir bozucu olmaya başlamışlardı, birkaç bölümdür ortada yoklar.. O ağlak haller bir süre sonra delirtiyordu zaten, iyi oldu gözükmemeleri.. Ayrıca başlarda ciddi ciddi geren Temmuz'un artık iyice orta malı ve salak bir hale büründürülmüş olması yazık dedirtiyor.. Bu kadar iyi resmedilmiş bir karakter böyle etkisizleştirilmemeliydi..

56, ilk sezonda neredeyse bütün bölümlerde karşımıza çıkan, başından sonuna ince kurgulu bölümlerden birisiydi.. Tefo Şebnem'i içi yana yana kekledikten sonra plan işlerlik kazandı ve Kaya ağa düşürüldü.. Böyle şaşırtıcı final izlemeyeli epey olmuştu sanırsam.. Asla hata bulma fetişisti uyuz piçlerden olmadım ama Tefo'nun garson kılığında kaptan mağarı adamı sakalı da pek garip duruyodu lan, eheh..

Bu tarz dizileri izleyen ciddi bir ülkücü kesim var ülkemizde.. Bu tarz diziler derken de Ezel'i Kurtlar Vadisi, Deli Yürek gibi dizilerle bir tutmuşum gibi oldu, düzelteyim.. At gözlüğüyle bakan önyargılı hayvan insanların değerlendirmesinden yola çıkarak öyle dedim.. Heh ne diyorduk.. Ramiz'in, kendisinden solcularla çarpışmak için silah yardımı isteyen ülkücü danalara ayarı verip kovması(0,40) içimin yağlarını eritti.. Bizim bu sözkonusu yalandan milliyetçi heyecanlı gençler uyuz olmuştur epey, eheh.. Flashbacklerde artık tarihin yazılmamasına da fena takığım.. Tamam bugüne dek bir iki hata yapıldı ciddi ölçüde ama bu yapılanla daha da bok oldu bence..

Kenan haklı beyler.. Tecavüz hayvanlık evet.. Ama olay sadece bununla değerlendirilirse çok büyük kansızlık yapılmış olur.. Kenan çok zeki, hınzır birisi olmasının yanında çok da yufka yürekli bir adamdı eskiden.. Selma'nın saçının teline zarar gelse en çok üzülecek adamken ona tecavüz edebilecek birine dönüşmesi kesinlikle o'nun suçu değil.. Yahu travmayı bir düşünsenize.. Bir an olsun kendinizi Kenan'ın yerine koyun.. En yakın arkadaşı, babası kadar güvendiği Ramiz ve sevdiği kadın, sevdiği ne ya sevgilisi olan Selma, o'nu aldatıyor.. Çatır çatır sevişmelerinin öncesinde hem de.. Hisleriyle aldatıyorlar.. Saklayarak.. Açıklamayarak.. Sonra çakış başlıyor iş fiiliyata eriyor.. Kenan anca ondan sonra öğreniyor.. Sonra bu ikisi bitti diyorlar.. Kenan ikisini de affediyor, tekrar ellerinden tutuyor.. Sonra ne oluyor? Aldatmaya devam!

60. bölümde Kenan Ramiz'e haykırışlarında dibine kadar haklı.. Dizideki bütün herkesten daha tehlikeli, günahkar, adi olan Selma ve o'nun için ilke ahlak tanımayan Ramiz.. Ve onların bozduğu Kenan.. Tecavüz masumdur demiyorum ama, adaletin terazisine bir dikiz atın diyorum.. Objektif olun diyorum.. Kenan insanlıktan çıktı, bariz bu.. Abisini dahi kurban etti Selma'ya kavuşmak adına.. İnanılmaz bir sahneydi başından sonuna dek.. Altın Küre'miz falan olsaydı yetenek abidesi Cahit Gök alayına giderdi kesinlikle..

Castingde müthiş işler çıkıyor dizi başladığından bu yana.. Mert'in küçüklüğü, güvenlikçinin oğlu, bıyıklı yavşak gardiyan, Tefo'nun kardeşi, Ali'nin babası, Portakallı psikopat, Kandıralı, Engin Komiser, Yusuf Eğir'in gençliği, Ali'nin küçüklüğü ve birsürü örnekle çoğaltılabilecek müthiş seçimler önümüzdeyken bir de Dayı'nın karısı Rabia'nın günümüz haline can katan usta oyuncu Ayşegül Uygurer.. Böyle içten ve vurucu bir performansı 3-4 dakika içinde sergilemeye ne demeli ki.. Müthişti..

Kenan'ın abisini oynayan Serhat Kılıç'ı unutmak olmaz.. 71 sonrası süreçte Kenan-Ramiz-Selma üçlüsünün yanına 4. olarak girmiştir müthiş oyunuyla.. Her "abicim" diyişinde içim titredi lan.. Kendisi Hatırla Sevgili'deki Ayla'nın dayısı oluyor, hatırlamayanlara gelsin..

Koca bir bölümün(57) Ezel ve Bade sevişecek mi sorusuyla geçmesine delirdim, çıldırdım.. Karaktere zaten uyuzum, bir de saatlerce günlerce ha oldu ha olacak vs.. Öff.. Eyşan ölüyor lan orda! Ben Eyşancıyım napıyım.. Selma'nın öldüğü bölüm de zayıftı.. Karakterin yaşlılığı epey sevimsizdi ve işlevi de kalmamıştı.. Ancak öleceğinin bu kadar belli edilmesini sevmedim.. Alışmıştık sürprizlere biz..

Kenan'ın Eyşan'a aşık edilmesini anlayabilirim.. Ancak Ezel'e çektiği nutukta adeta tüm Türkiye'yi kendisinin sayan -ki öyleydi- ve elinin uzanamayacağı yer olmayan bir adamın aylardır Dayı'nın yerini bulamaması, düşmanlarının telefonlarını takip ettirmemesi gibi olaylar feci çizdi karizmasını.. İlk 5-10 bölümde çizilen portreyle şimdikinin arasında dağlar kadar fark var.. İhtiyatlı ve cool hallerinin yerini yeri geldi mi çocuk gibi kaçan küçük bir kız gibi zırlayan bir adam aldı.. Ve tek derdi aşk meşkmiş gibiydi.. Son bölümde biraz dark sidea geçti yine neyse ki..

Ulan adama yapmadığınız şerefsizlik kalmadı.. Gitti sırtından kurşunu yedi(hem mecaz hem gerçek).. Abisinden ailesinden de ayrıldı sizin için.. Bir de karnına cam parçası soktunuz her şeyin üstüne.. Şu nefret dolu ifadeye bakın hele Selma'nın.. Vay ki vay..

61 sırf Dayı öldü diye değil, bütünüyle çok iyi bir bölümdü.. Ama balık hafızalı malların yine etrafta "şimdiye dek izlediğim en kral bölümdü! en iyi ezel bölümüydü! en süperiydi!" gibi abartı laflarla dolaşmasını engelleyemedi.. İlk sezon bölümlerinin 3te2si havada karada yer bu bölümü.. Dayı'nın veda niyetine yaptığı icraatları akil olan anladı.. Ancak salak olan çoğunluk yüzünden dizide durmadan açıklama yöntemine başvuruluyor.. Yoksa onlar da biliyor iki saat açıklama yapmadan sırf tüyolarla birşeyler anlatmayı.. Ama bu embesil kitleyle imkansız işte..

Çatışma sahnesini beğendim ben.. Efektler vs daha iyi olamaz mıydı, olurdu elbette.. Ama verilen duygu önemli benim açımdan öncelikle.. Yoksa dizilerde doğallık ve teknik açısından Alacakaranlık'taki(bundan tıvaylaytı anlayan varsa kendini camdan aşağı bıraksın bir zahmet) çatışmalar gibisi hayatta gelmez, sanmıyorum..

Evet, Dayı'nın aslında ne mal olduğunu öğrendiysek de 2 sezon süren bir hukukumuz var neticesinde.. Sevdim seni bir kere dayı! Şu üstteki bakışa ayrıca dikkat çekmek istiyorum.. Bütün hayatın yorgunluğu var bu bakışlarda.. Çok etkilendim tam da bu anda.. Yorgunluk bir süre sonra dinginliğe geçiyor.. Bir garip hüzün.. Off, kötü oldum, bayrağı Oğuz Haksever devralsın.. Hee bu arada, Handel-Sarabande de müthiş uymuş o silahların konuştuğu sahneye.. Sarsıcı olmuş.. Aa yok ama Ezel kıro dizi değil mi.. Antichrist'ta falan duyunca götünüz düşer.. Siktirin..

Evet gözlerimden yaşlar döküldü usul usul.. Çok başka bir sahneydi bu çünkü.. Dayı'nın ölümü değildi sırf hissedilenler.. Bir dostluk vardı orada.. Sevdiklerini ileride bir gün sike sike kaybedeceğinin resmi.. Ve çaresizlik.. Sarılmaktan başka yapacak birşey yok.. Tuncel Kurtiz ve Kenan İmirzalıoğlu'nun önünde eğilinir bu eşsiz oyunculuklar için..

Ezel..
(toptan girişince bir çok nokta unutulabiliyor, türlü salaklıklara yol açabiliyor.. bu tarz eksiklikler varsa yorumlara uyarılarınızı düzeltmelerinizi bırakabilirsiniz..)
9 Kişi Üşenmedi:
Gece gece okuyamadım, aşırı uzun yazmışsın. Diyeceğim tek şey, o finaldeki çatışma tam bir rezaletti. Sıçtılar içine Ezel'in. Gözümde acayip düştü.
off ellerine sağlık, çok güzel bir derleme yapmışsın.
Karagözlüm Gazinosu hikayesi ekranda izlediğim en şahane şeydi sanırım. Üstelik ilk sezonda ufak tefek ipucularla bize çaktırılan bir hikayenin bütününü görebilmek hiç rastlamadığımız bir durumdu. taa ilk sezondan Kenan Birkan efsanesini nasıl yarattılar, nasıl heyecanlandırdılar bizi hatırlasanıza. Bu yüzden ne kadar zaman zaman bıktırsa, sıksa da, Ezel gibi dizi görülmedi memleketimizde diye düşünmekteyim.
Sekiz konusunda tamamen sana katılıyorum, Kıvanç sadece ve sadece yapımcı hamlesiydi ve hikayenin mantık örgüsüne büyük darbe vurdu maalesef. Geçmiş olsun tabii artık, dizi böylece biter.
Dayı'nın öldüğü bölüm en iyi bölüm değildi. Bu dizinin en iyi bölümü birinci sezon finali olan 33. bölümdür nazarımda. O bölümün üzerine iş yapılmadı hala bu topraklarda.
Fakat Dayı'nın çıkmasına çok üzüldüm, onun sesinden alıntılar, okumalar olmada, onun oyunları olmadan benim içindizi tadından kaybetti epey yeğenim.
Yazıyı okurken bölümler gözümün önünden geçti, Ali'nin gençliği inanılmazdı gerçekten. Aynı şeyi son bölümde Damla'yı oynayan kız için de söyleyebiliriz. Kız Selma'nın kopyasıydı bildiğin, gözler filan. Ben çok benzettim.
Bade'nin bekaretine adanmış bölümün hiç yazılmamış ve yayınlanmamış olmasını dilerdim.
Damla'yı oynayan kız aşırı şekilde benziyordu cidden Selma'ya. Kardeş olabilirler mi diye de şüphelendim ama bilmiyorum nedir ne değildir.
Çatışma sahnesi niye bu kadar eleştirildi anlamadım, sıradan çatışmalar gibi olmasın istemişler, müziği de verip farklı, güzel bir iş çıkarmışlar bence. Dayının öldüğü çatışma olması da zaten önem açısından diğerlerinden farklıydı.
Dayının öldüğü kesin olmamakla beraber çok yüksek ihtimal, öldü kabul ediyor zaten herkes. Aksi çıkarsa kötü olur zaten şu saatten sonra. Yalnız Tuncel Kurtiz'in diziden ayrıldığını düşünmüyorum ben, bir şekilde sesiyle olsun, hayali sahnelere benzer yerlerde bizzat kendisi olsun dizideki yerini almaya devam edecektir gibi geliyor.
Çatışma sahnesi niye bu kadar eleştirildi anlatayım.
Her yıl 15-20-25-30 tane dizi çıkar piyasaya. Hepsi de birbirinin kopyasıdır. Aynı rezalet oyunculuklar, aynı sığ hikayeler ve aynı muhabbetler. Her birine de televizyon izlerken denk gelmişimdir. Her biri de birbirinden beterdir, rezalettir. 3-4 yılda bir gelir sağlam yerli dizi.
Ezel de o sağlamlardan biri. Oyunculukları, hikayesi, gösterilen özeni, çekimleri, anlatımı, baştan sona her şeyiyle şahane bir dizi. İzlettiriyor kendini.
Ama gel gör ki bu dizide böylesine 5. sınıf bir çatışma sahnesi çekiliyor. Yahu 2 tane iyi adam, üstlerinde bir koruma yok. Ellerinde totalde 3 tabanca.
Karşılarında en az 7-8 kötü adam. Her kötü adam da bir kolonun yanında ve saklanabilecekleri bir yer var.
Bizim iyiler de mal gibi meydanda. Yani sen ben gitsek elimize bir silah alsak, attığımız 20-30 kurşundan bir tanesi ya kafalarına ya bacaklarına ya da kritik bir bölgelerine defalarca gelir. Kaç tane adam, sonuçta Kenan gibi üst oğlu üst düzey bir adamın korumaları.
Ama bunlar karşısında iyilerden bir tanesine tek kurşun geliyor, diğerine hiç isabet yok.
Yok, böyle bir sahne yok. Die Hard'da falan olur böyle sahneler. O da Die Hard'dır, bilirsin ve katıksız aksiyon için izlersin.
Ezel böyle bir dizi değil. Mantığa yakın hareket eden bir diziydi şimdiye kadar. Olmuştur ufak tefek sıkıntılar ama böylesine üst düzey bir rezalet olmamıştı.
Anlamışsındır umarım.
Ya bu dediklerin tamam, anlaşılmayacak bir durumu yok zaten, niye eleştirildi demedim ben, niye bu kadar eleştirildi dedim. Ufak tefek sıkıntı dediğin kısımları da istersen bu kadar uzun uzun eleştirebilirsin, eleştirebilirim. Onlardan pek bir farkı yoktu bence, böyle abartılsın.
Sözüm de sırf sana söylenmiş değildi zaten, bir ton adam slow motion olayına kadar gerekli gereksiz eleştirmiş, onlara da ithafen söylenmişti.
Rezalet diye tanımlanacak hata dizinin gidişatını tamamen değiştirmiş, bariz herkesin gördüğü bir hata falan olmalıdır yani. Burada amaç Dayının vurulacak olmasıydı. İki kurşun az yemişler, üç adam fazla vurmuşlar dert değil. Dayının denize karşı İstanbul'a vedasını izledik bu sayede en azından.
"Rezalet diye tanımlanacak hata dizinin gidişatını tamamen değiştirmiş, bariz herkesin gördüğü bir hata falan olmalıdır yani."
Ortada bir hata yok. Hatadan bahseden de yok dostum. :)
Dizinin kalitesiyle alakası olmayan bir sahne var.
Ufak tefek dediğim sıkıntıları da eğer bu kadar uzun uzun eleştirecek duruma gelirsem, diziyi izlemeyi bırakırım zaten. Bu yapılan rezalet ufak tefek değil kesinlikle. Seyirciyi mal yerine koymak.
ezel'de ne zaman silahlar konuştuysa o tarz basitlikler olmuştur ama yalnız.. 61deki çatışma ilk değil.. ali'nin dayının adamlarından kaçarken arabanın tepesinden fırlayıp boşluğa tak tak sallaması,ramiz'in gençliğinin her fırsatta hüleeyynn diyip ortaya atlaması ve 5-6 adamı birden vurması.. düşünülünce de bulunur daha..
ha şuna katılabilirim mesela.. yani niye illa eşkıya modunda olmalı bu sahne.. 15 kurşun yemesin de 3 kurşun yesin dayı nolcak.. böyle efsaneleştirmek falan çok da gerekli olmayan şeyler bu tür sahnelerde.. neyse öf.. bade geberse de kurtulsak :D
teşekkürler judy abbott..
iki kanka biri mafyanın biri legal dünyanın hakimi olacak ve ülkenin kralları olabilecekken her şeyi bozan bok eden baş orospu selma dır, çok net..
ancak yine de insan sevdiğine asla tecavüz edemez etmemeli.. tamam kenan delirdi, delirttiler ama gene de yapmamalıydı.. kenan aşıktı ve aşkın da tarifi yoktur! :D
şimdi kenan ın kötü adam olmaya karar verip, güçlendikçe ramizlerle uğraştığı, o sorgu sahnesine benzer 80li yıllar sahneleri lazım.
tatlıtuğ un içinde olduğu hiç bir proje aşağı düşemez kehkehkeh
yorumlar icin tesekkurler. arada blog'a bakiyorum, bilhassa da ezel ile ilgili biseyler var mi vs. diye.
sahsen, catisma sahnesi inanilmaz guzeldi. alisilagelmisin disindaydi, ezel bunu yapiyordu-yapmaya da devam etsin. 1 dakika'da cekip siradan bi sahne olacagina, slow motion-muzik kombinasyonu gayet guzel kotarilmis...
tamam, bence de 6-7 adama karsi 2 adamin sov yapmasi filan sacma olabilir. ki, ben de izlerken aynisini dusundum ama kural budur. iyiler, bam-gum onune geleni tek basina ya da iki baslarina :) devirir, gecer. ha, ezel de vurulaydi, dayi da birkac yara daha alaydi olabilirdi.
ezel hala benim icin gelmis gecmis en iyi dizidir. tabulari yikan, yapilmayanlari yapan ve yapacak olan. sahsen benim de dusuncem ezel'in kimligini herkese ilk sezonda anlatmamasiydi. o zaman daha iyi ilerler, 2.sezonun ortalarina dogru kenan birkan'in gelisiyle efsane olurdu.
artik bunlar icin gec, simdi kilit nokta dizinin finalinin nasil olacagi. eger klise olmayan, sasirtan, siradisi bi final gelirse efsane olur. ama yok, ben klasik bi final yapacam, iyiler kazancak filan olursa, hos olmaz...
intikam guzel sey gerci :)
Yorum Gönder