
Çınar Ağacı, her sene sansasyondan uzak bir şekilde vizyona giren ve 100000 izleyici barajını geçemeyen, düşük bütçeli, dizi tadındaki filmlerimizden biriymiş izlenimi veriyor insana ilk bakışta.. Bu yargıyı bir nebze olsun çürütebilen tek unsur da Nurgül Yeşilçay ismi fakat o da yanında popüler bir partner taşıyamayınca (Nejat İşler afişten de anlaşılabileceği gibi küçük bir rolde) bu düşünce de devre dışı kalıyor.. Aa ben buna kesin giderim denilip de plan yapılacak bir film değil yani, açık bu.. Tanışmam da anlık oldu bu yüzden..
Cumhuriyet'in yarattığı ilk neslin idealist ve Atatürkçü öğretmenlerinden dört çocuklu Adviye Hanım odak noktamız.. Kocasını seneler önce kaybetmiş olduğundan tek başına yaşamaya başlamış fakat kendisi aşırı derecede geçimsiz ve huysuz bir ihtiyar olduğundan bakıcıları bir bir kaçırıyor ve çocuklarında kalmaya başlıyor.. Çocukları ve onların aileleri toplanıp her pazar günü bir çınarın altında piknik yapıyorlar ve günün sonunda ailenin reisi Adviye Hanım bir sonraki durağına, sıradaki çocuğuna yerleşiyor..
Piknik ortamında hayat sorunsuzmuş gibi gözükse de herkes aslında kan kusup kızılcık şerbeti içmekte.. Hepimizin yakın veya uzak çevresinde çoğu kez gözlemlediği bir durum bu.. Sorunları halının altına süpürmek, yoklarmış gibi davranmak.. Hep gizlemek hep gizlemek.. Bazen elalem ne der diye, bazense aman düzenimiz bozulmasın diye.. İnsanları onursuzlaştıran, en acısından bir gerçek: İstikrar!
Dayanılmıyor bazen tabii.. Dört çocuğun da kendine göre bir yaşamı var ve ayaklarının altında dolanan ve bu zor durumu, ateşe körükle gider gibi iyice içinden çıkılmaz bir hale sokan Adviye Hanım'ı huzurevine yatırmaya karar veriyorlar nihayetinde.. En küçük kız olan, ailenin en okumuşu, en bilmişi Sonay (Nurgül Yeşilçay) önayak oluyor bu karara ve icraata geçene kadar da arkasında duruyor.. Bu karara en çok üzülen, tek karşı koyansa Sonay'ın oğlu Barış.. Anneannesiyle arasında çok yakın bir ilişki var ve anne babasının ayrı olmasının da etkisiyle iyice yalnızlaşmışken onun şefkatine çok ihtiyaç duyuyor, arkadaşı gibi görüyor.. Olaylar gelişiyor vs..

Türk dizilerindeki vıcık vıcık anlatımın sinemaya da epey sirayet ettiğini görüyoruz son yıllarda.. İnsanların sinema kültürünü Acı Hayat ve türevleri oluşturdu bu ülkede.. "bütün film ağladık", "gözpınarlarımız kurudu", "hüngür hüngür olduk ühüh" gibi sözler insanların beğeni kıstaslarıydı.. Ferdi-Orhan-İbo filmleri boşuna tutmadı o kadar.. Ne kadar ağladın? Şu kadar ağladım.. O zaman süper.. E 15 yıldır diziler var.. Kafa yorduran dolambaçlı süper kurgular zerre iş yapamazken (ccc Ezel ccc) başarı sadece gözyaşına endekslendi.. Reyting rekortmeni dizilerimizin en bilinenlerinden birkaçı şunlar mesela: Aliye, Zerda, Sıla, Öyle Bir Geçer Zaman ki, Yaprak Dökümü vs.. Daha fazla gişe için yapılmayan iğrençliğin kalmadığı şu dönemde duyguları sömürme ve öküz gibi ağlatma amacı güden film sayısı da arttı.. Ve Çınar Ağacı.. Başta korkmuştum, herkes gibi.. Ama bu film farklı..
İnsanı hayattan soğutan (çok az bir kesimi) vıcıklık bu filmde yok.. Müsterih olunuz.. Fazlasıyla o yola başvurulabilecek an varken, pas geçiyor hep.. Bu "eksikliğe" karşın ise bu denli duygulandırabilmesi, içine alabilmesi büyük başarı.. Bu film, biz.. Biz nedir.. Hayatın her alanında her dakikasında tanık olduğumuz ailedir.. Biz dir.. Bambaşka kültürlere sahipmişiz gibi gösterilen tonla yapımdan sonra çok başka hissettiriyor Çınar Ağacı.. Çarpıklıklarımız, hoşluklarımız, yozlaşmışlıklarımız, bağlılıklarımız.. Hepsinden bir tutam.. Ve yalın bir anlatım.. Celile Toyon'dan başlarda biraz overacting (bu da overrated underrated gibi türkçe'de en uygun karşılığı bulamadığımız türden vazgeçilmez bir kelime, napıyım yani) izlenimi verse de sonradan rayına oturan muhteşem performans.. 10 yıl sonra hakkında yapılacak her tür yorumda şarap kelimesi kullanılacak olan çok başarılı Nurgül Yeşilçay.. Kıyısından köşesinden katıldığı her yapımda müthiş fark yaratan Settar Tanrıöğen.. Film öncesinde belki de karikatürize edilemeyecek tek oyuncu olduğu rahatlıkla düşünülebilecek, fakat bu karikatürize edilmiş karakterde harika bir iş çıkartan ve yanıltan Ebru Özkan, sonlardaki duygu yoğunluğunda ciddi ciddi yaran Ragıp Savaş ve boyundan büyük iş yapan çocuk oyuncu Deniz Deha Lostar öne çıkan isimler.. Jülide Kural, Hüseyin Avni Danyal, Suzan Aksoy gibi isimler de elbette çok iyi.. Sürenin bu tarza göre biraz uzun olduğunu söylemek gerekir.. Akışın, kurgunun da çok iyi sağlanamamış oluşu eksilerden.. His anlamında doyurucu olsa da eleştirel gözler muhakkak olumsuzluklar yakalayacaktır fakat ben tatmini yakaladım kesinlikle.. Hıncal Uluç ve Attila Dorsay birlikte bu filmi deli gibi övmüşlerse o iş tamamdır zaten!

Mutlaka gidin tarzı tavsiyeler yapmak biraz abartı kaçacaksa da tereddütleri olanların, acaba diyenlerin filmi izlemelerini öneririm.. Güzel film..
---spoilerspoilerspoilerspoiler---
Çok rahatsız olduğum bir nokta var.. Filmin yönetmeni ve senaristi Handan İpekçi.. Bir kadın yani.. Fakat öyle detaylar var ki filmde, kadın düşmanı bir erkek dahi bu kadarını yapmaz yani.. Ekşi'de birisi filmi altın bamya'ya aday göstermiş, kesinlikle katılıyorum.. Neden?
Uğur (Hüseyin Avni Danyal), karısı Nihal'i (Jülide Kural) aldatmış.. Filmin başından itibarense Nihal'in ayrılık kararı vermesi ve bunu Uğur'a ve aileye açıklaması sürecini görüyoruz.. Şimdi bu Uğur bile isteye kadını aldatmış.. Bunu da kendi ağzından öğreniyoruz zaten.. "İlk defa böyle heyecanlandım şöyle hissettim böyle hissettim" vs.. Bahaneye gel.. Şu durumda bu okumuş ve aydın kayınvalidenin ne yapması gerekir? Gelinine arka çıkması, oğlunun yüzüne hatasını vurması ve desteklememesi.. Ama ne yapıyor Adviye Hanım? Gelininden oğlunu affetmesini istiyor.. Gelin de buna razı oluyor, kocasının yanına gidiyor, bir gülücük bir espriyle buzlar eritiliyor, her şey unutuluyor.. Aşırı derecede rahatsız oldum bu durumdan.. Hele ki böyle güzel bir filmde buna tanık olmak.. Her şey böyle tatlıya bağlanıyor yani şaka değil, bütün aile mutlu ve film biter.. Bu mudur yani.. Midesizlikti.. Adilikti.. Kişiliksizlikti.. Üçünün yaptığı da.. Aşağılıkçaydı..

Bunun yanısıra Adviye Hanım'ın sinir bozucu davranışları muziplik seviyesinde bırakılmalıydı.. Çok aşırıda kalmış.. Ev halkını ishal etmeler, her şeye inat etmeler, insanların arasını bozmalar vs kadını şirinlikten çıkardı itici yaptı çoğu kişinin gözünde.. Bıraksaydınız da sadece sevseydik.. Ama bu hali pek sevilecek gibi değil.. Klasik yaşlı huysuzluğundan çok öte bir durumdaydı Adviye portresi..
Adviye'nin Atatürk resmini yanında taşıması güzel bir detay.. Arada çok yalnız hissettiği için o resimle konuşması da.. Ama abartıydı.. Gerek yok bu kadar kör göze parmak mesaja.. Efsane film Nefes'teki büst ve tıraş aynasındaki yansıma gibi vurgulara benzer şekilde daha bir estetize (estetize! vay amk!) edilerek yansıtılabilirdi.. Atatürk resmi gördü mü amı götü kaybeden tarafçı şerefsizler bu filme gitmesin ayrıca.. Kırmızı, Atatürk, milliyetçilik (kafatasçı olanı değil) alerjisi diyelim..
---spoilerspoilerspoilerspoiler---
böyle.. hoş film..
0 Kişi Üşenmedi:
Yorum Gönder