27 Ocak 2011 Perşembe

127 Hours


Yakın zamanda Slumdog Millionaire efsanesiyle bana Oscar gecesi çılgın attıran Danny Boyle'dan bu sefer minimalist (bu kelimeyi ölmeden kullanmam lazımdı ve tam da şu anda kendimi entel hissettim, uyh) bir film var karşımızda..

127 Hours, 2003 yılında yerinde sağlam durmayan bir kayaya tutunup onunla beraber zemine düşen ve kolu kayayla yarığın duvarı arasında sıkışıp kalan Aron Ralston'ın yaşam mücadelesini anlatıyor.. Yani based on a true story.. Sözkonusu talihsizliğin daha filmin 10. dakikasında meydana gelmesi toplam sürenin 90 dakika oluşunun bilinmesine rağmen epey bir ürkütüyor ya sıkarsa diye.. Ancak bir kaya, iki duvar ve bir insanla nasıl bu denli akıcı bir film yapılır sorusunun cevabı da filmin en büyük takdir noktası kesinlikle.. O çıkmazdan sadece, psikolojisi inceden bozulmaya başlayan Aron'ın halüsinasyonları ve hayalleriyle çıkıyoruz ara ara.. Bu sürreal anlatımların çok naif ve doğal oluşu karaktere daha çok bağlanmamızı sağlıyor ve özellikle talk show sahnesiyle duygu yoğunluğu tavan yapıyor.. Bir yandan sırıtıp bir yandan dehşete düşebilmeyi de beraberinde getirebiliyor..

Into the Wild'la karşılaştıranlar olmuş ki akla gelmemesi çok güç zaten filmi izlerken.. O da genele baktığımızda buram buram kalite kokan bir film olmasına karşın anlatım şekliyle gözümde tam bir fiyasko olmuştu.. Into the Wild, karakterin ruhundan bir daha tutunamamacasına uzaklaştırırken, Aron Ralston'ı en derinden yakalayabiliyoruz 127 saati yaşarken.. Bencillikle bezeli kokuşmuş hayalperestlik bir yanda(filmde gördüğümüz tabii ki, gerçeğini bilemeyiz), pişmanlıklarla örülü, en saf duygularla hayatta kalma mücadelesi bir yanda.. Ralston'ın seçtiği hayat yoluna değil de bu yolda dikkatsiz davranmasına olan pişmanlığına vurgu yapılması beni mest eden noktadır.. Kişilikler değişemez çünkü.. Zevkler daima aynıdır.. Fakat bunları sevenlerine zarar vermeyecek bir şekle dönüştürmek her daim elimizdedir.. Aron Ralston da 127 saat süresince bunun farkına varmıştır, ve doğruluğunu da görmüştür neticesinde..

James Franco'nun muhteşem oynadığı, A.R Rahman'ın müzikleriyle yine mest ettiği ve Danny Boyle'un ustalığını fazla göze sokmadan gerektiği şekilde konuşturduğu çok başarılı bir film olmuş 127 Hours..

8

1 Kişi Üşenmedi:

VendettA dedi ki...

Film boyunca James Franco'dan inceden bir Heath Ledger havası almadım değil, oyunculuğu da çok başarılıydı.

Değindikleri noktalar farklı olsa da benzer şekilde film boyunca tek ortamda geçen Buried de sıkmadan izleyiciyi tetikte tutabilen bir film, ilgilenenlere tavsiye etmiş olalım. 127 Hours insani duyguları hedef alması, öne çıkarması dolayısıyla bir adım öndedir gözümde tabii.

Related Posts with Thumbnails