28 Aralık 2010 Salı

The Kids Are All Right


The Kids Are All Right kadrosundaki yıldız oyuncularla ilk anda ciddi beklenti yaratan ve bu şekilde bir izlenim yaratıp sonradan hayal kırıklığını en derinden yaşatan türdeşlerinin aksine sırtını sadece afişe koyduğu isimlere dayamayıp hikayeyi de olabildiğince doldurabilmiş başarılı bir film..

Lezbiyen çift Nic(Annette Bening) ve Jules(Julianne Moore), kim olduğunu hiç bilmedikleri bir sperm donöründen sahip oldukları çocukları Joni ve Laser'la birlikte mutlu ve durağan bir hayat sürmektedir.. Nic evin geçim yükünü çeken, aşırı kontrolcü, tutucu ve biraz dışa kapalı iken, Jules daima anı yaşamak isteyen, marjinal, daha rahat, let it go'cu ebeveyn rolünü üstlenmektedir evde.. Nic'in kızı Joni tıpkı annesi gibi çalışkan, akıllı, kendi kendine yetebilecek bir evlatken, Jules'un oğlu Laser ise kolayca dağılabilen ve manipüle edilebilecek, Joni'den 3 yaş küçük, evin en küçük bireyidir.. Laser günün birinde biyolojik babasının kim olduğunu merak eder ve Joni'yle birlikte girişimlere başlayıp bir şekilde onunla, yani Paul'le (Mark Ruffalo) tanışır.. Gayet iyi geçen tanışma sonrası Paul yavaş yavaş ailenin yamacında gezinmeye ve iyi ya da kötü anlamda bu dörtlünün hayatına doğrudan etki etmeye başlar..

Filmin Altın Kürelerde komedi-müzikal dalında aday gösterilmesini çok saçmasapan bulmuştum ki fragmanı henüz izlediğimde defalarca göze sokulmuş olan "funny" etiketinin bu tercihin başlıca nedeni olduğunu gördüm.. Bu filmi neden bu şekilde tanıtmışlar anlamış değilim.. Tebessüm ettiren detaylar olsa da yer yer, film tam anlamıyla bir dram..

Film, sahip olduğu güçlü anlatıma karşın verdiği mesajlar ve bazı arada kalmış çıkarımlarla dudak bükmemi sağladı.. Gayet iyi kurulmuş olay zincirinin yanında bu olayların sonucunda ruhsal çöküntülere düşmüş karakterlerin kendi içlerindeki rehabilite süreçleri de bir o kadar özensiz.. Bununla beraber, hayatın her alanında ve anında karşımızda çıkan ve sadece bir aldatmacadan ibaret olduğunu düşündüğüm "move on" felsefesinin bayağılığı ve saçmalığı da büyük eksi.. İnsan doğasındaki belki de en saf ve gerçek duygu olan kinin bu denli es geçilmesi, yok sayılması ustaca kurulmuş aile dramının gerçekliğini hayli bozuyor nazarımda..

Kişisel yakınmalarımı bir kenara bırakırsam ortada öyle ya da böyle çok başarılı film olduğunu söyleyebilirim.. Black Swan fırtınasında kaynamaması gerekiyor kesinlikle.. Zaten gay rolüyle Oscar'a normalde kat kat daha fazla yakın olunabilinirken bir de bu muhteşem performansları sergileyen Julianne Moore ve Annette Bening'in bu sene Kodak Theatre'da en ön sırada oturacaklarını şimdiden söyleyebilirim.. Mark Ruffalo da şimdiye dek gördüğüm en cool haline bürünmüş ve hayli de başarılı bir oyunculuk sergilemiş..

Güzel başlangıç.. Güzel hikaye.. Güzel akış.. Bence kötü son.. Ama iyi film..

8

26 Aralık 2010 Pazar

Dizilere Naçiz Bakışlar #13

spoiler..

Dexter / 511-512


Dexter 4. sezon finaliyle, izleyenlere 5. sezonda Dexter'ın kimliğinin yüksek ihtimalle ifşa olacağı mesajını vermişti ve sezon promoları da bunu kanıtlar nitelikteydi.. Ancak olay başka türlü ilerledi.. Yeni dostlar, yeni düşmanlar, ve dibe vurmak yolunda bir kez olsun geri adım atamayan Dexter.. Bu durum dizinin 5. sezonda bitmeyeceğini de bizlere hissettirmiş oldu ve sezon sonunda da 6. sezon onayı alındı bildiğimiz gibi..


Dizinin 5. sezon senaryosu tek kelimeyle muhteşemdi.. Ufak kusurlar yok mu, elbette var.. Paranoyak bir izleyen değilseniz en süper yapımlarda bile her türlü hatanın olduğunu zihninizde durmadan tekrarlarsınız, ve bu hataları zihninizde etkisizleştirirsiniz.. Bu şekilde 5. sezonun, rahatça izlendiğinde ne kadar sarsıcı ve Dexter ruhuna uygun bir senaryo olduğu kolaylıkla görülebilir..


Dark Passenger'ından kurtulamayacağını, daha ötesi olamaz dediğimiz her yeni olayla tekrardan anlayan Dexter, ilk kez kendisini anlayan bir dost edindi: Lumen.. Üstelik bu ilişki sadece dostlukla kalmadı ve Dexter birisine yardımcı olabildiğini, ruhuna iyi geldiğini ilk kez bu kadar derinden hissetti.. Ve, bağlandı.. Minnet, ihtiyaç, sevgi, şefkat aşka dönüştü.. Bugüne dek etrafında babası oldu, kardeşi oldu, karısı, çocukları oldu ama Dexter ilk kez, kendisini yalnız hissetmedi.. Lila'da olduğu gibi çaresizce değil de, hem çare olarak hem de çare bularak sığındı Lumen'a..


Girdikleri yol Dexter'ın zaten 2-3 sezondur hiç olmadığı kadar çiğnediği kuralları eskisinden de fazla yoksaymasına neden oldu.. Ancak amaç vazgeçilecek cinsten değildi ve sonucu ne olursa olsun katlanılmalıydı yaratacağı çıkmazlara.. Dexter dediğimizde onu tanımlamamız gereken ilk cümle olan vicdan girdi devreye.. Vicdan, Take It'le sonuna kadar mücadele edilip yok edilmesini gerektiriyordu..


Bugüne kadar gördüğümüz düşmanlar içinde potansiyeli en yüksek isimdi bence Jordan Chase, orijinal adıyla Eugene Greer.. Bu sezon dudak bükmeme neden olan belki de tek şey de bu karakterden yeteri kadar faydalanılmadığını düşünmemdir.. Trinity Killer'ın yaratılışındaki özeni Chase'de göremedim.. Şu geçmişiyle ve halleriyle bile bu denli etkilediyse insanları, biraz daha derine inilerek oluşturulan karakteriyle kimbilir nasıl efsane olurdu.. Jonny Lee Miller'a akılda kalıcı performansı için tekrar saygılarımızı sunalım..


Daldan dala.. Dexter'ın sezon finalini hunharca eleştiren cehennemlik bir kitle var.. Bu kitle hemen hemen her konuda gördüğümüz rüzgarcı kitle.. Odun kitle.. Balık hafızalı kitle.. Dexter'ın belki de televizyon tarihinin en çarpıcı sonlarından birine imza attığı 4. sezon finalinden sonra bütün finallerin öyle olması gerektiğini düşünen, olmayınca da tükrükler saça saça yerden yere vuran mallar ordusu.. Dexter hiçbir zaman çok büyük soru işaretleri veya yıkımlarla bitirmedi ki sezonu.. Bu insanların hepsinin birden dizinin önceki sezonlarını izlediğinden bile şüphe duyuyorum ben.. Başka bir ihtimal aklıma gelmiyor galiba.. Dexter'da olaylar sezonun aşağı yukarı 6. ve 7. bölümleriyle birlikte coşmaya başlar, birkaç bölüm öyle devam eder, çözümleriyse son 2-3 bölüme birden kalır.. Birçok şeyi tahmin ettirse dahi bu anlatımları öylesine vurucu biçimde yapar ki boğazı düğümlenmeyen insan(dikkat çekerim, insan) yok denecek kadar azdır.. İşte bütün sezon düğümler atılır ince ince işlenen kurguda, sonra da sezon içinde çözülür hepsi, budur.. 4. sezon dışında, o istisna.. Dexter'ın 5. sezon finali bence gayet doyurucudur.. Nokta.. Dizinin ruhunu kaybetmiş, sadece aksiyona odaklanmış hareket delisi kesiminden insanları tek tek bulup dizileri beyinlerinden silme, bir daha izletmeme yetim olsaydı keşke.. Rüzgar.. Linç.. Eleştirmek için eleştirmek.. vs.. Bitsin bunlar..!


Hayır bir de fragmanda her şey belli diyorlardı, Deb Dexter'ı gördü, 6. sezon bunun üstüne kurulacak anlaşıldı her şey işte falan.. Göt oldu o arkadaşlar.. Dexter'ın efsane olmuş 30-40 tane sahnesinin arasına fazlasıyla hakederek giriş yaptı kardeşlerin perde arkası sahnesi.. Beklenmedik ve şaşırtıcı bir andı.. Jennifer Carpenter'ın yine yardırması(bu kadını hiçbir ödüle aday göstermeyenlerin götüne altın küre girsin), Michael C. Hall'un sessiz sessiz dağıtması.. Ki bu an da kimseye saçma gelmesin yani.. 2-3 bölümdür Deb'in vigilante konuşmalarıyla ve videoları izlerken aşırı etkilenmesiyle falan temeli kurulmuştu bu sahnenin.. Biz izleyince anladık o ayrı tabii..


Lumen'ı ben dahil herkes çok çok çok sevmişken, böyle bir son bana her şeyin kurgu olduğunu falan unutturdu, hayvan gibi üzdü.. Hele ki altta da görülen, Dexter'ın bitik hali.. Umutlanıyorsun, acaba diyorsun, tutunuyorsun ihtimallere, hatta gerçeklere, ama sonunda yine nankörlük yapılıyor.. Bir sabah uyandım, aa çok başka hissettim, o zaman çav.. Bu kadar yani.. Her şey bu kadar.. Bu denli sevilen bir karakterden öldüresiye nefret ettirmeyi başarabilen senaristleri kutluyorum, ve Dexter'a boşver abi diyorum..


Liddy biraz bok yoluna gitti, ama kendi kaşındı, yapacak birşey yok.. Ve yine dudak bükmüşüm ki azıcık, Dexter'ın oradan kurtulma olayını pek sevmedim.. 3. sezon finalinde skinner'ın elinden kurtulması mesela çok başarılıydı.. Burada sal tekmeyi gitsin, ı ıh.. Neyse..


Umutlanmak çok kötü birşey.. Her daim umutla yaşayan insanlara inanmıyorum ben.. Elbet ara ara nöbetler olacaktır ama her haltın sonunda umuda tutunmak, kendini kandırmak bana göre salaklık.. Farkındalık diye birşey var.. Pozitif düşün pozitif şeyler olsun falan o kadar saçma ki.. Dexter da her şeyin farkında, kendini saçmasapan umutların peşinde sürüklemiyor, kendisini hep en kötüsüne hazırlıyor, iyi birşey gerçekleştiğinde de sevinci normalinden çok çok fazla yaşıyor.. Ancak, insan doğası işte, bazen öyle şeyler oluyor ki "yoksa?" diyorsun.. Daha kendinle mücadele aşamasındayken bir bakmışsın o umut o an için her şeyin olmuş, seni ele geçirmiş.. Kaptırıyorsun kendini.. Yüzüne de şu aşağıdaki hafif gülümseme yansıyor.. Dışta ufacık bir tebessüm, ama içte şelaleler çağlıyor, rüzgarlar esiyor, deniz dalgalı dalgalı vuruyor kıyıya, çiçeklerin böceklerin sesleri geliyor, yoksa diyorsun.. Umutlusun..


Gerçekler mi? Yüzüne en beklenmedik anlarda çarparlar.. Sen ne kadar karamsar olursan ol öyle bir kapılmışsın ki hayatın güzellikler getireceği inancına, gözün birşeyi görmüyor, sadece anı yaşıyorsun, geleceği düşünmüyorsun, mutlusun.. Ama Joker ne demiş, yukarıda chuck'ımızın bitik halinin altında ne yazıyor? Hayat orospu çocuğudur.. Suratına tokadı, kalbine hançeri, ruhuna acıyı oturtuyor, aynayla da yansıtıyor yüzüne tükenmişliğini.. Yalnızlığını.. Kötülüğü.. Gerçeği.. Gerçeği veriyor aynada kendini gören gözlere..


Şurada ilk resimde gördüğümüz çöküntü hali.. Bu alttaki resimde de o var.. Vücudu küçücük bırakıp, gözleri önümüzdeki karanlığa gömüp kötülüklerden kaçma çabası.. Safça.. Çaresizce.. İnsanca..


Dexter'da beni mest eden detaylardan birisi de bu renkler, önceden de demiştim.. Şurada bir resmi de var hatta aynı türden.. Hayatın bize sunduğu bütün zıt duyguların zıt renklerle yüzümüze çarpması.. Derimizin altında kapkaranlık bir ruh olsa da, hayatın devam ettiği ve hem şimdikinden daha kötüsünü, hem de daha renklisini, iyisini her an yaşatabileceğinin resmi, tüyosu..


Dexter'ın bütün sırlarını bilip de hayatta olan tek kişi Lumen.. Ve bilip de ölenlerin sayısı da gitgide artıyor.. Quinn ise bence bütün sırlara nail olamayacaksa da bir şekilde Dexter'a yoldaş olacak 6. sezonda.. Quinn fevri ve saf birisi.. Ancak birşeyin doğru olduğuna inanırsa uğrunda ölüme de gidebilecek birisi.. Amaçsız hayatında, kendisini önemsiz hissettiği hayatında Deb çok önemli bir eşik oldu.. Ancak aslolan, kendisini gerçekten faydalı ve önemli biri gibi hissettirecek olan kişiyse Dexter bence.. Tahminimse onu 6. sezon sonunda kaybedeceğimiz ve bunun da Dexter'da büyük bir çöküntü yaratacağı yönünde.. Nefret duygusu tersine dönecek gibi.. Gibi gibi..


Dilekler çocuklar içindir.. Yetişkin beyni masumiyetini ve saflığını kaybetmiştir büyük oranda.. Yetişkin, farkındadır birçok şeyin.. Ama ister.. Kalp ister.. Bir mucize olsun, her şey düzelsin.. Saniyelik de olsa bir umut doğar içinde.. Ama gerçek vurur yine yüzüne.. Anlarsın hiçbirşeyin değişmeyeceğini.. Hayat aynı hayattır çünkü.. Hayat orospu çocuğudur.. Bu farkındalık da ifadene yansır.. Meali; "sikerim böyle hayatı"dır, aşağıda görüldüğü üzere..


Eylül sonuna kadar bir yanımız eksik..

25 Aralık 2010 Cumartesi

Future First Person Shooter


şoktayım.. geçmişinde biraz olsun counter strike'a, call of duty'ye, half life'a falan bulaşmış kişiler şu anki hislerimi anlayacaklardır kesinlikle.. ne süper kurgulamışlar, hazırlamışlar ya.. var mı kantıra gelen?!

24 Aralık 2010 Cuma

Easy A


Altın Küre adaylıklarını gözden geçirirken haberdar olduğum 2010 yapımı gençlik filmi Easy A gerek genç başrol oyuncusunun müzikal-komedideki adaylığı, gerekse de salt gençlik maceralarının anlatılmasına sırt dayamamasıyla Juno'yu hatırlattı bana..

Juno sıradan sayılabilecek bir hikayeyi çok saf ve hoş bir anlatımla bezeyip, verdiği güzel mesajlarla ve dokunduğu hassas noktalarla seyre sunan çok güzel bir filmdi.. Easy A de tıpkı Juno gibi, eh bir konuyu çok sıcak bir dille anlatıp araya hüzün sosunu da başarıyla sıkıştırarak anlatıyor hikayesini.. Sıcak diyorum ya işte, bu filmin özeti budur aslında.. Görünüşü pek öyle olmasa da kesinlikle bayağılıktan uzak..

Zeki, ilkeli, doğrularıyla yaşayan, ama asla inek olmayan, kendi tarzını yaratmış olan Olive bir gün zorda kalıyor ve en yakın arkadaşına bir erkekle yattığı yalanını söylüyor.. Bu andan itibaren de bu yalan bir şekilde bütün okula yayılıyor ve komik yani daha ağır basan trajikomik akış başlıyor.. Komedi kısmının ağırlığı, yozlaşmış zihinlerin, insanların bencilliğinin ve toplum psikolojisinin en acımasız kısımlarının Olive'in yüzüne çarpmasıyla beraber gitgide azalmaya ve hüzün ağır basmaya başlıyor.. Çok güzel ve anlamlı noktalara vurgu yapmasının yanında da yer yer epey güldüren hoş bir film çıkmış oluyor karşımıza..

Şimdi nolacak, uff merak ettim, ay çatlarım ben bi çimdik at kız, falan demek hayalini kurmayın, oturun izleyin isterseniz.. İyi vakit geçirtir..

7

Ha bir de Stanley Tucci çok kral adam..

Black Swan


İnisiyatif sahipleri adam gibi bir vizyon tarihi belirleseydi de alışılmışın da altında bir screener görüntü kalitesiyle izlemeseydik dediğim, 2010 Oscarlarının ağır toplarından, Aronofsky imzalı bir sanat eseri Black Swan..

Film, kullandığı malzemeyle, esinlendiği yapıtlarla, resmettiği görüntülerle, meraklıların kafasında oluşturduğu izlenimden biraz ayrılan bir yolda ilerliyor.. White Swan'dan Black Swan'a geçiş sürecindeki psikolojik çalkantılar elbette ki filmin depresif yönünün habercisi.. Ama ne kadar? Black Swan ruhsal kısmıyla yönetmenin en popüler filmi Requiem for a Dream'den daha etkin diyebilirim.. Bu etki yaratımında da o filmdeki gibi aşırı baskın müziklerin ve sarsmak amaçlı sahnelerin olmaması çok iyi.. Korku filmleri izlemeyi sevmem, izleyemem de zaten ama bir çok filmden birçok sahneyi de görmüşlüğüm var nihayetinde.. İşte son zamanlarda korku filmleri dahil herhangi bir filmde Nina'nın depresif hallerindeki kadar gerildiğimi hatırlamıyorum.. Yönetmenin halihazırda kasveti sağlamada ne kadar başarılı olduğu da düşünülürse hele..

Rol ben çok zorum ve beni kotaran Oscar'ı da alır diye bağırıyor.. Natalie Portman da atlamıştır üstüne muhtemelen.. Nina'nın bunalımlarını ve çöküntülerini muhteşem yansıtmış.. Kendi dalında geçen senenin Waltz'u kadar, önceki senenin Heath Ledger'ı kadar favori olacak gibi gözüküyor şimdiden.. Çirkinliğine karşın nasıl bu kadar karizma olabiliyor diye dakika başı sordurtan Vincent Cassel ve şaşırtan Mila Kunis çok başarılı.. Ana haber bültenlerinde veya tonla programda hala rastladığımız Requiem for a Dream müziklerini yapan Clint Mansell bu filmde de müthiş bir iş çıkarmış..

Karanlık havasıyla büyüleyen, oturulan yerde sık sık pozisyon değiştirten, oyunculuklarla fazlasıyla tatmin eden, başarılı bir sanat eseri olmuş Black Swan..

8

13 Aralık 2010 Pazartesi

8 Aralık 2010 Çarşamba

Av Mevsimi


Az kaldı av oluyorduk..

Sinemamızın gitgide oyuncu odaklı filmlerle bezeli bir hale bürünmeye başlası canımı sıkıyor.. 1 sene öncesinden medyaya haberler uçuruluyor.. 2-3 tane yıldız isim, yanlarına da popülaritesi yükseklerde gezinen birkaç genç, al sana reklam.. Tek başlarına yüzbinlerce kişilik gişe başarısını garanti edebilen kişiler var, ve kızılacak birşey değil bu.. Lakin yapımcılar ve yönetmenler bu isimleri kadrolarına kattıktan sonra filme gerekli özeni göstermiyorlar, bu çok açık.. Zaten iş öyle bir hal aldı ki projeyi senaryoyu karakterleri vs hazırladıktan sonra oyuncu seçimleri yapılmıyor gibi sanki.. Popüler isimle anlaş, rolü o kişiye uygun şekilde hazırla, sonra da çek filmi.. Oyunculara göre elbette değişiklik yapılabilir rollerde ama bunların plansız programsız bir şekilde yapılıyor oluşu birçok şeyi de eksik bırakıyor işte.. Sırtlarını afişteki 5 tane yan yana durmuş kafaya dayıyorlar ve gelsin milyon gişeler hasılatlat.. Sevmiyorum bunu..

Av Mevsimi'nde de korkumun büyük kısmını bu oluşturuyordu.. Birkaç senede bir ancak görünen Şener Şen, yardımcı rolde bir daha görmemizin zor olduğunu düşündüğüm Cem Yılmaz ve Çetin Tekindor.. Fazlasıyla davetkar.. Mutluyum ki dağ fare doğurmadı.. Seyir öncesi sağdan soldan ve sözlükten duyduklarım beklentimi epey düşürmüştü ama şimdi görüyorum ki eleştirildiği kadar kötü bir film değil Av Mevsimi.. İlk paragrafta bahsettiğim durumla karşılaşmamak sevindirdi..

Film bahsedildiği gibi "kötü" değil kesinlikle.. Kadrosundaki büyük isimlerin ağırlığının altından kalkıyor.. Ama sadece kalkıyor.. Çok daha fazlası yapılabilirdi, mümkündü.. Eşkıya çizgisinin yakalanacağını kimse umut etmiyor zaten ama bu kadro da bana sadece "kötü değildi" dedirtmemeli..

Hikayenin güçlü olduğunu söylemeliyim öncelikle.. Film boyunca ilgiyi bir an olsun dağıtmıyor uzun süresine karşın.. Kendi çapında da gayet iyi bir kurgu ve diyalog örgüsüyle işlenmiş.. İnsanların kanlı dövüşlü şoklu delirmeli bir polisiye beklediği ortamda hikayenin böyle durağan, vaatsiz şekilde ilerlemesi ve bunu seyir zevkini yüksekelrde tutarak başarabilmesi bence artı puan.. Bunun dışında, başarılı sayılabilecek akışta hatalar yok mu, elbette var.. Ama ben fazla takmamayı yeğliyorum.. Hata dedin mi Dexter'da bile rahatsız edici ölçüde rastlayabiliyoruz.. Amaç hata bularak eleştirmek olmamalı sadece.. Böylesi, filme yazık etmek oluyor..

spoiler olabilir bundan sonra..

Cem Yılmaz ağzını açsa gülecek, hatta gülen insan kitlesinden nefret ediyorum.. Dramın kralı dönüyor, herkes nefesini tutmuş, millet gülüyor lan.. Hayvanlar ya.. İdris rolünü mükemmel oynamış bence.. Karakteri çok sevdim, kendi kendime çıkarım yaptığım birçok minik detay da cabası.. Melisa Sözen ses tonuyla oynamış gene, başarılı da.. Karakteriyse okkalısından küfürü aldı benden.. Kadın hayvanlığından esintiler sundu, aferin.. "Hataydı" ha.. Süper.. Geber.. Nasıl fütursuzca oynuyor İdris'in duygularıyla, adi.. Alayında var işte bu kan.. Kimisinde 20sinde ortaya çıkari kimisi hep öyle davranır, kimisinde ölene dek çıkmaz ortaya, ama hep var.. Şener Şen sadece Yavuz Turgul filmlerinde oynuyor ama bu o'na hiçbirşey katmıyor.. Çok seçici davranıyorum falan demesin bence kendisi.. Yeteneğinden mahrum bırakıyor bizi bu sığ rollerle.. Kabadayı'da muhteşem Kenan İmirzalıoğlu performansının hayli altında kaldı, burada da Cem Yılmaz götürdü filmi.. Çetin Tekindor kötü bir rol oynayamaz sanki.. Adamdan babacanlık fışkırıyor resmen.. Okan Yalabık filme popüler genç oyuncu sokalım kontenjanından katılmış sanki filme.. Rolü çok düzdü, eğreti durdu..

Neden kol? Neden orada? Neden av evinin dibinde? Kızın evli olduğu neden geç anlaşıldı? Neden kızı öldürdü? Neden.. Ölüme götüren sebep ne.. Doktor neden öyle angut gibi bekledi o ana kadar.. Sorular çoğaltılabilir.. Eğreti ve eksik duran birçok nokta bulunabilir.. Napalım.. Karşımızda The Usual Suspects, Se7en falan yok sonuçta..

spoiler biter..

Birçok mantık hatasını, sırların ilkokul çocuğuna açıklar gibi ortaya dökülmesini vs bir yere koyuyorum, Av Mevsimi vasatın az üstü bir film.. Asla kötü değil.. Beklentileri düşürüp gidin.. Oyunculukların, müziklerin, doğallığın, çekimlerin tadını çıkartın..

Ejder Kapanı ve Av Mevsimi'ne bakınca Kabadayı'nın değeri daha bir anlaşılıyor şimdi yıllar geçtikçe..

7

3 Aralık 2010 Cuma

Dizilere Odun Bakışlar #12

spoiler..

Dexter / 510


Muhteşem.. Muhteşem.. Muhteşem.. Dexter beni her daim gerdi izlerken ama yaşayarak, izleyerek öğreniyorum ki bu geçmişteki hisler henüz hiçbirşey.. Sırların üstüne kurulan her dizide izleyenin dikkatini aynı ciddiyette tutan şeydir gizlilik.. İşte Dexter'ın gizliliğinin çokça kişi tarafından bilinmeye başladığı andan itibaren heyecan da tarif edilemeyecek düzeylere erişiyor..


Jordan Chase ve Take It'in şimdiye kadarki en ciddi ve etkili düşman olduğundan bahsetmiştim.. Bu bölümde 5 kişilik arkadaş grubunun nasıl biraraya geldiğini Emily'den öğrendik ki çok sarsıcı bir sahneydi.. Bu bir yanda dursun, Emily cephesinde de şaşırtıcı şeyler öğreneceğiz gibi daha.. Konuşulmadık, finale bağlanmadık diyaloglar ve gizler var önümüzde.. Kalan 2 bölümde önemli bir yer teşkil edecek sanki..


Liddy ipin ucunu fena kaçırdı, olansa daha çok Quinn'e olacak.. Kayıtlarda o'nun ismi var ve Dexter henüz sadece bunu biliyor olacak.. Ancak bunca zamandır gözümüze sokulan Quinn Dexter sürtüşmesinden en sonunda sürpriz bir sırdaşlık çıkabilecek hissi uyanıyor bende, ve okuduğum birkaç yorumda.. Deb, sanmıyorum ki hemen öğrensin.. Quinn o'ndan bu sefer Dexter'a karşı garezini değil de Dexter'ın sırrını saklarsa pek bir hareketli olaylar görürüz.. Varsayım işte..


Dexter eskisi kadar gizli değil diyorduk.. Dexter'la Jordan'ın, (yani Eugene Greer.. şu isme de bayılıyorum fena.. söyleyişi süper.. band of brothers'la the pacific'te de vardı.. band of brothers derken eski dost Malarkey'yi Alex Tilden rolünde görmek de hoş oldu belirtelim) yalnız kaldıkları kısa süreli anda dillerini tutmak zorunda olmadan karşılıklı restleşmelerinde duyduğum heyecan acayipti.. Kelimelere dökülmeden, sadece bakışlarla yardıran bu iki muhteşem oyuncuya ne kadar övgü düzülse az..


Lumen'ı herkes çok seviyor.. Rita büyük antipati topluyordu ve ölümü üzüntüden daha çok bir şok duygusu yaşattı insanlara.. Şimdi Lumen için duyulan ise saf korku.. Ben Lumen'ın ölmeyeceğini düşünüyorum.. İki sezon üstüste aynı tip felaket ne bileyim, ı ıh.. Bunun yerine adaletin terazisine o'nun düşmesi, kendini feda etmesi vs gibi gelişimler düşünülebilir.. Ama ölmez, ölmemeli, ölmesin! Dipnot geçelim ki 6. sezon kesinleşti ve 7 de ihtimal dahilinde.. Kimse abartmasınlar filan demesin daha işlenecek çok konu var.. Olay Dexter'ın ifşa olmasıyla bitmeyecek ki.. Sır açığa çıktıktan sonra yakalanma süreci, kanıt bulma süreci, sevdikleriyle hesaplaşma ve yüzleşme süreci, yargılanma, itiraf, vicdan vs birsürü olay var.. Michaelım C. Hallum sağlığını koruduğu müddetçe senaryoyu müthiş kuran yazarlar yine aynı başarıyı sürdüreceklerdir.. Dexter'ı bitirmeden ölmek istemiyorum ayrıca.. Çok söverim yukarı aksi halde!


Deb'in olayı özümsemeye çalışması ve kahraman göndermeleri çok güzeldi.. Buradan ileride Dexter'ı gerçekten anlayıp onu sahipleneceği sonucunu çıkartıyoruz tabii.. Bunun yanında tecavüz videolarını izlerken hissettikleriyle de başta biraz gıcık kaptığı Lumen'la da iyi bir ilişki kurması olası.. Lumen'ın seneye de kısmen olacağı varsayımıyla, hissiyle diyorum bunları..


Dexter'ın Lumen'a hediyesi de keza.. Gözlerindeki ışıklar ve minnet duyguları.. Karşılıklı şefkat.. Sevgi.. Müthişti..


Dexter Lumen'a karşı tamamen çıplak.. Lumen da Dexter'a.. Bir insana bütün varlığıyla açılabilmenin hisleirn en güzeli olduğu şu dünyada Dexter ve Lumen'ın bu şeffaflığı anlayışa, sevgiye, bağlılığa, şefkate, ve en sonunda da aşka dönüştürmelerini en saf anlatımlarla izledik.. Harika anlardı..


Kalplere dokunan eller.. Savunmasızlığın, ve buna karşın hissedilen sonsuz güven duygusunun resmi, sarılmak.. Konuşansa, gözler..


How I Met Your Mother / 608-609-610


Himym 3 bölüm üstüste çok güzeldi.. Evet doğru söylüyorum, hala da şaşkınım.. Birçok defa sıkıldığım birsürü vasat bölümün sonrasında Zoey elbette bir heyecan katmıştı ancak yetmiyordu nihayetinde.. Fakat 608 Natural History'de Ted ve Zoey arasında yaşananlar güzel bir tat bıraktı.. Marshall'ın College Marshall'dan Corporate Marshall'a geçişiyse dizide çoğunlukla eğreti duran duygusal kısımda fazlasıyla tatmin etti bu sefer.. Barney'nin baba olayı da güzeldi.. Robin'le yaptıkları falan da.. Bölüm iyiydi işte! Bunu demeyi özlemişim..


609 Glitter'da Blue Mountain State'in hayvanı Sammy'yi Ted'in Cleveland'daki arkadaşı Punchy rolünde görmek şaşırttı, ama güzel oldu.. Burada da hayvansı biriydi nasılsa :) Bölüm sonunda da çok güzel bağlandı dostluk detayları..


Güldürenler ise Robin Sparkles'ın izlemiş olduğumuz 3. kaydındaki porno göndermeleri ve Marshall'la Barney'nin tepkileriydi.. Marshall Barney'yi geçti artık komiklikte bu bariz.. Lily'ye resti çekip, 3 saniye sonrasında sarılması Barney'nin artık baygınlık veren challenge accepted'lerinden çok daha süper bir an mesela.. Robin ve Lily özelinde yine araya sokuşturulan 10 yaşında çocuklara yönelik öğüt benzeri mesajlarsa gıcık olduğum yanlar.. Bölüm güzeldi ama.. İki bölüm üstüste güze bir himym.. Imm..


Bunlar da yeni gelinler..


610 Blitzgiving, Lost'un belki de en sevilen karakteri Hurley'yi canlandıran Jorge Garcia sosuyla zaten büyük beklenti yaratmışken daha 3. dakikada küvette ansızın karşımıza çıkan ve VendettA'yı o anda mest eden (beni değil eheh) Jennier Morrison da eklenince yüzler gülmeye başladı..


Zoey'nin grupla ilişkisinin tescillendiğini görmüş olduk ve ben insanlar he ne kadar bazı kanıtlar sunup Zoey anne değil falan deseler de kendisinin anne olduğuna inanıyorum.. İnanmak istediğimden de değil sırf.. Elektrik var, ilişkilerinin gelişimi var, var oğlu var.. Olsun ya olsun.. Blitz'in (dude) ada göndermesi ve 4-8-15-16-23-42 olayıysa Lost'u hayvan gibi özlettirdi gene.. Lostseverler de -sonradan sövenler dahil- çok güzel hissetmişlerdir o anlarda eminim..


Blitz harika bir bölümdü.. Ama her konuda olduğu gibi burada da ana odaklanıp geçmişi unutan bir dolu kişi tarafından gelmiş geçmiş en iyi bölüm olarak nitelendirildi.. Yapmayın diyorum o kadar da değil.. Uzun zaman sonra bu tadı yakalamak herkesi mest etti, bundandır sanıyorum bu bodoslama atlayış.. Blitzgiving süperdi evet, ancak kesinlikle en iyi bölüm olamaz.. Baştan tararsam rahatlıkla bir en iyi 10 bölüm listesi çıkartırım ve Blitzgiving anca 11. olarak falan zorlar bu listeyi, belki de o bile zor, yani coşmayın.. Bundan sonra da umarım devam eder bu çizgi.. Fazla düşmez.. Gerçi her şey belli de çoktan, napalım işte.. Zoey biraz yerleşsin ama iyice.. 1 bölüm var 2 bölüm yokla gidecekse ohoo..


Thank you goooodd derkenki tonlama.. O çatallaşma.. :D

Bir Pezevenk.. İki Kişiliksiz..

http://www.youtube.com/watch?v=-IcGvd-ZJZI

4.25-6.25 arasını izleyin.. yani keyfinize göre, isteyen izlesin işte.. neyse..






izlediniz mi..?

tamam..

sabahın köründe tvde bi anlık gördüm bu sahneyi.. heh oldu, ihiii ne güzeeel falan dedim, içim küfretti ama.. bu ne ulan.. bu kadar mı basit.. baştan sona rezillik.. ki sırf bir kurgudan ibaret değil bu.. hayatın içinden sıkça görülen duyulan bayağılıklardan biri..

buradan neler çıkartabiliriz.. ayarlayan kız işgüzar, maydanoz, vs.. sana da birini bulalım kızımböyle abaza kalma eheh tipinde bir yalandan cool.. ayarlanan kız, arkadaş ortamlarında tek başına kalmaktan bunalmış, iyi ya da kötü allah ne verdiyse bir erkek istiyor.. azmış, kudurmuş, gözü karartmış.. ayarlanan eleman, parkurun tümseklerinin verdiği titreşimde dahi azacak moda gelmiş.. nefes alsın yeter insanı olmuş..

ve bu olay organize ediliyor.. ayarlayan tip belli, ben bilirim ben ederim triplerinde, milleti seviştirmeyi çok matah bir şey sanıyor.. bunu geçtim.. "sana kız ayarladım işte euheu" lafını duyunca "kehkeh, harbi lan" anlamına gelecek garip gülüşü çıkartan ayarlanan kişiler.. size ne demeli.. allah belanızı versin.. hiç mi bi duruşunuz kişiliğiniz yok sizin ya.. kendi adınıza kararlar veriyolar, emrivakiler yapıyolar, beyinleri yıkıyolar, siz de kehkehkeh.. var böyle tipler hayatta çok.. alayı midesiz.. alayı yalancı.. gerçek taraflarını asla göstermezler.. maskeleri derileri olmuştur artık.. sağa kehkeh sola kihkih.. araya da feleğinden çemberinden geçildiğine dair hikayeler, yalandan dobralıklar, marjinal haller eklendi mi tamam işte.. imaj hazır.. sevişilecek insan modeli! hepiniz ölün..

net olun .. dik durun.. boyun eğmeyin.. köpekleşmeyin herkese.. adam olun.. insan olun.. ezilmeyin.. birey olun.. basit olmayın.. çok bile kastım, tutamadım.. öff.. ıgghh.. napıyım!
Related Posts with Thumbnails