26 Ağustos 2010 Perşembe

So Damn Beautiful


Nip/Tuck 103 finalinde girer, sahnenin çarpıcı etkisini katlar, izleyene de tekrar tekrar dinlemek düşer.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Neat Monster..

4. sezon finaliyle sağı solu tırmalatan, aylarca sürecek aranın nasıl geçeceğini sorgulatan, çıldırtan, manyaklaştıran Dexter, 1 aydan biraz uzun bir süre içerisinde 5. sezonuyla ekranlara dönüyor.. İlk promodan sonra harika bir 2. promo gelmiş ki ben bayıldım şahsen ve ayrıca sezonun gidişatına dair çok özel ipuçları da var.. Orası için 26 Eylül, bizim için 27 Eylül.. Öyle ya da böyle çok az kaldı vuslata ve tahtımın sahibi olan dizi için gün saymaya başlıyorum artık.. Buyrun;

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Perfect Soul

-Herkesin güzellik anlayışı farklıdır.. Bakana göre değişir..
--Hayır.. Çekicilik bakana göre değişir.. Güzellik ruhun içindedir.. Onu göremezsiniz, ama onu hissettiğinizde bilirsiniz..

(sıpoyy.. e bişeyler görmezsen nasıl tanıyacaksın ki diziyi..?)


--Kör olmanın iyi yanları nelerdir biliyor musun? Bilinmezlik korkusu yoktur, çünkü her şey bilinmezdir.. Her şey şanstır.. Bir erkekle buluşmak, karşıdan karşıya geçmek, yakışan elbiseler almak, marketten yiyecek almak...
--Aşık olmayı ummuyorum.. Ama asla bilemezsin..



--Pekala, şimdi gidebilirsin..
-İstemiyorum.. Beni göremiyor olman iyi hissettiriyor.. Boş bir levha gibi..
--Tabula Rasa.. Önyargısız..
--Bana elini ver..
--Herkesin kendine has bir kokusu olduğunu biliyor muydun?
--Ve her kokunun 3 farklı bölümü vardır.. Ya da, meslekte dediğimiz gibi, notalar..
-Dalga geçme..
--Dalga geçmiyorum.. Bir üst nota, bir orta nota, ve bir de alt nota vardır.. Çoğu insan sadece üst notaları bilir.. Nasıl algılandıkları, imajları... Orta katman dışa vurulan yüksek coşkuları yasak içsel duygulardan ayıran bir tampondur..
-Neden yasak..?
--Çünkü o, insanların korktuğudur.. Gerçek kendileri...
-Peki ya benim korktuğum..? Piç olduğumu zaten biliyorum..
--Emin misin..? Belki gerçekten piç olmadığını anlamaktan korkuyorsun..
--Ben.. İyi kalpli, ve nazik, ve korkmuş birini görüyorum..
--Bence kurtarılması gereken sensin..




--Ne yapıyorsun..?
-Sadece bakıyorum..
--Gözlerini kapat.. Gerçekten beni görmeni istiyorum..










perfect match..

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Goodbye Ladies..


kalp hüngür hüngür ağlar.. ifadeyse mağrur.. yıkılmak ister bir yandan.. bir yandansa dimdik durmak.. konuşmak istemez.. konuşursa kendini açmış olacağını bilir.. ama duramaz.. son bir söz.. elveda.. ses tonu ele verir ruhunu..

efsane diziye selam olsun..

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Kebap

Efsane dizi Alacarakaranlık'tan efsane bir sahne.. Yakın zamanda, eldeki çok az sayıdaki materyalden de yardım alarak aklımızda kaldığı kadarıyla diziye dair güzellemeler yapacağımızı da belirtelim.. Buyrun..


hooytt..!

5 Ağustos 2010 Perşembe

Havva Durumu


2007 yapımı, televizyon için çekilmiş bir türk filmi.. İki tane azgın ve beceriksiz arkadaş Sarp(Gürgen Öz) ve Engin'in (Murat Akkoyunlu) içine düştüğü bir ilişkiler yumağını anlatıyor.. Filmin beyazperdeyle ilişkisi olmaması havasını çok doğal kılmış.. Zaten tür komedi ve bu doğallık da komedi dozunun yakalanmasında büyük avantaj olmuş.. İkilinin uyumu zaten televizyon makinası günlerinden biliniyordu fakat büründükleri karakterler gerçek hayatta da tonla olduğundan dolayı çok daha sempatik ve içten geldiler bana.. Bu tür adamlara biraz serbestliği ver ve konuştursunlar hünerlerini işte.. İkiliye ek olan Ayça Varlıer de çok iyiydi.. Film 80 dakikalık kısa süresinde amacını çok iyi yerine getiriyor ve güldürüyor.. Açık kanalda yayın hedefiyle çekilmediği için de çok cesur ve çekincesiz diyaloglara, görüntülere sahip.. Altyazı okumaktan bıkanlara, öff sıkıldım az güleyim diyenlere, kafamı hiç yoramayacağım yaslanırım arkama bakarım keyfine diye düşünenlere tavsiye ederim.. Komik ve sempatik.. Şüpheye düşenler ekşisözlük'teki övgülere bir göz atabilirler..

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Uyku Mu Ne Uykusu


Sıcakların abarması, saniye rahat vermemesi, uyku saatini günde ikiye kadar düşürmesi, çıldırmaya az kalması...

Uykusuzluktan ölen sayılı insandan biri olacağım az daha böyle devam ederse. Yanıyoruz lan!!!

Biri beni bayıltsın, başka türlü olmayacak.


VendettA Ankara'dan bildirdi.

Inception


Christopher Nolan isminin, o'nun filmlerini bilen kesimi yeni filmi öncesinde nasıl da heyecanlandırdığı malum.. Özellikle son 2 senedir tavan yapan sabırsız bir bekleyiş hasıl olmuştu herkeste.. Inception hem açıklanmayan konusu, hem muhteşem oyuncu kadrosu, hem de Nolan referansıyla bünyede karıncalanmaya neden olan bir filmdi..

Film hakkında piyasaya sürülme aşamasında epeyce belirsiz geyikl döndü.. Kimse birşey anlamayacak diyenden tutun, tonla filmle kıyaslayanlara.. Inception bir Memento gibi mala bağlatma amacı gütmeyen bir film öncelikle.. İnsanlar kesinlikle korkmamalı.. Elbette filmin sonunda soru işaretleri kalıyor biraz ama temelin kurulduğu rüya ve katmanları olayını kaçırmayan kişiler genel mantığı anlar kolaylıkla.. Eve gelip de yorumları okuyunca tabii ki kaçırılan pek çok detay olduğu olduğu anlaşılacaktır ama sonun, yani açıklama kısmının sadece final sahnelerine bırakılmamış olması beynin aşırı zorlanmasını engelliyor.. "auhauhau lan araba bi düşemedi lan kehkehkeh" insanları doğal olarak bir bok anlamayacaktır.. Demem o ki filme söven bazı kişiler duyarsanız bilin ki bu kişiler katıksız öküzdür..

Spoilera girmek istemiyorum pek; zira ne detaylı analizlerin tamamını okudum henüz, ne de bu filmi spoilerlarla diğer kişiler için piç etmek isterim(gözlere çarpıyor yani buraya o ibareyi koyunca).. Kimse panik olmasın bu satırları okurken..

Inception kendi içinde asla tutarsız değil.. Film başından sonuna bir bütün ve uzun süresi boyunca sadece ve sadece sorulara boğmak yolundan çok uzak bir görüntü çiziyor.. Bu durum seyri epey kolaylaştırıyor.. Temponun bir an olsun düşmemesi ve tek bir eğreti sahnenin olmaması harika.. Hans Zimmer müzikleri göz dahi kırptırmıyor, dikkati perdeden uzaklaştırmıyor..

Filme rahatlıkla çok sağlam diyebilirim.. Ancak alt metninin, üstünde bu kadar yıl çalışılmış ve kafa yorulmuş bir öze sahip olması beni olayın felsefik boyutunun biraz daha fazla olması gerektiğine ikna etmişti.. Daha doğrusu film sırtını daha çok bu öğeye dayamalıydı gibi geliyor.. Aslında gayet de yeterli denebilir, kızamam da çok ama aksiyon dozu bence sanki biraz gölgede bırakmış filmin amacını.. Bunu derken de aksiyondan zevk almadığım anlaşılmasın.. Gerçekten büyüleyici anlara tanık oldum.. Senaryo açısından da gereksiz değillerdi.. Sadece oran-ağırlık boyutunda biraz dudak büktüm işte..

Leonardo DiCaprio'nun Oscar alması için daha ne yapması lazım bilmiyorum.. Harika oynamış.. Yakın zaman önce vizyona giren Shutter Island'daki performansıysa Inception'dakini katlar.. Yarattığı etkiyi buradan anlayın.. Joseph Gordon-Levitt çok başarılıysa da bizim için hala Tom.. Cillian Murphy'yi en son Perrier's Bounty'de izlemiştim ama nedense aklıma gelmedi film esnasında.. O filmde müthiş oynamıştı, burada da çok başarılı.. Michael Caine'in ses tonunu duymak bile süper.. Kendisinin Children of Men'deki halini görmeyen kalmasın.. Ellen Page tatlılığı denen kavram bütün sözlüklere eklensin.. Joker'in de demiş olduğu gibi Nolan resmen yüzüne çalışmış Page'in.. Tom Hardy çok yakışıklı, mendebur.. Ken Watanabe Katsumoto olarak veda edecek bu dünyaya ne kadar film çekerse çeksin.. Marion Cotillard ise tanrımdır.. O kadar..

Inception çok sıkı bir film.. Ancak şu an imdb'de 3. sırada 9.2 puanla yer alması pek inandırıcı değil.. Benim şahsi puanlarımın genelde oradan aşağı yukarı 1 puan olacağını düşünürsek, 8.3 8.4'lere kadar iner diyorum 1 sene içinde(The Dark Knight 9.6'lardan inmişti 8.8'e çünkü) ve benimkine biraz yaklaşır, Vendetta'yla(9.5) cuk olur :) Nolan filmografisinde benim için The Dark Knight hala kafadadır.. The Prestige burun farkıyla 2. gelir.. Inception da arkadan.. Yine burun farkıyla ardında Batman Begins vardır.. Memento da sonra.. 40 yaşını henüz doldurmuş ve şimdiden inanılmaz bir kariyere sahip bu adamın zekasına diyecek söz bulamıyorum.. Daha neler neler çıkacak o beyinden çok merak ediyorum.. Kendimi hayvan gibi hissettiriyor.. Aşağıdakiyse hissettirmiyor, söyletiyor, haykırıyorum.. Sen insansan ben hayvanım.. Çok net..

9

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Efes Pilsen ve Aidiyet


10 15 sene öncesinde vatandaşın spor algısı daha bir başkaydı sanki.. Gazeteler daha samimiydi.. İnsanlar birşeylere bağlanmaya daha bir hazırdı sanki.. Bizim ülkede özellikle terör zamanlarında falan hep "ülke olarak sporla rahatlıyoruz kafamızı, bu galibiyete ihtiyacımız vardı, dertlerimizi böyle unutuyoruz" gibi geyikler döner.. Bence asıl, kafalar biraz daha rahat olunca çok daha fazla ilgi gösterebiliyorlar insanlar spora..

Bahsettiğim vakitlerde internet de yaygınlaşmamışken oturduğu yere çakılmıyordu insanlar şimdiki gibi.. Zevk alacakları şeyler için kıçlarını kaldırma gücünü kendilerinde bulabiliyorlardı.. O zaman bu kadar tv platformu, kanal vs de yoktu.. Gazete sayısı azdı.. Seçenek yelpazesi epey dardı.. Elde çok az şey vardı ama kıymeti bilinebiliyordu..

Şimdilerde tonla kapatma dedikosuna ve türlü saldırılara hedef olmuş bir efsanedir Efes Pilsen.. Türkiye için Basketbol'un sözlük anlamıdır.. Eskiden çoğunluğu türk olan oyuncularla birlikte seneler süren ciddi bir hava yakalanmıştı takımda.. Camiayı efsane mertebesine eriştiren.. Yabancılar da takımla, taraftarla, halkla öylesine birleşiyordu ki, her biri ayrı ayrı sevilen, sempati duyulan yerlilerle birlikte inanılmaz bir rüzgarı beraberlerine getiriyorlardı.. Onlar tribündeki biz, biz sahadaki onlar oluyorduk.. Özeldi..

Dün ntvspor'da Efes Pilsen belgeseli vardı.. Tarihi Koraç Kupası zaferi anlatılıyordu.. Son yarım saatine denk geldim ve gözümü dahi kırpmadan izledim.. 9 yaşındaki minik halimle duyduğum heyecanları hatırladım, anılara gömüldüm.. Özellikle birisi şimdilerde amigo moduna bürünmüş olsa da, hala tarihin en unutulmaz ikilileri arasında yer alan "Murat Murathanoğlu&İsmet Badem"i özledim.. Samimiyetlerini aradım devrimizin spikerlerinde.. Şimdilerde ne benim ne genelin umursadığı silik avrupa ligi maçlarını düşündüm.. 10 15 senede ilgilinin nasıl bu kadar düştüğünü..

Okuldaki öğlencilik yıllarında dersten erken sıyrılıp aileyle son hız Efes maçlarına gidişimizi hatırladım.. Her kesimden insanla dipdibe ahlayıp ohladığımızı.. Ufacık bedenin duyduğu kocaman heyecanı.. Final Four öncesi ortaya çıkan yeşil beyaz alerjisini.. Asvel.. Zalgiris.. Benetton.. Gidilmeyen maçları ve deplasmanları tv'de izlemek.. Çook uzaklardan gelen Murathanoğlu sesi.. İsmet Badem eaaauuuvvvvvvları.. Ertesi gün spor sayfalarında ayrılmış koca köşeler.. Bir de eskiden diziler de bu kadar manyaklaşmamıştı, azlardı.. Sabah tv bültenine baktığımızda Efes Pilsen maçlarını görürdük ve daha o an akşamki programımız yapılmış olurdu..

Anılar tükenmiyor.. Myers, Fucka, Stombergas, Bodiroga gibi isimleri duymak bünyede çok garip bir etki yaratıyor.. Bir yandan gülümsetirken diğer yandan dağıtıyor.. Naumoski'yi defalarca canlı izleyebilmiş olmak bile müthiş birşey.. İğrenç stilli Ufuk Sarıca'yı.. Sakalları terlememiş Hüseyin Beşok'u, görev adamı Volkan Aydın'ı, ilginç tip Murat Evliyaoğlu'nu, rahmetli psikopat Conrad McRae'i izlemek.. Sonrasında evlere henüz kapanılmamışken Mulaömeroviç'li, dönek İbo'lu, Çelimsiz Hidayet'li, Mehmet Okur'lu, Drobnjak'lı kadroyla süren sinerji.. Hem oyuncularda, hem taraftarda, hem evinde takip eden halkla pekişen..

Artık hiçbirşey eskisi gibi değil.. Kendi ligimizin maçları şifreli kanalda.. Sky turk'ün verdikleri neredeyse hiç izlenmiyor.. Gazeteler nba haberlerini 3 satırla geçiyor.. Lig maçları yıldızlı pekiyili maç raporlarıyla geçiştiriliyor.. Derbilerde falan olaylar çıkarsa işte kocaman bir resim ve mal bir yorumcu eşliğinde çeyrek sayfaya yükselebiliyor..

Efes Pilsen, halkın evlere kapanması ve yozlaştırılmasıyla beraber ruhunu kaybetti.. Asla eskisi gibi olamayacak.. Efes'in en büyük destekçisi ve rakibi Ülkerspor Fenerbahçe'nin kucağına oturtuldu.. Ama bu birleşme bile belli bir noktadan ötesini gösteremedi onlara.. Hava yok çünkü.. İnsanlar istemiyor basketbol maçlarına gelmek.. Çok gördüm yani Fenerbahçe Ülker'in önemli maçları birkaç yüz kişiye oynadığını.. Galatasaray birleşse Telekom'la falan, en başta yine bir gaz olur, sonra rutine döner, birşey farketmeyecek ki.. Kendi takımım da kendi halinde takılıyor işte öyle.. eski sevgilim NBA'e takılıyor arasıra gözüm işte.. Mesela takım sevgisi olmadan, salt basketbol duygusuyla gittiğim son maç Solomon Efes'teyken oynanan çeyrek finaldeki Panathinaikos maçıydı mesela.. Sonraki yüzlercesi hep Galatasaray.. İtinayla çekiliyor içimizden spor aşkı.. Evimize hapsoluyoruz ve oturduğumuz sandalyeyi terletmekten başka bir halt yediğimiz yok.. Gücümüz alınıyor bizden.. Etkisizleştiriliyoruz.. 2010 Dünya Şampiyonası var şimdi.. Ben en ufak bir hava, gaz vs göremiyorum vatandaşta.. 2010 değil de hiç değilse 2000'de olsaydı şu organizasyon.. Ülke çalkalanırdı hiç kuşkum yok.. Hele ki 95'te falan.. Aman aman..

Peki ya şimdi..? Her şey için geçmiş ola..

Aşık olduğu renkler dışında hiçbirşeye aidiyet duymayan Barakuda..

1 Ağustos 2010 Pazar

Candy


Candy demek hayat demektir.. Benim, senin, hepimizin hayatlarını olduğu gibi, her an bürünebileceği şekil gibi gösteren bir estetik harikasıdır.. Requiem for a Dream ve benzer sayılabilecek birçok filmdeki gibi vurgulu müziklerle, hızlı akışlarla, kör göze parmak sahnelerle göstermez hayata dair yansıtmak istediklerini.. Kimsenin başına gelmeyecek şeyler gibi anlatmaz hayatın "her şey olur" mottosunu..

Yarınımızı anlatıyor Candy.. Dünyanın en zayıf varlıklarını, bizi anlatıyor.. Sözde en güçlü geçinen ama aslında o abartı dozu kadar güçsüz yaratıklar.. İnsanlar.. Göğsünü gere gere yürüyüp her daim taşıdıkları güleryüzlülükleriyle mutluluğunu kanıtlamaya çalışan, eş dost iş aşk ilişkilerini yalanlar üzerine kuran ve sırça köşklerinde yaşayan insanlar..

Candy diyor ki: "Siz insanlar..! Zayıfsınız..! Pek nadir bir kısmınız sevmesini bilebilir belki, güzeldir de.. Ayrılırsınız hepiniz birbirinizden benliğinizle.. Ama tek bir ortak etiketiniz var.. Zayıflık.."


Bağımlılığı, bağlılığı, sevgiyi, şiddeti en ince dokunuşlarla harmanlıyor Candy.. Heath Ledger ve Abbie Cornish'in efsane performanslarıyla hayat buluyor.. Aynı anda hem huzur veren hem de dağıtan muhteşem tınılarıyla sarsıyor..

Klasman dışı filmlerdendir benim için.. Puansızdır.. Özeldir..

Joker'e rep..

Related Posts with Thumbnails