31 Temmuz 2010 Cumartesi

The Kiss



Müthiş, harika.. "aşk için ölmeli aşk o zaman aşk" çaldı bi anda kafamda nedense. bu filmle ne kadar bağlanabilir o şarkı, o da ayrı bi tartışma konusu.. celladın başında beklerken bu şekilde durabilmek.. o anda bi kaç saniye sonra kopacak kafanı düşünmek yerine son öpücüğünü vermek. ancak "o" kişiye bakarken mümkün olabilir herhalde.. ancak o zaman böyle koşa koşa gidebilirsin..

son öpücük de sayılmaz bu, az sonra kavuşacak gibiler, "bekle geliyorum" öpücüğü sanki.. ben eminim "o"nun kellesi alınmış olmasaydı bile, biri diğeri için gene kellesini verirdi. o hissi çok güzel yansıtmışlar.. bazı karelerde bakışlar öyle derin ki..

bize de böyle hissettiren insanlar olabiliyor. bazen kavuşuyorsun bazen de işte alttaki fotoğraf gibi hep arkada, hep geride kalıyorsun.. bakıyorsun bakıyorsun çok şey söylemek istiyorsun, bazen söylüyorsun da ama fayda etmiyor.. olağanüstü güzellik, vakur duruşunu hiç bozmuyor.. hançer saplasa daha az acıtır.. kalbi buzdan mı diye düşünüyorsun.. başkalarına dert yanıyorsun, gerizekalı oldukları için "yine dene yine yenil, daha iyi yenil" gibi özlü sözlere sığınıyorlar.. oysa senin için skor değişmiyor bir kişi de "valla ya, neden hep böyle" diye sormuyor.. sen o karede saplanıp kalıyorsun. chuck yırttı artık ama sen yırtamıyorsun, yırtamayacaksın.. anormallerin arasındaki normal olduğun halde tam tersi gibi hissediyorsun, sesini duyuramıyor, kendini anlatamıyorsun.. anlatmaya kalkınca da sıçıp batırıyorsun böyle genelde..

bakıyorsun işte, duyarsızlıklara gücün yetmiyor, arkadan bakıyorsun, bi ofla dağları yıkacakmış gibi duruyorsun.. sonra o fotoğraftaki kişi yanından kalkıp gidiyor, sende filmdekinden beter oluyorsun. kafanı kesiyorlar ama nefes alıyorsun hala.. yaşadığın için şükretmeni bekliyorlar sonra da..

"sen dur deyinceye kadar kalbin artık onu sevmemeye karar verinceye kadar kimselerin dediğine aldırma sen sevmeye devam et" diyenler de var ama.. sayıları az ama varlar.. bazen hiç kavuşamasan da sadece tek kişidir aklından kalbinden hiç çıkmayacak olan.. ve aslında çok kişiyi sevenler aslında hiç kimseyi sevemeyenlerdir.. bazen 1, 10 dan da 100 den de büyüktür, tam da bu yüzden...



27 Temmuz 2010 Salı

Dilek Tutmadan Kaydı Bütün Yıldızlar..


dilek tutmadan kaydı bütün yıldızlar..
gökyüzüm yerde sanki..
galiba bu aralar sevenim yok benim..
ne desem inanırsın..
gözünde yalancı çoban olmak istemem..
ne desem inanırsın..
önünde suçlu çocuk olmak istemem..
tavrı kalmadı hayatımın..
boyun eğdi düze dağlarım..
aklı kaldı geçmişin..
nazar değdi belki inanır mısın..

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Sığınmak


Acımasız ve adaletsiz dünyamızdan en masum çocukça dürtülerle kaçmaya çalışmaktır sığınmak.. Hayatına son vermediğin müddetçe acılarından hiçbir zaman kurtulamayacağını bilirsin.. Çoğu zaman aksini dile getirsen de içinde öylesine küçük bir umut parçası kalmıştır ki sabretmeyi seçersin.. Çok zorlu ve yakıcı bir yolda önünü görmeye çalışırsın.. Yol o kadar karanlıktır ki korkuların artık etinden parça olmuştur.. Alışırsın sanki.. Gördüğün, göreceğin zararlar her seferinde yere yapıştırsa da seni, ellerinle yoklarsın boşluğu, doğrulmaya çalışırsın.. Kimi zaman kalkmak için bir el ararsın tutabilecek, umutsuzca; kimi zamansa yalnızlığına dair olanca farkındalığınla vücudundan destek almaya uğraştığın anda bir el uzanır eline.. Kenara çekilip ara vermek istersin kimi zaman; kimi zamansa her şeyi, herkesi bırakıp kendini yolun dışına savurmak, boşluğa.. Bir zaman sonra da yola öyle ya da böyle devam edeceğini bütün varlığınla kabullenirsin, ancak bunun için de soluklanabileceğin duraklara ihtiyaç duyarsın.. Süreç o kadar göz korkutucudur ki mümkün olduğunca hafifletebilmek istersin acını.. Sahtelikler çok korkutmuştur seni hayatın boyunca; öyle ki destek göreceklerinde bile ilk baktığın şey ruh olur.. Bütün acılarını, utançlarını, hayatını tüm çıplaklığınla teslim etmek isteyeceğin kişilerdir sığınmak istediklerin.. Ölesiye güvenmek, ruhunu teslim etmek, biraz olsun huzur bulabilmek istersin.. Amaçlayarak, planlayarak, zorlayarak olmaz tabii ki bu.. Sadece olur.. Bir bakmışsın sığınmışsın birilerine hayatının başından sonuna.. Güvenin, inancın öyle boyutlara ulaşmıştır ki, sonrasında belki sığınılan olabileceğini hissetmişsindir.. Hayatın sana yüklediği paranoyalar, yersiz korkular, umutsuzluklar kaybolmasa da anı yaşayabilmenin hazzı kaplamıştır bünyeyi.. Markette gözlerini sana diken ve araya engeller girene dek bakışlarını ayırmayan bir bebektir bu sığınak bazen.. Bazen her şeyini açtığın bir seçilmiş kardeştir.. Haykıran ağzınla, ağlak gözlerinle, küçücük bedeninle koşa koşa atladığın anne kucağıdır bazen.. Bazen de başını koyduğunda bütün dünyadan soyutlanacağını hissettiğin, adın gibi emin olduğun hayali bir kahramandır o.. Dünyanın en güvenli yeridir.. Sığındığındır..

20 Temmuz 2010 Salı

Kick-Ass


Film hakkında ilk görüntülerin kafamda oluşturduğu fikir klasik, basit, ucuz Amerikan komedilerinden biri olacağıydı. Bu fikrimin ne kadar hatalı olduğunu ve filmin çizgi roman çevrimi olduğunu henüz bilmiyordum tabii. İlk işaret filmin kafadan imdb top 250'ye girmesiyle geldi. Bunun üstüne filmin kafamdaki imajı yavaş yavaş tersine dönmeye başladı. Türkiye'de vizyona girse merakımı daha önceden giderebilecektim fakat izlemem bugünü buldu.

Dave Lizewski kendi halinde, okulunda pek popüler olmayan bir çizgi roman hastası. Sayılı (2) arkadaşıyla çizgi roman üzerine yaptığı bir sohbette neden kimsenin süper kahraman olmayı denemediği konuşuluyor ve macera başlıyor.

Başrol Aaron Johnson'a eşlik eden en şöhretli isim Nicolas Cage. Bunun yanında 500 Days of Summer'da Tom Hansen'ın kardeşi Rachel rolündeki Chloe Moretz filmin en renkli karakteriyle karşımıza çıkıyor. Süper tatlı bir insan olmasının yanında oyunculuğu da çok etkileyici. Ayrıca How I Met Your Mother'da Ted Mosby'nin kızını canlandıran, ne yazık ki bölüm başlarında birkaç saniye görmekle yetinmek zorunda kaldığımız Lyndsy Fonseca'yı da doyasıya görme şansını buluyoruz.


100 dakikayı geçkin süresi boyunca saniye sıkılmadan izlenebilecek, senenin en başarılı, en eğlenceli filmlerinden biri Kick-Ass. Kick-Ass 2: Balls to the Wall 2012'de vizyonda.

9/10


Ölürüm.

Akreple Kurbağa


Doğrularınla yaşadığın sürece hiç kaybolmayacaktır yüzündeki çökmüş ifade.. İlkelerinin, ideallerinin seni günün birinde hayatını kaydıracak bir yola sürükleyeceğini bilemezsin.. Bu düşüşün oldu bittiye getirilmemiş olması yine senin doğruluğunun eseridir.. Yanlış olanlar asla kısa ve net bir sonu reva görmezler doğrulara..


Her daim ensendedir yanlış olanlar.. Kendini yanlışlardan o kadar uzak tutmaya çalışmışsındır ki sana bakanların içini göremezsin çoğu kez.. Başkalarınca saflık olarak değerlendirilecek bu durum senin saf benliğindir, kirlenmemiş temizliğindir aslında.. Öyle acımasızlardır ki diğerleri, bazı bazı utandırabilirler bile seni doğrularından.. Hayatın pisliklerinin üstüne sıçramasıdır..


Çoğu kişinin hiç yapmadığı, yapanlarınsa gece yastığa kafaya koydukları 1-2 dakikayla sınırlandırdıkları iç muhasebe senin beyninden, kalbinden bir saniye olsun ayrılmaz.. Sen bilirsin ki bir gün birine kazık atarsan, o kazık gün gün sana girecek, tükeneceksin.. Vicdanın var senin.. Ama, öyle bir bütünleşmiş ki vicdanın seninle; yapmaman gerekenleri gözünü kırpmadan yaparsın sonunu zerre düşünmeden..


Kendini sorgularsın çoğu kez.. Acı çekmemek için, acı çektirmek istersin.. Öyle hayaller kurarsın ki pek çok kez kötülerin şahı kabul edersin kendini.. Bu hayallerde başrolde olup bütün dünyanın anasını ağlatıp, insanların canını yakmak istersin.. Herkes kazığın acısını tatsın, seni anlasınlar istersin.. Aynaya baktığındaysa seni çoktan ele vermiştir kendi gözlerin.. Seni sana, seninle göz göze geldiği o bir saniyede anlatmış, tokadı çarpmıştır..


Sen aynısın, değişemezsin.. Vicdanının esiri olmaya mahkum edilmişsin.. Lanetlenmişsin canları yakamamaya.. Lanetlemişler her gün canını yakmaya.. Her gün gidersin yanına eksilerin.. Artılarını yok ederler.. Ama sen için içini yese de kalbinin sesini dinlersin her zaman.. Onlara gidersin; bedeninle olmasa da ruhunla..


Bütün dünya yok olsun istersin.. Ben öleyim, ama herkes de benimle gelsin istersin.. Yine çıkarsın insanlığın sahnesine.. Bu sefer dersin, acaba dersin.. Yoksa..? Sokarlar hançeri yine arkadan.. Özünlesindir yeniden.. Baş başa.. Sana kalan tek şey, tek çare kafanı gömmektir hiçliğe.. Gözlerini kapayarak dünyadan kaçmaya çalışmaktır.. Temizliğinle ölmeye mahkum olarak.. Acı çekerek..


Selam olsun dizi tarihinin en muhteşem kurgulu birkaç bölümünden birine..
"Akreple Kurbağa" aka "Kıroyla Ayı" - Ezel 8. Bölüm

18 Temmuz 2010 Pazar

62. Emmy Ödülleri


Adaylar..

En çok merak edilen dal; en iyi drama dizisi.. Mad Men'in Altın Küre ve Emmy'lerde çılgın atmasına herkes alıştı artık, şansı gözardı edilemez.. 1 yıldır ertelediğim Breaking Bad'in Dexter ve House izleyen kesim tarafından ne denli övüldüğü de ortada.. Dexter şimdiden kült oldu, normal.. The Good Wife'tan övgüyle söz ediliyor.. Ama True Blood..? Kesinlikle kötü bir dizi denemez.. İyidir.. Ama ne kadar..? 10. bölümden sonrasını getiremedim ben şahsen, içimden gelmedi.. 1-2 aya illa ki tamamlayacağım elbette de, adaylarda House yokken True Blood'ın olmasına akıl sır erdiremedim ben.. Sinirlenmek için yeterli sebep.. Diziyi bitirme aşamasındayım şu sıralar ve bugüne dek birçok ödül töreni öncesinde House'un ciddi şekilde hakkının yendiğine dair okuduğum yazılar henüz anlam kazanmış oldu bende.. Dizinin bunca vakittir ne Emmy'de ne de Altın Küre'de dizi dallarında heykeli kucaklayamamasına, Gregory House'u efsane mertebesine eriştiren Hugh Laurie'nin ise sadece 2006 ve 2007 yıllarında Altın Küre'yi almış olması, iki ödülde de bazı yıllarda aday dahi gösterilmemesine neler demeliyim ben şimdi? Ha bu arada diziler içerisinde sanırım hayatım boyunca izlemiş olduğum en muhteşem bölüm House's Head de en iyi yönetmenlik dalında da minik bir ödüle ulaşmış, ne hoş! Lost son 3 sezonuyla herhangi bir ödüle layık değil.. Dexter ne varsa toplasın..

Drama yardımcı erkek oyuncu'da ödül geçen sene efsane Benjamin Linus karakterine hayat veren Michael Emerson'a gitmişti.. Kendisi bu sene de aday.. Yine Lost'tan Terry O'Quinn'in de aynı dalda 2007 yılında ödülü kazandığını görüyoruz.. Ancak O'Quinn'in son sezondaki aşırı komplike rolü sergilemekteki başarısının bir ödülle daha taçlandırılmasına kimse gık demez sanıyorum?

Drama başrol erkek oyuncularda ödülü son iki senedir kazanan Bryan Cranston yine güçlü.. Hugh Laurie yine pas geçilir artık, dizi devam ediyor nasılsa.. Matthew Fox çok kişilerce karakterin değişimlerinden ötürü ağır bir dille eleştirildiyse de hiçbirşey onun harika oyunculuğunu(özellikle ilk 3 sezonda) görmemize engel değil.. İlk adaylığı kendisinin ve bu, onurlandırılması için yeterli midir? Gün gün yücelen ve hastalığından sonra bütün ödülleri toplayan Michael C. Hall karşısında, evet.. Ayrıl da gel Dexter..

30 Rock'ı hiç izlemedim ama senelerdir her delikten tonla adaylıkla karşıma çıkmaları? Ne bileyim galiba sağlıksız bir antipati oluşturdu bende.. Tina Fey ve Alec Baldwin'i de unutmamak lazım tabii, bıktım..

Glee adının uzunca süredir her yerden suratıma çarpması, galiba onu da aşırı dram yüklemesinden sonra Modern Family ile beraber aradan çıkartacağıma işaret..

Eski yılların arşivlerine bakarken sıkça Nip/Tuck adına rastladım.. Özlemim arttı yine.. Glee hevesimin asıl mimarının Ryan Murphy olmasını da es geçmemek gerekir bu noktada..

NPH.. Nihayet sunucu falan değil, veya bir görevi yok :) Alacak gibi hissediyorum..

Böyle..



of ya off..

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Dünya Kupası Laklakları #5


Aylar yıllar boyunca yana yana beklediğimiz Dünya Kupası nihayet bitti.. Bir dolu spor alanına ilgimiz olsa da bu ülke insanlarında futbolun yeri başkadır.. Sövsek de vazgeçemeyiz.. Uzun zaman şafak saydık, şimdiyse birden 4 yıla katlandı o şafak.. Gel de delirme..

Grup maçlarında olumsuz nokta çoktu.. Cahil trt spikerleri, Ömer Üründül, vuvuzela, negatif futbol vs derken bir ara ciddi ciddi bunaldı herkes 3. maçlar sırasında.. Ne olursa olsun kolay değil günde 3 maçı sessiz sakin izlemeye kasmak.. Neyse ki sabreden herkes karşılığını aldı 2. tur maçlarından itibaren..

Fransa ve İtalya'nın ilk turdan elenmesi süper oldu.. Turnuva öncesi Almanya da güle güle listemdeydi fakat genç jenerasyonlarının saygı duyulası futbolu ve mücadelesi ben dahil çok kişide büyük sempati uyandırdı.. Duyguları en zıt hale böyle keskince çevirebilmek müthiş bir olay.. Ben takılmıyorum pek takımın en önemli parçalarının yabancı uyruklu olmasına.. Aksine o oyuncuların sisteme uydurulması, disipline edilmesi, hizmet ettikleri ülkelerine olan bağlılıklarının üst noktalara taşınabilmesi saygıyı hakediyor.. Finale yakışırlardı, ancak 3.lük elbette kötü değil.. 4 sene sonrasında bakalım ne gibi eklemeler olacak..

Arjantin büyük kesimin isteğiydi.. Favori değillerdi ama çekicilerdi.. Maradona'nın kendi ayağına sıktığını kadroların açıklandığı gece dillendirmiştik, ki ortak fikir bu yöndeydi.. Cambiasso+Zanetti'li(+ Milito, +Gago vs) bir Arjantin'in rahatlıkla finale çıkabileceği çok net belli oldu eksikler görüldükten sonra.. Messi'yi, o'nun olanca çabasına rağmen kullanamayan, orta sahayı devşirme Di Maria ve Maxi'yle takviye edip asıl yükü sadece Mascherano'ya yükleyen Maradona'nın bu hayati hatasını gözardı edip ona salt övgülerden oluşan satırlar yazamayacağım bu kupa dahilinde.. Karışık bir durum değil çünkü Arjantin'i bu noktaya getiren.. Sorun basitti, çözüm basitti, ama umursanmadı.. Yazık diyelim..

İngiltere'den daha uzun süre çok şey beklememek lazım sanki.. Şu jenerasyon belki son olarak Euro2012'de birşeyler yapabilir ama uzun vade çok karanlık.. Yazık oldu Chelsea'nin belkemiklerine, Gerrard'a, Ferdinand'a..

Ronaldo ve Messi'ye çok üzüldüm.. Çok yüksek beklentiler ve hocaların da bütün yükü bu ikisine vermeye çalışması bitirdi onları ne yazık ki.. Messi yine ülkesinin ve kendisinin sempatikliğinden ötürü fazla eleştiri almadı ama Ronaldo'ya yapılanları affetmem mümkün değil.. Objektiflikten bu kadar uzak olan insanların tükürük saçarak sergiledikleri sürüyle iğrençlik beynime kazındı, bir kez daha utandım..

Brezilya'ya yazık oldu.. Elendikleri takımın Hollanda oluşu genelde "oh olsun" yorumlarıyla yansıdı onlara ama gerçek çok farklıydı.. O talihsiz son yarım saat olmasaydı, turu hakeden taraf geçseydi daha renkli anlar yaşayabilirdik ileriki turlarda.. Çirkeflik suçlamalarınınyürüyüp gittiği bir ortamda Robben'in Keita'yı dahi aşıp giden yalancı tavrının kimsenin dikkatin çekmemesini yadırgadım..

Hollanda ben dahil birçok kesimin sempatisini yitirmiş oldu maalesef.. Negatif futbollarına kesinlikle laf edemem bu bağlamda.. Güzel futbolun onlara başarı getirmediğini sayısız kez gördük yaşadık daha bu yaşımızda.. Ama tek maç turlarından itibaren sakin, dengeli, bunaltıcı futbollarının yanına hayvanlığı eklemeleri, ve final maçında bunu abartmalarına yazık oldu demek en doğru tanımdır.. Mourinho Inter'inin, Hiddink Chelsea'sinin Barcelona karşısındaki tercihlerini anlayabildiğimi söylemiştim önceki postlarda.. Ancak Hollanda'nın yaptığı çok yanlıştı.. Ki hakem maçın içine İspanya aleyhine etmişken alenen, bir de bu itirazlar, yuhlamalar.. Öeeh yani..

İspanya'dan beklentiler çok çok yüksekti; Euro2008 performansı, grup maçlarındaki kayıpsız süreç ve Barcelona etkisinden sonra.. Futbol olarak beklentiler pek karşılanmamış olsa da ortada bir sistem vardı ve bu %30-40 kapasiteyle bile şampiyonluk getirdi.. İleride Messi bitiriciliğinden yoksun olunması ve Torres'in sezon boyu sakatlıklarla uğraşmasından sonra düşen formu gol yollarında ciddi sıkıntı yarattı.. Fakat arka sağlam olunca korner, penaltı, karambol falan derken bir şekilde sonuç alınıyor işte.. Xavi ve Iniesta'ya ne desek yetersiz kalır.. Kapladıkları hacim pek bir ufak ama, çok büyükler aslında çok.. Takımlarına bağlılıkları ve birbirlerini kollamaları hele.. Hangi maç ve oyuncu olduğunu hatırlamıyorum ama Camp Nou idi mekan.. Maçın son dakikalarında gençlerden biri girmişti oyuna ve girer girmez çok haksız bir kararla atılmıştı oyundan.. Zaten kopmuş olan oyunda o sırada kulübede olan abiler, başta Xavi olmak üzere öyle bir fırlamışlardı ki sahaya doğru, inanamıştım, mest olmuştum.. Hakeme demediklerini bırakmadılar, pişman ettiler.. Ve o genci öyle bir yüreklendirdiler ki çökmüş omuzlarını görünce.. Hatırlayan varsa detayları ,not geçsin bir zahmet alta ben bulamadım.. Puyol allah.. Çok kişinin tipinden ve hareketlerinden dolayı nefret ettiği Busquets'e duyduğum saygıysa her geçen gün artıyor.. Şu 1 yılda kaydettiği aşama gerçekten inanılmaz.. Barcelona'da büründüğü kilit rol, Yaya'yı gözden düşürmesi, Xavi'yi inanılmaz rahatlatması ve şimdi de takımın bence en önemli parçalarından biri haline gelmesi harika.. Oyun Pique ve Ramos kanadından kurulduğunda onların açığını kapatma rolünü kusursuz yerine getirmesi, ortadan ve soldan gerçekleşen aksiyonlarda belinin adeta 180 dönebilmesi ve zeka dolu tercihleri tüm antipatik halini ve tavrını silmeme neden oluyor beynimde.. O da bu noktadan sonra hem Barcelona'da hem de İspanya milli takımında ilk 11'de 10 seneyi garantilemiştir artık.. Görevi adamı.. Volkan Aydın'la Alper Yılmaz geliyor aklıma ne zaman bu tanımdan bahsetsem :)

Şu Barcelona rüzgarında, ve onun oluşturduğu İspanya saltanatında, kafalarda olan ama bir türlü başarı ve somutluk kazanamayan sistemin herkes tarafından saygı ve takdir görmesini sağlayan, tarihe yazan kişinin de Rijkaard olması nasıl içimi acıtıyor bir bilseniz.. Buradaki aşağılık yorumlar, iğrenç insanlar, ahlaksız futbolcular ve insan topluluğumuzu düşünüyorum.. Küfrediyorum..

Gana'ya zerre üzülmedim.. Afrika'nın en çok şey beklenen temsilcilerini gözönünden silmeleri, genç oyuncularıyla yakaladıkları sinerji ve kıtadaşlarına göre nispeten akıllı oynamalarını, hırslarını vs tabii ki takdir ediyorum.. Ancak senaryo yazsan gerçekleşmeyecek penaltılar ve diğer şans faktörleri karşısında çok olumlu bir takım olan Uruguay'ın elenmesini isteyecek değildim elbette.. Gözyaşı fetişisti yurdum insanları mest oldular doğal olarak Gyan'a.. Bense Suarez'in çıkış tünelindeki tepinmelerine.. Üst noktaları daha çok hakedenler gördü yarı finali ve oyun olarak hakettikleri 3.lüğü alamadan döndüler..

Tarihe geçen, unutulmazlar arasına giren bir dolu maç ve enstantane oldu ki bundan herkes büyük mutluluk duyuyor kesinlikle.. Gözleri aşina ederiz artık uzun süre boyunca bu detayları izleyerek..

Forlan haketti en büyük olmayı.. Maradona yanlış yaptı.. Japon hakem bütün ırkçıların eleştirilerine rağmen 1 numaraydı gözümde.. Özil çok zeki.. Gerçek lider Sneijder.. En çok zevk veren Şili.. En "oh" İsviçre.. En pislik Kaka.. Takdir Yeni Zelanda'ya ve tüm uzakdoğu ülkelerine..

Bir anda da gelmiyor akla detaylar.. Sonuç olarak beklediğimize fazlasıyla değdi ve zihinlerimize kazındı, mutluyuz..

Tarih, olması gerektiği gibi yazıldı..

Sizi de yirim; Sıra en büyük sınavda.. Jose'de..

8 Temmuz 2010 Perşembe

Mideliler #1


Jessica Alba & Cash Warren


Mira Sorvino & Christopher Backus


Maggie Gyllenhaal & Peter Sarsgaard


Naomi Watts & Liev Schreiber


Jennifer Connelly & Paul Bettany


Penelope Cruz & Javier Bardem


Nina Dobrev & Ian Somerhalder


Rachel Bilson & Hayden Christensen

---

Midesizler serisinden çok daha fazla moral bozucu oldu bu.. Yukarı bakmaktayım..

3 Temmuz 2010 Cumartesi

0

0'ın karesi 0'dır.. 0 numara kafaya sahipsen ya kanser falansındır, ya da kelini gizlemek için kazıtıyorsundur her gün.. Eski tvlerdeki 0. kanallar daima karanlıktır, boşluktur.. Hiçbir fikrin olmadığı dersin sınavına girdiğinde birkaç hafta sonra açıklanacak notun 0'dır yine.. Yegane etkin diğerlerine çan eğrisinde avantaj yaratmak olmuştur.. Apartman girişindeki zillerde daire kutucuğunda numaran yoksa bu görevli olduğun anlamına gelir; yani hayat sana iki ekmek bir sütü layık görmüştür ve 0'sındır.. 0'ı 8'le çarptığında yok eder 0'ı.. Uvv yok edici etki.. İndirdiğin video açılmadığında süre kısmında görünen rakamların tümü 0'dır, dudağın bükülür.. Küçücük ve savunmasız kaldığın, bir kez daha dağıldığın, bağırsan da sesinin sesinin çıkmadığı anlarda kafanı saate çevirdiğinde göreceğin ilk rakam 0'dır.. 0, olmayandır.. En fazla, ezilip de farkına varılmayan bir karıncadır.. Dokunduğunu sandığının yüzünü dahi çevirmemesidir.. 0'a etkisiz eleman denir beynimize senelerce çakılan anlatımlarda.. Diğer tüm sayıların kasıtlı kasıtsız yıkıp geçtikleridir 0.. Parçaları dört bir yana saçılandır.. Asla son olmayacağı bilinerek idareten toplanandır.. 0..

2 Temmuz 2010 Cuma

Dünya Kupası Laklakları #4


Eveet.. Dünya Kupası başlıyor.. Hafif sürpriz olan takımlar da elendi sayılır ve artık söz büyüklerde.. Kontrol futbolu yine bırakılmayacak illa ki ama sonuçta bu kontrolü sağlayan adamlar da büyük futbolcular olacak, buradan yırtabiliriz yani biraz.. Murphy Yasaları ışığında Arjantin-Almanya ve Paraguay-İspanya maçını kaçıracak olmamı not düşeyim buraya içiniz açılsın..

ABD-Gana-Güney Kore'yi düşündüğümde çok daha fazla istiyordum Uruguay'ın yarı finalde yer almasını.. Çoğunluğun aksine Gana'yı ilk turda hiç beğenmemiş ve ısınamamış olmam bunda elbette ki bir etken.. Kupanın bugüne kadarki en şanslı takımlar bence Arjantin'le beraber.. Kişisel performansları kuşkusuz çok parlak.. Genç ve dinamik oluşları önemli bir artı.. Ama futbol aklı denen şey fazlasıyla eksik ve bu beni çok soğutuyor.. Uruguay, Güney Kore karşısında öne geçtikten sonra biraz sallandı ama bunu ben diğer uzakdoğu takımları gibi G.Kore'nin de bitmek tükenmek bilmeyen insanüstü enerjilerine bağlıyorum.. Afallamak normal yani biraz.. Gana'yı geçerlerse büyükler karşısında alıştığımız denge futbolunun en doğru şeklini rahatlıkla görürüz.. Saldır Lugano..! :D Yarı finalde elensinler aman diyim :)

Kupanın hafızalardan silinmeyecek ilk maçı Almanya-İngiltere idi.. Kalbimiz İngiltere'de olsa da mantık Almanya'nın geçmesi gerektiğini söylüyordu, öyle de oldu.. 2 dakika içinde coşan İngiltere'nin o golü verilseydi de Almanya'nın ne yapıp edip tekrar üstünlüğü sağlayacağı çok belliydi.. Futbolun gelişimiyle birlikte kanat oyuncularının ne kadar önemli bir konuma geldiği de iyice anlaşılmış oldu İngiltere'nin düştüğü durumla.. Milner-Gerrard-Lampard-Barry dörtlüsünden böylesine yerlerde sürürnen bir performans çıkmasının başka açıklaması yok.. Walcott'un alınmaması skandaldı, bunu diyenleri de haklı çıkarttı.. İç adamlarını kanada devşirmekle falan olmuyor işte.. Adları Gerrard ya da Milner olsa bile aşı tutmayabiliyor.. Rooney'nin ligde yaşadığı sakatlık sonrasında bir türlü kendini bulamaması da çöküşte büyük etken.. Üzüldüğüm asıl noktaysa Terry-Gerrard-Lampard jenerasyonunun en büyük fırsatı kaçırmış olmaları.. Futbol anavatanına dönemedi sonuç olarak..

Arjantin-Almanya eşleşmesinde favorim Almanya'dır.. Arjantin'in ileri ucu malumunuz muhteşem ama her maçta hakem hataları bu kadar lehinize olmaz ve şans golleri bulamazsınız.. Alaarm alaarm diye bağıran defansları turnuvadaki en iyi çalışılmış hücum organizasyonlarını yapan Almanya karşısında min 2 gol yedirir diyorum.. Klose'ye(12) Ronaldo'yu(15) geçirtmesinler de.. Ama milli takımda en sonunda kendisini bulan Messi'yi, ben insan değilim dedirtircesine efor sarfeden Tevez'i ve Tanju'yu, aman Higuain'i unutmamak gerekir.. Bir dramatik maç sonunda da Almanya elenir mi bu sefer dersin..? Kalbim Arjantin diyor.. Aklım Almanya..

Hollanda ilk kez bu kadar sağlam gözüktü büyük turnuvalarda.. Keza Brezilya da.. En ilginç eşleşme bu aslında.. Zevk açısından dağ fare doğurabilir mi..? Belki.. Bu maçta Van Persie'nin kesinlikle yedeğe çekilmesi taraftarıyım.. Çıkardığı sorunlar bir yana çok sağlam Brezilya defansında kaybolacak büyük ihtimal.. Yamulursam yerim afiyetle napalım.. Huntelaar bu maçta oynamayacak da ne zaman oynayacak.. Van der Vaart bu cılızlığıyla bu maçta geri dursun.. Kaka da artık bir zahmet işine baksın.. Nefret öğesi zaten benim için ama takımın kaderi de o'nun elinde.. Normal süre berabere diyorum.. Abartıyorum 2-2..

İspanya bu gazla Paraguay'ı yer artık.. Stresi attılar üzerlerinden ve teknik taktikten öte en önemlisi de buydu.. Portekiz cephesindeyse Ronaldo yine linç ediliyor ama ben bir Messi'ci olmama ve o'nu sevmememe rağmen yine çok üzüldüm.. Millet yine itin götüne soktu deli gibi.. İnsanlar nasıl bu kadar kör ve gerzek olabiliyor inanamıyorum.. Tipini sevme, tavrına küfret falan tamam da futbolculuğunu bu kadar aşağılama cüretini nereden buluyorlar yahu.. Adam Manu'da Beckham sonrası boşlukta inanılmaz bir yükün altına girdi ve hem Mourinho'nun hükümdarlığına son verdi EPL'de hem de 3 sene üstüste şampiyon yaptı takımını.. E sonra Real Madrid'e geldi.. Normalde Barcelona'nın min 15 20 puan gerisinde kalması gereken takımı tek başına son haftaya kadar yarışa tuttu.. Rooney-Higuain vs demesin kimse, başrol daima Ronaldo'ydu.. Portekiz'de sıçtı evet.. Biz de görüyoruz kör değiliz ama şu dümdüz kadro varken ne bekliyorsunuz ki..? Bu düzlük yetmiyormuş gibi üstüne de 7-8 defans adamıyla çıkıp Ronaldo'yu tek başına ileride bırakmak neyin nesi peki..? Simao'ymuş Deco'ymuş falan isimlere çok odaklanıyor herkes.. Portekiz çok yetersiz ve manasız bir takım ve bütün yükün Ronaldo'da olması o'nu fazlasıyla çaresiz kılıyor.. Sonuç..? Linç.. Yazık..

Hayallerdeki Brezilya-Arjantin finaline pek ihtimal vermiyorum.. Arjantin'in hem Almanya hem İspanya'yı geçmesi.. Zanetti-Cambiasso tecrübesi ve sağlamlığı olsaydı belki..

Bitiyor ya resmen..! Kalacağız öyle mal gibi.. Turkcel süper ligg, artık başlasınn..!

1 Temmuz 2010 Perşembe

Garage Olimpo


76-82 yılları arasında Arjantin'de tarihin en acımasız cuntası kabul edilen yönetimin, kendi insanlarını nasl parça parça yok ettiklerinin sarsıcı anlatımı Garage Olimpo..

Türlü yapımlarda genelde sadece fiziksel kısmına odaklanılan ve fazla yer kaplamayan bir yan öğe olarak gösterilirken işkence; bu filmin yegane sürükleyicisi.. Yakalanma-sorgu-işkence-hapis-ölüm çizgisinin ne denli rutine bağladığı olanca çıplaklığıyla çarpılıyor yüze.. Kaderine razı olmanın, dışarıda kalan yaşamlarının ve yakınlarının işkence sürecine nasıl dahil edildiği ve bu dahlin işkence görene yansımaları çarpıcılıktan öte bir düzeye erişmiş.. Güce tapmanın ve onu kendi yararına kullanmanın ırkı, rengi, dili yok.. Ülkemizde ne kadar unutturulmaya çalışılsa da bilen biliyor nelerin yaşandığını.. Bu bağı kurmak fazlasıyla yakıcı.. Zaten anlatılanların da tamamen gerçek oluşu filmin izleyende bıraktığı etkiyi fazlasıyla açıklıyor..

Garage Olimpo, karakterlerin insanlıktan çıkmış kişilerce itinayla ölüme doğru itilmesini anlatırken onların insani duygularını koruyabildiklerine ve içlerindeki yitmemiş çocuğa, tükenmemiş umuda, yaşam sevgisine sıkı sıkı sarılabildiklerine harika vurgular yapıyor.. Cehennemi anbean yaşayıp da temiz havayı soluyanın yaptığı ilk işin bir salıncak bulup usul usul sallanmak olabildiğini haykırıyor.. İnsan olabilmeyi.. Huzuru..

8
Related Posts with Thumbnails