30 Haziran 2010 Çarşamba

Lilja 4-Ever


Tarafımca 73 kez ertelenmesine rağmen adının ısrarla beynime çakılmasından sonra bir kez daha ertelemeye razı gelmediğim acı-ekşi bir film oldu Lilja 4-Ever..

Yalnızlık, hayal kırıklığı, umutsuzluk, kimsenin en sevdiği olamamak, çaresizlik gibi bir yığın acı tanımında boğulurken Lilja'nın hikayesi fazla geldi.. İnsan kendine odaklanırken çoğu kez, dışarı bakamıyor.. Bakıp da farkındalık denen şeyle yüz yüze kaldığındaysa, hayatta her zaman daha kötüsünün mümkün olduğunu düşünüp şükretmek gibi değil de daha kötü olanla hala karşılaşmadığını öngörüp korkulara daha bir teslim olmak gibi bir ruh haline sıkışıyor.. Benliğe en uzak ve alakasız gibi görünen senaryoyla bile kişiliğin ve kalbin birçok kez örtüşüyor oluşu da korkuyu çok daha güçlü kılıyor; hayattan korkmayı en derininden yaşatıyor..

Doğallık dedim durdum bunca zaman film postlarında.. Naçizane fikirler de genel de bunun üstüne kuruldu.. Vazgeçmem de mümkün değil.. En çok önem verdiğim nokta sonuçta.. Bu film de bunu olabilecek en iyi şekilde başarıyor.. İngilizce olmayan filmlere zaten bir sempatim varken bir de mekan ve konuyu doğu bloku ülkeleri üstüne kuran filmler çok başka anlamlar kazanıyor benim için.. Canları çekilmiş, sömürülmüş, tüketilmiş insanların doldurduğu caddeler, binalar, bahçeler herhangi bir senaryoya ihtiyaç olmaksızın sonsuz düşüncelerle doldurabiliyor beyni.. Sayfalarca yazdırabilir o her tarafı buram buram acı kokan kasvetli görüntüler.. Soluk doğan güneşe uyanan kişinin, soluk evinde güne hazırlandığı; soluk apartmanından dışarı çıkıp soluk caddelerde dolandığı; soluk işine ve okuluna gidip soluk günbatımında soluk evine dönmesi.. Anlatılmak istenenin, verilmek istenen duygunun herhangi bir eklemeye başvurulmadan en yalın haliyle izleyene sunulması.. Çok değerli..

10

Üst paragrafta o ortamlardan, mekanlardan, konulardan bahsetmişken aşağıdaki filmlerden bahsetmemek olmaz.. Bunu beğenen onları da beğenir diyerek garantimi vereyim.. Yalnız 3 filmin de kadın odaklı olması tesadüf olamaz galiba.. Neyse, her ruhun şerefsizi vardır zaten, aşağıda da bahsedeğim üzere.. Beğenmeyene parası(ya da kotası) iade..

4 luni, 3 saptamâni si 2 zile
Grbavica

italikler spoiler..

Böylesi bıçaksırtı konuları ele alıp da kesinlikle cinsiyet ayrımı gütmeden kalp denen şeye odaklanan filmlere bayıldığımı söylesem..? Sadece ve sadece bir tarafta bulunduğu için genelleme terörüyle kişiliği sıfıra indirgenen insanların işgal ettiği bir dünyada böylesine cesur olmak çok önemli.. Lilja'yı, götü sıkıştığında zerre düşünmeden satan ve çöküşünün belki de en önemli hamlesini yapan en yakın arkadaşı Natasha'yla, yine o'nu çöküşün son evresinde elleriyle karanlığa iten Andrei'nin ne farkı var..? Kötülük.. Tek ortak nokta.. Daha doğrusu kötülüğü içlerine sindirmiş ve kabullenmiş olanlar demeli.. Daha dün birisinin "Hitler kötü mü doğdu..? O da bebekti lan.." dediğini ve ne kadar haklı olduğunu düşünürsek olayın idrak denen şeyin gelişimi tamamlandıktan sonraki bölümüne bakmamız gerektiğini söyleyebilirim..

Kötülüğü sindirmek.. Daha geçenlerde bir postta bahsettim linç kültüründen.. Lilja'yı, sırf onlar gibi olmadığı için itip kakan ve hakaretler yağdıran ergen grubunu gördüğüm daha ilk anlarda "Orospulukla suçlayıp eziyorsunuz ama elinizde fırsat olsa hepiniz birden sikersiniz şerefsizler" demiştim ki bu linç kültürünün, fırsatçılığın, sik çağının kanıtı sunuldu bana fazla vakit geçmeden..

Lilja iyi bir insan.. Herkes gibi olamayan birçok iyi insanın başına geldiği gibi o da toplum tarafından anormallikle, annesi tarafından sorunlu olmakla, yaşıtları tarafından delilikle suçlanıyor.. O ise huzurunu kaybedeceğini hissettiği bütün anlarda küçücük hayal dünyasına kaçışta buluyor çözümü ve duasını ediyor yukarılara.. Umudunun kaybolmasına asla izin vermemeye çalışıyor.. Başaşağı gidiş aşamalarının hiçbirinde bundan vazgeçememesi de beni mahveden belki de en önemli şey oluyor.. En sonunda inandığı değerleri duvara fırlatarak kırması, hayatından defetmesiyle hayranlığım bir kat daha artıyor ve o'nun toplumun olanca itaatkar köpekleri tarafından güçsüzlükle itham edilecek duruşu benim için asla ulaşamayacağımı hissettiğim bir güç gösterisine dönüşüyor.. Kızıp, debelenip, çıldırmaktan ziyade yine kalbini takip ediyor.. Gün gün içinden çekilen saf duygularını, sevgisini en zor anlarda bile hakedene vermeye hazır Lilja.. Kendisini o'na teslim eden Volodya'yı yürekten sevebilmesi ve sahiplenmesi aslında kötülüğün eş anlamlısı Dünya'ya yapılan bir gider, bir başkaldırı.. Bozulmamayı seçerek, dünya hayatının ötesinde kendisini beklediğini hayal ettiği Volodya'yı düşünerek, yukarıya "sen kovmuyorsun ben gidiyorum lan" diyip son noktayı koyuyor..

Ve korkutuyor yine.. Gerçeğe döndürüyor.. İki noktadan sonra üçüncüsünün ne zaman geleceğini kestiremeyeni, o gücü kendinde bulamayacağını adı gibi bileni, her şeyden korumaya çalıştığı sevgisini sonunu düşünmeden bütün benliğiyle başkalarına verip de deli gibi korkanları korkutuyor.. Lilja daima.. Korkan ise asla..

Grbavica


Sırp gerginliğinin! izlerinin hiçbir zaman silinemeyeceği Saraybosna'da, yaşanılan olanca felaketin ve travmanın bir anne ve kız üzerinden genişletilerek harika anlatıldığı bir sanat eseri Gırbavitsa..

Savaşın milyonlarca zayiinden biri olan baba.. O'nu hiç tanımamış kızı Sara.. Sara'yı tek başına büyütmeye çalışan Esma.. Bütün yaşamsal fonksiyonları dibe vurmuş olan ve varlığı sadece havanın aydınlanıp kararmasıyla, bir nevi nefes almasıyla hissedilebilen Grbavica'da anne ve kızın, bir yandan evin temel direğinin eksikliği nedeniyle içinde bulundukları çıkmazlar ve dile dökülmemiş sorunlarla uğraşması, bir yandan da hayatlarını sürdürmeye, geçinmeye çalışmaları.. Tek bir bakışıyla insanı oturduğu yere çivileyebilen Mirjana Karanovic ve büyülü genç Luna Mijovic'in muhteşem oyunculuklarıyla süsledikleri bir dram.. En sertinden tokat..

Savaşın ve yıkıntılarının hayatın bu denli göbeğinde barınıyor oluşu.. Her an ortaya çıkabilecek nitelikte, yok olmamacasına saklanabilmesi.. Vücuttaki koca, kalıcı bir kütle.. Yara.. Oturduğu yerden izleyen bizlere çok uzak.. Ama filmin herhangi bir sahnesinde karakter sokakta yürürken arkadaki binada görünen seri kurşun izleri.. Grbavica o izlerdir.. Ve artık o izleri farkedemeyecek kadar, o her bir tarafı adeta mezar olan evlere, sokaklara, caddelere alışkın, yürüyen ceset olan insanlarıdır..

8

28 Haziran 2010 Pazartesi

Non Pensarci


2007 İtalya yapımı filmin haliyle daha rahat anlaşılabilecek adı "Don't Think About It".. Dramatize sahnelerden uzak ve de herhangi bir yavanlığa rastlanılmayacak bir yapıya sahip olması filmi son derece yalın kılıyor.. Ülkeler arası kültür farklılıklarımızı rahatlıkla bir kenara bırakabilirim bu filmi "senden, benden, bizden, hepimizden" diye tanımlarken.. Hayatın her anında ve alanında baş gösterebilecek, belki toplum nazarında küçük fakat hususi aile olgusu içinde çok büyük etki yaratabilecek sorunlar beyazperdeye saflıktan kesinlikle taviz verilmeden kusursuzca aktarılıyor.. "Yok artık"ların ardı arkası kesilmezken film boyunca, en iddialı komedi filmlerinde atılmayacak kahkahaların kralını attırabiliyor.. Doğallığın üst sınırında gezinen oyunculuklar, harika diyaloglar, hikayenin herkese dokunabilecek hem basit hem karmaşık örgüsü filmi anlatmak için yeterli cümleler aslında.. Hasta baba, sorumsuz küçük oğlan, basiretsiz büyük oğlan, lezbiyen kız vs diye gider ve buradan da böylesine güzel bir film çıkarır ekip.. Farklılık isteyenlere, yeni, lezzetli, gizemli olanın tadını keşfetmek isteyenlere gelsin Non Pensarci..

8

26 Haziran 2010 Cumartesi

Ziyan - Hakan Günday


Adını ve eserlerini çok sık duyduğum fakat bir türlü tanışamamış olduğum Hakan Günday'la nihayet tanışmış oldum bu vesile* ile..

Uzunca bir süredir kitaplardan uzak kaldıktan sonra galiba en iyi dönüş seçeneği de Ziyan gibi birşey olabilirdi.. Çok ağır bir darbe Ziyan.. Bir tokattan çok daha ötesi.. Mantığımızın bildiği fakat kalbimizin reddettiği bir çok gerçeği kafamıza kafamıza çakıyor.. Herhangi bir tarafa en ufak bir sapma göstermediği gibi taraf denilen tek şeyin kendi zihni, zihinlerimiz olduğunu açıkça gösteriyor.. Müthiş hayal dünyasıyla tüm okuyucuların, kafalarındaki spot ışıklarını sadece ve sadece kendilerine çevirmelerini sağlıyor.. Cesaretiyle şaşırtıyor, büyülüyor..

Buram buram erkek kokuyor bu roman aslında ilk bakışta.. Sayısız kez "amına koyulması" ve "sikilmesi" belki çok kişiye burun büktürebilir ancak görüp göreceğim en cesur ve gerçekçi kadın odaklı cümleler de yine bu romanda.. Birçok zıtlığı ve birbirinden alakasız konuyu bu denli iyi bağlanmış bir kurguda yazıya dökebilmek nasıl bir zekanın ürünüdür iyi düşünülmeli.. Kendi adıma tek küçük tatminsizliğim finalinin biraz paldır küldür gelmiş olmasıdır fakat bu, söz konusu finalin yapıya muhteşem işlendiği ve oturtulduğu gerçeğini gözardı etmeme engel değildir.. Aynı, zehir gibi kafanın bir tercihidir sonuçta diyip saygı duymak lazım..

Kinyas ve Kayra için Ezel, ekşisözlük, Ziyan, vesile* gibi referanslar var ki bu o kitabı "ölmeden önce okunacaklar" listesine kafadan sokuyor haliyle.. Ama tamamen dağılmış konsantrasyon, sabit duramama, beyinde gangbang yapan filler vs nedeniyle ne zaman kavuşacağız bilinmez..

*: uzun zaman sonra ilk kurşunu attırabilmeyi başaran atmospheretic'e +rep..

Dünya Kupası Laklakları #3


Gruplar bitti.. İlk maçların sona ermesiyle seyir zevki artsa da kısmen, geneli rezalet maç anlatımları, Ömer Üründül faktörü, sıcaklar derken biraz aşırı yükleme oldu.. Neyse ki artık daha rahatız ve daha bir konsantre izleyebileceğiz maçları..

Bu tür şampiyonalarda çok çok önemli bir etken olan ekip inancının nelere kadir olduğunu bir kez daha gördük.. Futbol takımından başka her şeye benzeyen Fransa'nın gruptan çıkamaması kesinlikle sürpriz değildi.. Ben gol atmalarına bile şaşırdım.. Güney Afrika'nın düz futbolu da onlara sonuç getirmeyince dileğim olan Uruguay-Meksika çifti gruptan çıkmış oldu, güzel oldu..

Arjantin en kolay gruptaydı ve asıl sınav bundan sonrası.. Meksika maçı üç ihtimale de açık bence.. Meksika en az iki gol bulmazsa işleri çok zor.. Dağınık defansları en üst düzeyde alarm veriyor ama dengesiz ileri uçları sayesinde bir sürpriz gerçekleştirmeleri ihtimali benim nazarımda sürpriz değil pek.. Üst olur diyorum :) Ve de Messi katı ve boğucu Yunan, Güney Kore ve Nijerya defanslarından sonra Meksika'yı kesinlikle affetmez.. Sorun teşkil eden de zaten geri dörtlü.. Maçın zevkli olacağı kesin her şeyden önce.. Turnuvanın ne yaptığını en çok bilen takımı Uruguay Lugano'ya rağmen geçmeli turu.. Renk katıyorlar ve yarı final yapmaları çok olası.. ABD-Gana galibiyle karşılaşacaklar ki böyle bir şans 40 sene daha gelmez.. Suarez İspanya'da iş yapar yeğen.. Valencia duy sesimi..

ABD ülkenin tek sempati duyulası öğesi diyorlar sağda solda ve haksız da sayılmazlar.. Zerre hazzetmediğim Gana karşısında çok büyük destekçileriyim fakat bu maç uzar diyorum.. Kıran kırana geçer ve "yalçın ne maç oluyo be" dedirtir.. Slovenya'nın saha içinde yıkılışını göstermeyen TRT'ye ananızı diyorum..

İngiltere-Almanya maçı beklentilerin aksine zevk vermeyecek bence.. Elbette heyecan hat safhada olacak ama normal süre beraberlik kokuyor.. Ve alışılanın aksine penaltılarla turu geçecek olan İngiltere olacak gibime geliyor.. İçime doğdu naparsın.. Feci dramatik olur ama.. Lampard Gerrard Rooney gibi isimlerin bu kadar silik olmaması lazım tabii.. O çok küfredilen ve futbol camiasındaki yegane ahlaksız oymuşçasınca üstüne oynanan Terry'nin çabasından feyzalsınlar biraz.. Walcott'ı almayan Capello'ya da ne desem boş.. Şu sağlam beklerin önüne uygun adamları koyamayıp orayı tek kelimeyle tıkayan Capello.. Milner her maç öyle yardıramaz kanatta..

Hollanda yere hiç olmadığı kadar sağlam basıyor fakat bir sonraki turdaki Brezilya tehlikesi çok büyük şanssızlık.. Japonya'ya sıfır çekerler demiştim ama Kamerun'un silikliği ve Danimarka'nın efektif olamaması bir anda öne fırlattı onları.. Nakata'dan sonra yeni ve daha üretken bir lider(Honda) çıkarabilmeleri en önemli artıları.. Bu uzakdoğuluların tez konusu olması gereken hırs ve çabalarıysa hemen arkasından gelir.. Ortada gözüküyor Paraguay'la olan eşleşmeleri.. İspanya-Portekiz galibi karşısındaysa şansları olduğunu düşünmüyorum.. Gönül tüm süperstarları en az yarı final yaparken görmek istese de Ronaldo adına üzgünüm.. İspanya daha yukarılara çıkmalı..

Almanya-İngiltere galibi Arjantin-Meksika galibiyle karşılaşacak.. Aman sabahlar olmasın.. Erken çeyrek finaller bizleri bekliyor.. Ve sanırım Tansu Polatkan'dan kurtulduk grup maçları bittiğinden dolayı.. Chuck "Yessss"i..

"İki büyük takım seçeceksin kupadan ve ilk turda elenecekler.. Seç ulan..!" deseler Fransa ve İtalya derdim kesin.. Şeker gibi oldu bu sonuçlar.. Başta Terim olmak üzere burada bulunmamamıza neden olan herkese en ağır sevgi güzellemelerimi gönderiyorum.. Sağolun varolun.. Yine önümüze gelene çakabileceğimiz bir turnuvayı evimizden izliyoruz.. Daha doğrusu sadece bizler izliyoruz.. Zerre iş ahlakı sahibi olduklarını düşünmediğim milli takım topçularıysa maçları izlemiyor bile.. Volkan'ın geçen günkü demeci bu yöndeydi.. E her gün spor kanallarında takım ayırt etmeksizin tüm bu oyuncuların Ege kıyılarında keyif çattığını görüyoruz.. Müneccim olmaya gerek yok dünya futbolunun bu adamların skinde olmadığını anlamak için.. Yüzde 95'i ipimle kuşağım ipimle kuşağım modunda takılıyor işte.. Bir gün umarım şu yabancı sınırı kalkar da alayının kıçı tutuşur.. ccc yabancı sporcular ccc..

Harika geçtiğini duyduğum ve ne hikmetse izleyemediğim Brezilya-Portekiz maçı içinse birilerine ayrıca selamlar.. (selam çakmak)

Tarihe not düşmeye devam..

22 Haziran 2010 Salı

Ezel'i Yoksaymaya Meylediyormuşsun, Etme..!


Ne desem ki artık.. Seneler boyu rezilliğimizden dem vurup durduk, kendimizi aşağıladık, el oğluyla kıyasa girip üzüldük, utandık.. Tüm bu tabuları gün gün yıkıyor Ezel.. Türkiye'de yapılmış en kaliteli televizyon işi diyeceğim ama bu bile Ezel'in gerçek değerini verememek olacak.. O hasta olduğumuz tonla yabancı diziyi mi kurtarırım denize düşseler, yoksa Ezel'i mi.. hiç düşünmeden Ezel'i tabii.. Öyle türk işi bir yapım olması falan değil umrumda olan.. Zaten bir önceki postu okuyanlar anlar tavrımızı.. "Mesele" kaliteli olana hakkını vermek.. Gerzek gerzek önyargılara yenik düşüp izlememe inadını sürdürmek değil.. 1 Numara dediğimiz, efsane dediğimiz, en büyük dediğimiz Ezel 6-7-8 civarındaki reytinglerle güç bela geçiyor Türk Malı'nı.. İsim de pek ironik.. İnsanlar kafaları basmadığı için, zekaları yetmediği için izlemiyor bu diziyi.. Ne demeli.. Nasıl küfretmeli..


Evet, bu diziyi apaçi diye adlandırdığımız iğrenç insanlar da izliyor.. avm önlerine çömelip karı kesen, toplu taşımada kurban arayan, facebook'a karanlık ortamda güneş gözlüğüyle çekişmiş fotoğraflarını koyan ve en sevdiği şarkıcı yusuf güney murat boz falan olan, aşk böcüğü kıvamında ortalarda gezen kızlar da izliyor.. 70 çeşit örnekle tanımlayabileceğimiz tiplerin tekelinde gibi görünüyor dışarıdan Ezel.. Ama bana ne..! Size ne..! Deli Yürek kıro, Kurtlar Vadisi kıro, şiir gördün kıro, Kenan gördün kıro, özlü söz kıro.. Bitmez ki bu.. Monte Cristo kontu kıro, Oscar Wilde kıro, Divan-ı Kebir kıro, Kinyas ve Kayra kıro, Shakespeare kıro, Suç ve Ceza kıro, Nazım Hikmet kıro.. Ya ben lan neyse.. Sevmediğin kesimlerin de izlediği birşeyi izlemek seni de onlardan kılmaz ki.. Rahat olunsa.. O, her konu için başvurduğumuz ekşi'de bile bi bölüm sonrası 300 entry giriliyorsa bunların 270 tanesi hiçbir bok anlamadan salak salak yazılmış olanlar.. Seneler boyu her haltı klişe diye bir kalemde silenler bu, kimsenin her şeyi net olarak anlamadığı eşsiz kurguya sahip dizinin üstünü neden çizer..? Anlamak güç..


Nefretimi günden güne arttıran ülkemde gurur duyabileceğim bir elin parmağı öğeden biri Ezel.. Keşke bütün dünyaya tanıtma fırsatımız olsa.. Kafalarına vura vura izletsek.. Doğal olarak herkesin götü düşse.. Bölüm bölüm ayırmak çok yanlış aslında da şu sezon finali gibi bir bölümün 10da1i kalitesine bir daha yaklaşılabilecek mi acaba diye de soruyorum kendime.. Offfflamak falan yetmez.. Bu dizinin hakettiği saygıyı göremediği her gün kurulacak böyle hayaller maalesef.. Şu 1 sene içinde umarım ölmem diyorum.. Bitene kadar yaşayayım.. Gerisi tırt.. Yapılmış, yapılabilecek en şahane işe canlı canlı tanık olayım sonuna kadar.. Yazılacak çok şey var da eziyet olmasın izlemeyenlere..! Eski postlarda da meramımız mevcut zaten.. İzlemeyenin.... diyorum ve bitiriyorum..

Büyüksünüz

Boşver Abi'nin Ezel Haykırışı
Kıro Ezel..
Bilme, Öğrenme, Aşağıla, Küçümse, Burun Kıvır, Götün Havada Gez = Elitizm

Kıro dizi Ezel'i koruma ve yaşatma derneği üyesi kıro Barakuda..

21 Haziran 2010 Pazartesi

Ahlak Abidesi Türk İnsanı..

Bizim toplumda beni delirten en önemli şeylerden biridir herkesin onurlu, şerefli, müthiş insan geçiniyor oluşu..

Dün Keita'nın Kaka'yı attırırken yaptığı hareketle bir kez daha gündemime oturdu bu durum.. Joker'le muhabbetlerde Keita'dan bahsederken ettiğimiz küfürün haddi hesabı yoktur.. Futbolunu bizim kadar eleştiren kişi sayısı ülke sınırlarımız içerisinde 10'u 20'yi geçmez.. Bunları baştan diyeyim de takımcılık yapıyorsun subjektifsin falan demesin kimse.. Kadıköy'de Fenerbahçe'yi ciddi biçimde hapsetmişken takımı mahvetmesi ve tonla oyun dışı icraatı o'nun kişiliğine sövmek için yeterlidir.. Dün maçı hakemle beraber çığırından çıkaran efendi insan! Kaka'yı attırması içimin yağlarını eritti deli gibi Brezilya'yı tutmama rağmen.. O pozisyon için de kesinlikle doğru olduğunu düşünüyorum o hareketin.. Biri sana geçiriyorsa bam diye, bunu hakemin yanına gidip bana vurdu diyerek gösteremezsin, rüzgarı arkana alman gerekir.. Nasıl ki penaltı pozisyonlarının çoğunda oyuncular istemdışı yere düşmelerini sağlayan darbeler almıyor fakat hakeme darbeyi gösterebilmek açısından kendilerini yere bırakıyorsa bu da aynı hesaptır.. Ama o benim için hala zararı faydasından çok olan birisidir ve 30'una yaklaşan bir adamın bu saatten sonra değişemeyeceğini düşünürsek sövmeye de devam edeceğimizi söyleyebilirim.. İşte bu noktada asla ve asla "Keita Galatasaray'a yakışmıyor" demem.. Bu tam anlamıyla bir saçmalıktır ve ikiyüzlülüktür.. Kewell'ın sakatlık olayı hala açığa kavuşmamış ve şüpheler beyinlerden silinmemişken, Arda seneler boyu yabancı düşmanlığı yapmış ve ikinci yarıda kendisini zerre kasmamışken, Servet sorun üstüne sorun yaratmaya çalışıp şark kurnazlığı yaparken vs. Galatasaray'a çok yakışıyorlar, Keita yakışmıyor ha..? Oldu.. Futbol camiasının %99'u zaten namussuzun önde gideniyken bu tarz değerlendirmeler riyakarlıktan başka birşey değil..

Biz linçi çok severiz.. Başkalarını şerefsiz, ahlaksız, adi yaparken kendimizin mükemmel olduğunu varsayarız.. Siirt'te yakın zamanda olanlar ortada.. Ülkeden siktir olup gitmek için en kral nedenlerden birisidir o utanç süreci.. Kurtlar Vadisi zamanında diziye öyle bir yüklendi ki medya sanki bu ülkede ilk o zamanlar türedi emanetle okula giden liseli gençler.. Önceden arabalarda da levyeler taşınmıyordu zaten.. Aşk-ı Memnu bozdu Türk halkının ahlakını değil mi..? Milyonlarca akraba evliliği yapılmamıştı bu ülkede bugüne kadar, hepsi uydurmaydı..? Geçmişte Ali Kırca'ya, kısa süre önce Baykal'a kızan erkeklerin büyük bölümü sanki o fırsat ellerine geçse indirmeyecekler donlarını.. Kendilerinden başka herkesi orospu diye yaftalayan kadınların çoğu tipleri ve yürekleri yeterli olsa eğilmeyecekler sanki önlerine gelene.. Taksici önüne geleni kazıklamaya çalışır, herhangi bir kuyrukta en elit ve okumuş geçineni bile ne kaynaklar yapar, centilmenlikten çatlayacak gibi gerinenler otobüslerde falan yer kapmak için ayı kostümlerini giyerler kimseyi iplemezler.. vsvsvs..

Müthiş bir ülkeyiz biz.. Halkımız muhteşem.. Çok derim; Atatürk fena sıkmış zamanında bizleri zeki çalışkan falan diye yücelterek.. Başından beri de biliyordu bizim ne mal olduğumuzu eminim.. O'nun şanssızlığı bu topraklarda doğması.. Bizse kullanamadık bu şansı.. Vatanı el birliğiyle batırırız biz.. Evimize kadar gelip kadınlarımıza tecavüz eder bebeklerimizi öldürürler.. Sonra comeback kings olarak bir anda coşarız, kovarız herkesi ve kendimizi överiz deli gibi..! O noktaya nasıl gelindi kimse birbirine sormaz veya düşünmez.. Böyle devam.. Keita piç, Arda kral.. Bilica hayvan Lugano insan.. Bihter orospu Behlül orospu çocuğu.. Ronaldo kaka Messi şeker.. Ama hepimiz kusursuzuz, erdemliyiz, ahlak abidesiyiz..! siktir lan..

18 Haziran 2010 Cuma

Dünya Kupası Laklakları #2


İlk kez ciddi derecede artış gösteren tepkilere rağmen sanki gitgide artıyor Ömer Üründül ve kalitesiz trt spikerleri çilesi.. Bener Onar'ın hislerim(iz)e tercüman olan yazısına jet hızıyla gelen Gürcan Bilgiç tepkisi bu işlerden kolayca para kazanan kişilerin yeri geldiğinde nasıl da tutuşup saldırganlaştıklarını net biçimde ortaya koyuyor.. Zehirli kafalar, tembel popolar, ahlak yoksunu tavırlar vs etkin spor medyasında.. Gerçi sporla sınırlandırmak da abes ama ne gelir elden.. Vuvuzelalar da ilk maçlara göre epey yitirdi etkisini.. Güzel..

Cehennem azabı gibi(gittim gördüm yendim) ilk maçlardan sonra ikinci maçların kağıt üstünde en sıkıcı geçecek gibi görünenleri bile belli bir heyecan vadediyordu beklediğim üzere.. Tansu Polatkan gibi dönem gerisinde kalmış isimlerin tüm çabalarına rağmen o çileye dönmek çok zor.. Sevinmeli..

Şu çoğu maçta öbek öbek boşluklar gördüğümüz sürüyle stadın turnuvadan sonra hayalet stada bağlayacak olması çok düşündürücü.. Organizasyonda yeni heyecanlar aranmalı elbet ama böyle futbol kültürü denen şeyden uzak ve yaratılmaya çalışılan temelin altını dolduramayacak ülkelere bu işin verilmesi.. Sevmiyorum ben.. 2014 Brezilya ne kadar iyi bir seçimse Güney Afrika da bir o kadar kötü ve yanlış..

Güney Afrika'nın ilerilere gitmesini kesinlikle istemiyorum.. Nedeni elbette ki vuvuzela değil.. Futbolları kesinlikle zevk vermiyor ve ışık da göremiyorum ben.. Berabere bitsin son maç, ikisi de elensin ohh.. Uruguay'ın sağlam çıkacağı bekleniyordu zaten.. Lugano-Godin uyumu harbiden müthiş.. Çok değişken ve bitirici ileri uçtan bir tık daha önemli olan ise iki yönü de çok iyi oynayabilen 6şar ciğerli mc leri.. Sürprizim ise Meksika'ydı başından beri.. 1.Meksika 2. Uruguay bahisim paşalar gibi duruyor hala.. Hücuma çıkışları çok iyi ama o son paslarda ciddi bir şanssızlık ve beceriksizlik sözkonusu.. Marquez'den dmc'de faydalanma tercihi çok isabetli ve verimli.. Ve elbette ki şu ana dek turnuvanın en iyi 5 adamından biri olan Salcido.. 2. maçlar sonrasında herkes Meksika-Uruguay berabere kalır elele ikinci tura çıkar diyor ki bu Meksika için intihar olur.. Urugayın averajı daha iyi ve beraberlikte grubu lider bitirecekler.. Bu da 2. tur için rakibin Arjantin olmaması demek..! Meksika da kesinlikle bu durumun farkında olur ve çok daha güçsüz diğer rakiplerle eşleşebilmek için galibiyete oynar bence.. Güney Afrika'nın son maç hırsıyla, gurur mücadelesiyle Fransa maçına ne kadar asılacağını düşünürsek daha bir anlam kazanıyor bu teori bence.. Aslansın Gio.. Seni almayanın, çelimsiz diye aşağılamaya çalışanın, kalitene laf edenin beynini, daha doğrusu kalbini..

Arjantin yetersiz defansı ve ortasahasına rağmen Messi etkisi ve rakiplerin zayıflığı nedeniyle kayıpsız götürüyor şimdilik.. Son maçı da alırlar, bence 2. turu da güç bela da olsa geçerler ama çeyrekte Almanya-İngiltere'den biri denk gelecek.. Şansları sadece hırslarına ve şimdilik Messi'ye bağlı gibi gözüken bu takım nereye kadar gider cidden çok merak ediyorum.. Agüero'nun sol açığa yakın bölgede ne kadar etkili olabildiği bu kadar barizken Di Maria'da bu kadar ısrar edilmesi, Higuain değişikliğinin bu kadar gecikmesi vs çok rahatsız ediyor ama işte adam! kenara gelen topu topuğuyla öyle bir geri gönderiyor ki 4:3'ten 16:9'a geçince göttenbacağa dönen kişi vücuduyla, susmak kalıyor bize o zaman, napalım..! 2. Güney Kore olmalı, olsun, olacak..

Almanya'ya şaşıran var mı..? Söz konusu Almanya olacak ve sahaya sürülen kadronun yaş ortalaması 25 olacak..? Oluyormuş.. Hem de çok fena oluyormuş.. İzlediğimiz müthiş futbol ve dengede hiç kuşkusuz ki Avustralya'nın Lucas Neill dahil rezalet defansının da etkisi var ama aslan payını oluşturanlar hırsları, Löw tarafından özenle oturtulan düzen ve pek de alışık olmadığımız teknikleri.. Liderlikleri kesin gibi.. Ama sonraki turda olası bir İngiltere eşleşmesi durumu var ki heyecanı tavan yaptıracak cinsten bir gelişme olur bu da.. Bir de Almanya kaleci hatasıyla kaybediyormuş.. Ya da penaltılarda falan..! Futbol bu.. Dramatik sonlar istiyorum işte haklıyım beyler..! Gönül ikincilik için Avustralya dese de, zor maalesef..

Paraguay Slovakya elele çıkar da son iki finalist daha ilk turdan dışarıda kalır mı dersin..? Hem iyi olur hem kötü.. İtalya bir simgedir yahu.. Ama bir yandan klasikleşmiş takımlardan gına gelmesi.. (Almanya ilk görüntüsü ve verdiği heyecanla bu fikrimin dışına çıkmıştır net olarak) Böyle gelişsin de Hollanda ilerlesin biraz o da var bak..

Brezilya'da Melo ve Gilberto Silva biraz daha atik, yırtıcı, tehditkar olsalar daha iyiydi ama yine de Kuzey Kore maçı sonrasında panik olunmamalı bence.. Fildişi maçı fizikleri için ciddi bir test olacak ve liderlik için de çok önemli.. Fildişi ileriki turlar için çok daha doyurucu bir renk olacak ise de Ronaldo'nun emeklerine yazık olması ihtimali de pek hoş değil.. En azından çeyrek görmeli diyor vicdanım..

Yukarıyla bağlantılı olan ise İspanya'nın durumu.. Şili'nin muhakkak yenmesi lazım İsviçre'yi, İspanya'nın lider olup Brezilya'dan kaçabilmesi için.. Ha favorim her türlü İspanya olur muhtemel bir eşleşmede ancak bu düellonun biraz ertelenmesi daha iyi tabii.. Bunun yanında Şili'ye takılırsa İspanya.. Sonunu düşünmek bile istemiyorum.. İsviçre maçında bir çok şeyi şans faktörü belirledi.. Yani biz de görüyoruz ikinci yarıda çoğu atağın Navas'a mahkum olduğunu ama kaçan onca fırsatı da gözardı etmemek gerekir.. Villa'nın ilk yarıda cömertçe harcadığı pozisyonlar, Pique'nin Inter maçını anımsatan hayvanlığı, Silva'nın aşırı tutukluğu.. İkinci yarıda Xabi ve Navas'ın harika şutları vs.. Rahat da kazanabilirdi İspanya.. Değişen birşey yok.. Hala en iyileri onlar..

Tarihe not düşmek iyi oluyor böyle.. 28 sene sonra açıp okuyacağız bunları ve anıları tazeleyip yadedeceğiz daha önce de çok kez belirttiğimiz üzere..! (nah dediğini duyar gibiyim talihsiz okur..)

Resim işi de gelenek olsun madem bu, içte vicks etkisi yaratan zarafet ile eheh.. Ben çok memnunum bu durumdan..

"çok iyi vurdu ama top döndü.." (ak)

14 Haziran 2010 Pazartesi

Torremolinos 73


2003 İspanya yapımı, ülkemizde Büyük Yönetmen ismiyle vizyona girmiş bir film Torremolinos 73.. Bir türlü çocuk sahibi olamamalarının yanısıra büyük de geçim sıkıntısı çeken çift bu darboğazdan çıkış yolları aramaktadır.. Ansiklopedi pazarlayan Alfredo, içine düştükleri çıkmazdan kurtulmak için çabalarken şartlar karısı Carmen'le karşılarına çok ilginç ve ürkütücü bir fırsat çıkarır.. Karısıyla başrolü oynayacakları bir porno film serisi çekme teklifidir bu ve mecbur kabul eder..


Projenin başlarında, doğal olarak sergiledikleri amatör ruh ve hayatlarında meydana gelen değişmeler her şeyi güllük gülistanlıkmış gibi gösterse de bu "amateur" serinin dünya çapında tutması hayatlarını geri dönülemez bir noktaya getirir ve film aslında tam da bu noktadan sonra başlar..


Epey güldürse de, hatta bazı bazı koparsa da bu komiklikleri absürd olarak nitelendirebilir ve derinlemesine bakıldığında filmin gerçek bir dram olduğunu söyleyebilirim.. İki uç hissin harika harmanlanması.. Başta şaka sanılan bir duruma gevrek gevrek gülünmesinin ardından suratın güler vaziyetten "acaba"ya geçtiği bir an vardır ya bu film de tam böyle işte.. Deli gibi kıkırdatmasının yanısıra dehşete düşüren sahneleri çok başarılı.. Bu değişkenlik müthiş kotarılmış.. Sisteme getirdiği eleştiriler takdir edilesi.. Harika oyunculuklar ve +rep'lik sahneleri cabası..

8 olsun..


13 Haziran 2010 Pazar

Dünya Kupası Laklakları #1


Her telden yazarız burada.. Takip edenler de alışmıştır biraz.. Takım işlerini pek katmak istemedik halihazırda kendi başımıza bile epey gerildiğimizden dolayı ama dünya kupası başka işte.. Akla her geleni, belki popüler cümleleri belki de arka plan detaylarını; futbolla uzaktan yakından ilgili her şeyi yazacağız.. Bodoslama girelim..

Nefretlik trt spikerleri ve vuvuzela'ya derin küfür dağarcığımdan bir karma sunmak isterdim ama tutayım hadi içimde.. Ülkemizde futbolun f'sini bilmeyen, modern zamanı takip etmeyen, zeka konusunda geri olmalarının yanında ahlak konusunda da eksiklerinin olduğunu düşündüğüm tonla adam tonla para kaldırıyor.. Yorumcusundan spikerine, internet sitesi editörlerinden köşe yazarlarına.. Bu kadar büyük paraların hiç haketmeden kazanılıyor olması zaten şu hayatta sövdüğüm şeylerin arasında kafaya oynuyorken bir de her gün saatlerce bu tecavüze maruz kalmak.. Bip..

Gelenekleriymiş görenekleriymiş ben anlamam.. İnanılmaz bir şey bu vuvuzela.. Futbol orgazmını körükleyen baş unsurlardan olan tribün tepkilerini duyamamak çıldırtıyor beni.. Zevkli olan maçlarda bir şekilde sahaya konsantre olunca ses etkisini yitiriyor inceden ama biraz sallanan maçlarda taciz dozu felaket biçimde artmaya başlıyor.. Aman frikik olmasın korner olmasın diye dua ederken buldum kendimi birkaç kez tribünler ciğerlere yüklenmesin diye.. 90 dakika 90, boru değil.. Maç öncesi ve maç sonrası da var tabii onu es geçmeyelim.. Kesin aralarında sözleşiyorlar bence bunlar.. Kardeş diyo yanındakine, ben 30 saniye çalayım, sonra sen asıl.. 1 1 atlayarak tüm stadı dolaşıyor bu taktik ve geberiyoruz biz de.. Küfür..

Meksika'nın futbolu göze hoş geliyor ama bu elbetteki tabela için yeterli değil.. Çok dağınık ve değişkenler.. 10'un 3'ü defans yerleşimlerinde çok önde kalınca en cılız ataklar bile işlerlik kazanıyor rakip takım tarafında.. Özellikle hücumcu açıkların ileride kalması da, rakip tarafından bilerek ortaya doğru sürüklenen beklerin boşalan bölgelerine atılan toplarla feci tehlikelere sebebiyet veriyor.. İleride Vela ve Gio'nun varlığı tek çıkış yolları.. Gio sahanın en iyisiydi fakat hem şanssızlığı hem de diğer isimlerin yeterli uyumu sağlayamaması yüzünden skoru değiştiremedi yine.. Blanco jokerdir yedekliği normaldir, ancak Franco'nun yerine Hernandez'in oynaması gereklidir bence.. Marquez tam bizim kalemimiz.. 79'lu daha.. Çok temiz transfer olabilir.. Meira gibi de patlamaz, sanmıyorum..

Güney Afrika galibiyeti kaçıran taraf izlenimi verse de bunda Meksika'nın dağınıklığının payı çok büyük.. Düzeni oturtmuş gibi gözüken bir takımlar ama bu görüntüyü vermeyi çok daha iyi beceren iki takım var karşılarında şimdi.. İki maçtan çıkacak iki beraberliği sürpriz görmem ama fazlası mümkün değil sanki.. Elenir gibi..

Fransa'da Ribery'nin bu kadar geriye mahkum olması inanılmaz.. Anelka fena harcanıyor hayvan stoperlerin arasında.. Bu seneki müthiş Chelsea'nin müthiş adamlarından Malouda'nın es geçilmesi, zaten sağlam defansın önüne Toulalan-Diaby konması, Anelka'yı eritmek, Govou hamlesi vs gerçekten saçma.. Bu taktik rezilliklerin yanısıra takımın rakibi hiçbir zaman mücadelesiyle tehdit edememiş oluşuysa ilerisinin karanlık olduğunu varsaymak için yeterli sebep..

Uruguay euro 2004'ün modern Yunanistan'ı gibi Forlan-Suarez farkıyla.. 3-5-2 patlamazsa yarı final falan bile gelebilir.. Ama 2 puanla da bitirebilirler.. Lugano gözümde en okkalı küfürleri hakeden bir adamdır, ederim de en vurgulusundan son maç dahil.. Ancak o'nun, takımdaki ikiyüzlü arkadaşlarından bir farkı vardır ki o da önüne gelene dayılanır, tahrik eder, üstüne oynar.. Henry falan tanımaz.. Tanımadı da.. Diğerleri gibi ligde korku imparatorluğunun en büyük taktiğini uygulama maksadıyla ağızlarından maç başına 1 bardak tükürük saçıp da avrupa arenasında tısmaz kolay kolay.. İlk yarıda çok ciddi iki hata yapmış olsa da süper defanstır o ayrı.. Lugano-Neill hayalim kolay kolay bozulmaz gibi geliyor..

Levent Özçelik'e ayrı bir parantez zaman kaybı mı olur bilmiyorum.. Uefa Finali'ni anlatmış olmasıyla, Neuchatel maçıyla vs gönlümüzde yeri ayrıdır ama hiç mi düşünmüyor bu adamlar artık kenara çekilmeleri gerektiğinin.. O maaşla zor tabii.. Hala Domenech'in gitme ihtimali var kupadaki duruma göre falan diyor yahu.. Ayıp.. Forlan bir pası iyi veremeyince "pas kontrolü iyi topla çok buluştuğundan dolayı ama pas verme yeteneği zayıf kalmış" falan sinir bozucu laflar.. Ighh..

Güney Kore hazırlık maçlarında çok derli toplu bir takım oldukları izlenimi veriyordu ve bunu da Yunanistan karşısındaki oyunlarıyla perçinlemiş oldular.. Yunanistan takımdaki, hayvanlığı hakkıyla yapabilen oyuncu kontenjanlarını ikame edemediğinden fena patladı.. Kore'nin gayretli ve uygulaması çok "zor" olan "basit" oyunu bitirdi onları.. Ciddi anlamda geliştirdikleri tekniklerini her zaman şart koştuğum mücadeleyle birleştirince turnuva öncesindeki 1.Arjantin 2.Güney Kore tahminimi gerçekleştireceklermiş gibi duruyor.. Yunanistan gebersin.. Şurada olmaları bile delirtiyor..

Arjantin bu aşırı yavaş, kazma, gerzek defansı ile her daim kapalı kutu.. Bugünkü gibi rahatlıkla 6-7 tane sallama imkanı yakaladıkları bir maçı bile puan kaybıyla bitirmeye bu denli yaklaşmaları bunun en büyük kanıtıdır.. Higuain ve Tevez tercihleri için laf edilemez elbette ama değişikliklerin 80'e sarkması gereksiz kasıştır.. Messi bütün pozisyonlarda ya hazırlayıcı ya da bitir(emey)ici idi.. Kaleciler her zaman bu kadar hayvan olamaz, goller gelir.. İleride cidden sorun yok.. Heinze yeterli katkıyı vermese de, Gutierrez odunu takımı baltalasa da 3-4 kişilik alışverişlerle üçgenlerle bu kadar çok pozisyonu buluyorlarsa diğer maçlarda da bunu görebiliriz rahatlıkla.. Ama defansla da feci kopuklar işte.. Nijerya beklediğimden iyiydi ve ciddi ataklar geliştirdi bugün.. Bu fırsatı verdi Arjantin.. Bu maçlar neyse ama gruplar sonrası için belki Di Maria yerine hafif içe kaydırılacak bir maxi olabilir vs.. En az yarı final yapmalılar, yapsınlar..!

Maradona'nın vaziyet komikti.. Elemelerde yağmurda kendini çimlere göbeküstü atan ve kalkarken çatalı göstermemek için eşofmanı çekiştiren adam şimdi bankadan kredi istemeye giden iyi giyimli mülayim insan görünümünde.. Cambiasso ve Zanetti'yi almamasıyla anasına küfretmeyi elbette sürdüreceğim ama başarılı olmasını da istiyorum bir yandan.. Off garip..

5 maçın en bi zevke getireni elbette ki İngiltere-ABD idi.. ABD zaten 2002'deki çıkışla tıktıktık eyigünler diyordu insanlığa.. Avrupa futboluna ihraçlarıyla devam ettiler.. Son konfederasyon kupasındaki aşırı renkli ve pozitif oyunlarıyla bütün otoritelerin takdirini kazandılar ve bugünkü sağlam duruşlarıyla da perçinlediler bunu.. İngiltere'nin çok diri olmasına rağmen üretkenliği sağlayamamasında en büyük pay kuşkusuz abd'nin takım oyunudur.. Hiçbir zaman mücadeleden ve müdaheleden yılmamaları ileri anı çıkışlardaki yırtıcılık ve az teknikle birleşince en büyük takımlar için bile ciddi tehdit oluşturuyorlar.. Bugün 3 puanı dahi koparabilirlerdi.. İngiltere elbette çok az daha üstün olan taraftı ama bu durum maçın bir tenis maçı gibi bir oraya bir buraya gitmesine engel olamadı.. Fiziksel üstünlüğü kurduklarında bizim takımla olan hazırlık maçındaki ikinci yarı tecavüzündeki gibi sonuç alabilecekleri kuvvetle muhtemel.. Renk kattılar, katacaklar da.. Çok zor grup.. Slovenya ve Cezayir kesinlikle yabana atılamaz.. İşler çok karışık..

Tribünlerde çeşit çeşit insan ya.. Şebek gibi durmadan tepinenler mi dersin, seks bombası gibi dolaşan hatunlar mı.. Adamlar mutlu lan.. Bildiğin mutlu yani.. O an başka birşey düşünmüyolar.. Bizde bir gün böyle olabilmesinin imkanı yok.. Skorboardda kendilerini görünce hele hele hele diye sevinmeleri bile doğal be.. Bizde olunca vay hıyar heyecan yaptı hemen falan deriz.. Sırıtıyor da zaten..

Bu sıcaklara ne demeli ki bilmiyorum.. Aha işte 20küsür metrelik ağaçların en üst noktasındaki yaprak bile kımıldamıyor şu an.. Klimamız da yok maalesef.. İğrenç bir yelpazem var ve takılıyoruz öyle kendisiyle.. Her paragraf arasında bülent ersoy'a bağlıyorum şunu yazarken.. Maçları piç eden tonla faktörün yanında bir de sıcakla boğuşmak.. Yaz gelsin diye dolaşanlara feci sövüyorum Joker dahil.. Alın size yaz ak.. Öküz gibi terle, daral, her işi yarıda kes, can sıkıntısı tavan yapsın vs.. Müthiş..! Falanca Beach'te dakika başı deniz-havuz vırt zırt yapıp libido patlamaları yaşayamadıktan sonra sokarım böyle yaza.. Siz de sokun.. Ufacık çocuk değiliz ki leğende çap çap çap oynayalım hayvanlık yapalım serinleyelim..

Oha bildiğin teknik analize kaydı geneli.. E napıyım Ömer Üründül yetersizinden sonra sorumluluk alasım geldi.. Bloklararası bağlantıyı sağlayıp kollektif uyumu da halledince hüüüeeeaaaaaoeaaaeoeo

Resmin başlık ve içerikle ilgisi yok anladığınız üzere.. Uygun birşey bulamadım ve hayallerden birisiyle süsleyeyim dedim..

Sibel Arna
'ya dalası gelenler.. Ellerini uzatın, birleşelim, vee.. Defolun şimdi..

11 Haziran 2010 Cuma

Bu da Benim Afyonum..

yolda kozalak, taş, plastik parçası vs ne görsem ayağımın burnuyla vuran adamım ben.. sarı üst, sarı şort, göğsünde siyah show tv reklamlı galatasaray formamla az mı "tugaaay..!" diye bağırarak tepindim sokaklarda yaşıtlarıma göre hayli çelimsiz olan 7-8 yaşındaki halimle.. az mı tampon göçerttim otoparka piçlik yaparken.. ortaokulda sınıfın güçlü lavukları daha güzel sahada maç yaparken biz güçsüzler diğer sahada debelenirdik deli gibi.. denk güçlerin mücadelesinin tadına varırdık.. euro 96, fransa 98 albümleri için harçlıkları ilk günden bitirip az mı azar yedim.. göt müdür yardımcıları bahçede top oynamaya izin vermeyince 8949 sayfa gazete kağıdını sıkı sıkı sarıp üstüne de metrelerce koli bandını geçirip top yapıp yine futbol oynayan da bizlerdik.. ezip ezip kağıda çevirdiğimiz tenekelerle çektiğimiz şutlarla kaval kemiklerimizi acıtanlar da.. üstlerinde "soner boz: ortasaha, 200,000 lira" falan yazan sporcu kartlarını bakkaldan aldığımız andaki ilk heyecan.. içlerinden çıkacak yapıştırmalarla albümü tamamlama heyecanı ve o iğrenç sakızı ımhhlayarak(ımhlamak..!) yemek..! avuca zor sığan bir tomar kartla durmadan oyunlar oynayan ve arkadaşları kepmeye! çalışan da ben gene.. sırf topla ileri çıkmak ve rakip forvete kaymanın hazını yaşamak için defansta oynamak ne güzel bir duygudur.. üst üste çalımlarla ilerleyip şut şekilecek mesafeye geldiğinde karşına çıkan adamı son bir feykle (fake değil!) geçip ayağının üstüyle hayvan gibi abanmak.. sonuç ya topun ayağa oturmaması ve bombok bir şut çıkması, ya süper bir gol, ya da son anda birine çarpması ve kaptırmak, üstüne yiyeceğin tonla küfür.. bunun gol olanlarından aldığım zevki tarif etmem mümkün değil.. bu bölük pörçük anılardan bana kalanlar kesinlikle unutamadığım 4-5 tane füzemdir.. çoğunluğuysa annemin babamın hatırının sorulmasıdır eheh.. lisede 5 cm buzda 3e3 maç yapan da bendim yahu.. sümüğün donar.. tükürürsün yarısı ağızda kalır.. kaymamaya kasarken iğrenç görüntüler sergilersin.. doya doya küfrettiğin anlardır maçlar.. dünya dönmez.. ne hoşlandığın kız gelir aklına, ne tüm okulun hasta olduğu seksi kız, ne ertesi günkü sınav, ne de evle olan sorunlar.. topu al, adamı geç, pas vermeyip küfür ye ve golü at..! gerisi boş.. üniversite hayatıyla beraber 5 senedir 3-5 defa anca değmiştir top ayağıma.. çok özlüyorum.. senede 20 25 maça gitmek falan da kesmiyor, çok başka şeyler onlar.. yine de bırakamıyosun işte.. gidiyosun yağmurda çamurda.. sokakta yürürken top oynayan çocukları görüp de "off hadi nolur topu benim buraya atın nolur bi kazmalık yapın da bana gelsin top ben de geri atıyım size ya üff hadii" diye düşünüyosun.. 10 kerenin 9unda gerçekleşmiyor bu.. ama bazen öyle bi gelir ki.. bomboş bir alan.. top sana yaklaşırken sol ayağı topun üstünden geçir ve sağ içle kaldır, bi kere sektirdikten sonra sağ dışla geri yolla.. off.. eve gidince nerede bir maç görsen otur başına sonuna kadar izle.. hatta nette gezinip hangi maç hangi kanalda ona bak ve programını ona göre yap..! (basketbolu, bazen voleybolu, bazen tenisi, snookerı falan dışarıda tutmuş halim bu bir de ha)

spor delisinden öte futbol delisiyiz biz.. evet birçok dalı takip ediyoruz, basketbolla hele epey sıkıfıkıyız ama kabul edelim bu ülke gerçeğinde öncelik futboldur ve yüzde99.9 kesim için bu böyledir.. uzun zamandır sabırsızlanarak beklediğimiz dünya kupasına saatler kaldı.. heyecan had safhada.. grup maçları bütlerle çakışıyor benim mesela.. ummrummda diiil(cengiz atayy..!).. zaten giren girmiş, okulun en kaşarlarından biri olmuşum kıdem açısından.. zevk alıcaz zevk..! düşününce bile kıpır kıpır oluyor insan.. hayatın tonla rezilliğinin ve ibneliğinin maksimum düzeyde unutulacağı anları yaşayacağız biz boşver abi ekibi(ekibe bak hele) olarak.. benchte havlu sallayacağız gene.. izleyeceğimiz her golde lebron dansı yapacağız.. vs..

çekincemiz bol tabii.. başta trt.. kendini geliştirmeyen dümdüz ve bilgisiz spikerlere delireceğiz.. ömer üründül denen futbolun f sinden anlamayan ama duayen kabul edilen nabza göre şerbet insanı tarafından kulaklarımızın içi kir dolacak.. kadroya daha kimleri katacaklar hiçbir bilgim yok.. başkalarını her daim vefasızlıkla suçlayan gerçek vefasızlar hakan şükür, hasan şaş falan yorumcu olursa ne dersin bu işe yeğen..? neyse fazla konuşma yoksa gg falan olur neyine gerek.. hd desen önce süper tv lazım, sonra dsmart vs.. bizim emektara talim edeceğiz gene.. sağlık olsun..

bu turnuvada orta halli takımlardan çok şey bekliyorum verecekleri zevk açısından..meksika, sırbistan, abd, fildişi, güney kore falan "alloo biz de burdayız!" diyebilir mesela.. zaten hazzın kralını grup maçlarında alacağız gibi hissediyorum.. elemelerde defansif anlayışlar önem kazanacak ve kısır skorlar ve oyunlar göreceğiz gibi.. gruplarda goller bol bol olsun, atmosferler psikopatlaşsın falan..

o vuvuzelayı icat edenin anasını sikeyim.. harika maçlar izlediğimiz konfederasyon kupasının amına koyan o aletin çıkardığı ses.. şu an bile içim titredi bi.. bi yandan trt spikeri, bi yandan ömer abi, bir yandan vuvuzela.. abi çek ordan bi kırmızı tuborg bana, dertlendim fena..

yarı finalde almanya fransa ve italyayı istemiyorum kesinlikle.. yeter artık bıktım bunlardan.. italya zevksiz futboluyla aldı son kupayı.. fransa domenechle çok antipatik ve hırssızlar.. zaten doydular.. almanya hep kafada zaten.. elensinler çeyrekte falan.. ronaldo, messi, rooney gibi yıldızların özellikle bu sene gösterdikleri insanlık dışı performansları artık milli takım düzeyinde başarılarla taçlandırmalarını çok isterim.. bu üçü yarı finalde olmalı en azından.. portekiz zor ama.. hollanda da birşeyler yapmalı aslında.. son zamanlarda hep baştan coşturup sonra bi anda batırıyolar.. ispanya, barcelona temelli muhteşem futbolu arkada sağlayacağı dengeyle pekiştirebilirse yine çok şanslı.. çok isterim başarılı olmalarını.. brezilya'da ronaldinho'nun alınmamasını kabul etmem mümkün değil.. keza birçok isim de yine şiddetle tartışılabilir.. ancak dunga'nın, takım ruhu denilen şey üzerinde çok didindiği de bilinen bir gerçek.. birbirini çok iyi tanıyan ve alışmış oyuncularda inat ediyor ve bu da elano hamlesini mantıklı kılar.. çok öne çıkan sansasyonel yıldızların olmamasıyla alınacak bir kupanın kıymeti çok büyük olacaktır (kimse kaka demesin, o asla sözkonusu etkiyi yaratamadı).. onları da destekliyorum.. sözün özü öyle tek bir favoriyi desteklemiyorum işte.. maça göre gruba göre birilerini tutacağım her maç.. zaten kumarı da oynuyoruz kaçınılmaz olarak.. zevki arttırıyor o da.. yani; italya, fransa, almanya almasın.. ispanya, arjantin, brezilya öncelikli istediklerimdir, portekiz, hollanda, fildişi, uruguay falan da tamamdır..

evet.. bir futbol aşığından dökülenlerdi bunlar.. yerlerde olan moralim ve hayatım şu 1 ay boyunca çıkabileceği en üst düzeye çıkacak.. bu yüzden mutluyum işte azıcık.. hepsini okuyabilenlere saygılar.. kapanış;

FUTBOL ULAN..!

Yaptım Oldu..

tek sayfasını birkaç dakikada okumaya başladıktan sonra kitap okumayı bırakmışken artık dizilere filmlere bile konsantre olamamak.. mal gibi kalmak ekran başında..? çok dertliyim bu konuda.. zihni bir şekilde boşaltmak lazım ama nasıl..? birikiyor birikiyor birşeyler ve en basit kaçış yöntemlerini teker teker tıkıyor.. çözüm lazım..

pınar'ın dilim kaşarı orgazmik.. tost için birebir.. bol bol koyucan ama yeğen, cimrilik yok.. kesicen sucuğu arasına.. o da çok ince olacak yalnız.. 1 mm bile değil.. yetenek varsa iş tamam.. yoksa yara bandını hazırla..

sivrisinek öldürdüğüm anda vücudumda oluşan rahatlama.. detayına girersem selma aliye kavaf kapatır beni.. müthiş bişey diyim sadece..

evet yağmur falan çok yağdı ama nemden birşey eksilmediği müddetçe farkeden birşey yok ki.. canım kışım bitti sonuçta.. güneş vs diye delirenler hadi buyrun.. ankaranın aşti'den sorna sevdiğim tek yanı, neminin azlığı.. öküz şehir tabii yine de..

e2 de 8den 10a himym+chuck olmasaydı nasıl geçerdi bu intiharlık akşamlar..?
orospu: o
chuck: c
o: görüşmeyeli ne kadar oldu chuck..?
c: 5 yıl 4 ay..

migros kartını neden money card'a çevirdiniz ki..? bizim klasik ev kadınlarından doğru telaffuz bekleyemezsin ki.. ayıp diye demiyorum elbette ki.. sadece neden diye soruyorum.. neden..?

dinle diyanetle allahla aramız pek limoni zaten de şu ezanlara ne demeli ki.. devir her türlü teknoloji devri zaten.. namazdan haberdar olması içni milletin bütün ülkeyi ayağa kaldırmak neden.. çık şerefeye yırt boğazını oku.. tv de bişey izliyorum cam da açık, ezan okununca bi halt duyamıyorum.. hadi benim tatlı canımı rahatsız ediyor.. yahu ne bileyim bebesi olan var, panik atak olanı var, yaşlısı vs var, varoğluvar.. küfrettiğimle kalıyorum, üzülüyorum..

bikaç sefer daha yapmıştım böyle postlar.. e güzeel.. 22 sene sonra bakar eheh derim.. nerden derim o da ayrı mevzu..

10 Haziran 2010 Perşembe

Los amantes del Círculo Polar


Sayısız ödül sahibi İspanyol yönetmen Julio Medem'den bir şaheser "Kutup Çizgisi Aşıkları".. Otto ve Ana'nın, sadece aşk denirse eksik kalabilecek, kavramlar üstü, hayallerin ötesindeki bağlılığı..

Üç bölüme ayırdığı hikayeyi hem en basit ve en sade şekliyle hem de bu kadar komplike biçimde anlatabilmek.. Bu filmi tarif etmek aslında o kadar zor ki..

Hayatın anlamı, ölüm, aşk, idealler, geçmişin yansımaları, anne-babayla çatışmalar, pişmanlıklar, anılar, toplum içinde yaşamanın kaçınılmazı olan "düz"lükler, yalnızlık, umursanmak, masumiyet, acımasızlık, ihanet, sadakat.. Akla gelebilecek her türlü duygu var bu filmde hayata dair.. Bu yoğunluğu da sadece 100 dakikaya bu kadar harika bir kurgu ve dinginlikle sığdırmak nasıl bir dehanın ürünüdür hala kendime sormaktayım..

Muhteşem hikaye muhteşem senaryoya oturtuluyor.. muhteşem kurgulanıyor.. muhteşem oyunculuklarla gerçeklik kazanıyor.. muhteşem arka planlarla ve muhteşem müziklerle sanat eseri haline geliyor ve postlarda bir türlü kısa kesemeyen beni bu sefer çaresiz bırakıyor..

10

Esir Şehrin İnsanları


Büyük Usta Kemal Tahir'in eşsiz başyapıtı Esir Şehir Üçlemesi'nin ilk iki kitabı olan Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu'nun 8 bölümlük televizyon uyarlamasıdır bu dizi..

TRT henüz bu denli bozulmadığı yıllarda iyi işler çıkartıyordu.. 2003 yılında hayata geçirilen bu proje de o iyi işlerden bir tanesiydi.. Şimdileri düşününce içlenmemek, delirmemek elde değil.. Neyse, konuyu özetleyeyim..

Mekteb-i Sultani mezunu paşaoğlu Kamil Bey yurtdışındaki görevinden döner ve sade bir hayat yaşama ümidiyle şehre yerleşir.. O dönemlerdeki yegane düşüncesi olan ailesini refah içinde yaşatmak fikriyle işgal altındaki şehir İstanbul'da evini kurmaya başlar.. Babasından kalan mirası toparlamak amacıyla birçok yeri ziyaret eden Kamil Bey bir gün dışarıda Sultani'den arkadaşı Ahmet'i görür ve Ahmet o'na içinde bulunduğu örgütü ve güttükleri amaçtan bahseder.. Vatanın iliğini sömüren işgalci güçlere karşı "Kuvayı Milliye" der.. O ana kadar memleketin düştüğü bu çıkmazdan izole bir hayat sürdüren Kamil Bey Ahmet'in bu telkininden ve çevresinde tanık olduğu bir çok olaydan sonra yaşadığı hayatı ve kişiliğini sorgularken bulur kendisini.. Bu süreç sonucunda da karısını, o'nun işgal yanlısı halasını ve eniştesini şoka uğratacak kararı verir.. Zengin ve rahat bir hayat sürme şansını elinin tersiyle bir kenara itmiştir ve cüzi bir para karşılığında yurtsever dergi Karadayı'da çalışmaya başlayacaktır.. İçindeki vatansever, fedakar, vicdan dolu cevheri ortaya çıkaran Kamil Bey tam bu noktada hayatı boyunca tatmadığı gerçek aşkı yine eski arkadaşı olan direnişin lideri İhsan Bey'in karısı Nedime Hanım'ı içten içe sevmekle bulur.. Ve bu yeni hayatın üzerinden çok az bir süre geçmişken direniş yararına yaptığı küçük bir teslimat işinde bir komplo sonucu yakayı ele verir ve 7 yıl kürek cezasına çarptırılır.. Kendisiyle başbaşa kalan ve düşünmeye bolca vakti olan Kamil Bey'in bir yığın adam tanıyacağı bu dört duvar, bundan böyle o'nun kabuğundan tamamen çıkmaya başlayacağı dönemi simgelemektedir.. Kamil Bey artık paşaoğlu değildir.. Halkın içinden bir vatanseverdir.. Ve olaylar gelişir..

Kurtuluş Savaşı'nın olay, aksiyon, çatışma gibi öğelerinden uzakta, şehir hayatına çok derinlemesine bir bakış atıyor Esir Şehrin İnsanları.. Bencilleşmiş, yozlaşmış, hayattan kopmuş insanların ortak bir amaç için, namusları, şerefleri, hayatları uğruna nasıl başkalaşımlar geçirdiklerini ve özlerini bulduklarını en yalın haliyle anlatıyor.. Eğreti milliyetçilikten ve yapmacıklıktan uzak, harika bir yapımdır Esir Şehrin İnsnaları.. Romanın naifliğini büyük ölçüde korumuştur.. Bozulmamıştır..

Türk televizyon tarihinde bir daha toplanamayacak oyuncu kadrosu bu eseri özel kılan en önemli etkendir: Emre Kınay, Başak Köklükaya, Zeynep Tokuş, Fikret Kuşkan, Zafer Algöz, Kerem Atabeyoğlu, Mesut Akusta, Seray Sever, Nihat Nikerel, Erdal Özyağcılar, Meriç Başaran, Tolga Çevik, Veysel Diker, Erdal Tosun, Sinan Bengier, Oktay Kaynarca, Kaan Girgin, Cevat Çapan, Halit Ergenç, Ali Sirmen, Zuhal Gencer, Hüseyin Avni Danyal, Ahmet Yenilmez, Haldun Boysan, Mehmet Çepiç, Ahmet Saraçoğlu diye gidiyor.. Burada "ne alaka" dedirten Zeynep Tokuş ve Seray Sever'in de gayet iyi oynadığını söyleyeyim ki ortada ne denli muhteşem performanslar olduğu anlaşılsın..

Harika senaryo, harika oyunculuklar ve harika mekanlar Yansımalar'ın harika müzikleriyle birleşince de muazzam bir eser çıkıyor ortaya doğal olarak.. Esir Şehrin İnsanları benim için çok özeldir ve dolabımın baş köşesinde durur vcd seti.. 8 vcdlik paketi hoş bir kutuyla(resimdeki) 15 tl'ye satılıyor piyasada.. Şiddddetle tavsiye ettiğimi söylememe gerek yok var mı..? Güzel bir doğumgünü hediyesi de olabilir.. Bu tür işlerde tıkananlara söylemiş olayım..

Bu efsaneyi de blog arşivine katmış olduk böylelikle.. Bir kişi bile karar verip izlemeye başlasa bu eseri, okusa kitaplarını kardır.. Efsane diziyi efsane jeneriğiyle uğurlayalım;

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/26047/esir-sehrin-insanlari-dizi-muzigi

Spartacus İyileşti..!


Şimdiden efsane olmuş dizinin başrol oyuncusu Andy Whitfield tıpkı Michael C. Hall gibi lenf kanserine yakalanmıştı ve az önce düşen haberlerden öğrendik ki o da Dexter gibi yendi kanseri.. Üzüntümüz büyüktü, bu nasıl talih diye çıldırıyorduk, kadere sövüyorduk ama geride kaldı o günler.. Erken teşhisin önemini ve de sınırsız imkanları es geçmemek gerek.. Uzatmayalım.. Sonuç harika.. 2. sezon öncesi çekilecek 6 prequel bölümün iki tanesinde yer alacak.. Hazırlıklara ve çekimlere de Ekim Kasım gibi başlayacak.. O taş gibi olsun da gerekirse 2 sene de bekleriz 2. sezonu.. Diziyi izlemeyen var mı daha..?

Spartacus: Blood and Sand
Spartacus..! Spartacus..! Spartacus..!

9 Haziran 2010 Çarşamba

FlashForward


Adından, tabii ki de konusundan dolayı Lost rüzgarından ciddi şekilde nemalanma taktiğiyle piyasa atıldığını söylememizin yanlış olmayacağı bir dizi(ydi) FlashForward.. Lost'a kapılıp da bunu izlemeyen kişi sayısı çok çok azdır sanıyorum..


Geniş kapsamlı bir reklam kampanyasıyla tanıtılan dizi, Pilot bölümüyle 15 milyon seviyesine ulaşmıştı ki abc için de bu rakamın tatmin edici olduğunu söyleyebiliriz.. Sarsıcı başlangıç ve konuya duyulan ilgi nedeniyle ilk bölüm ben dahil genel kesim tarafından beğenildi.. Bundan sonrasıysa benim açımdan ufak çaplı bir hayal kırıklığı olmuştu.. Az zaman içerisinde çok şey anlatma, daldan dala atlama olayı çok zor birşeydi ve bunu bugüne dek Lost'tan başka başaran bir dizi olduğunu düşünmüyorum ben.. Düşünenler yorumlarıyla bilgilendirirse sevinirim.. Konuları genişletme ve bunu, izleyiciyi senaryodan koparmadan başarabilmek çok zordu.. 3 aylık kış arasına kadar da benim gözümde bunu sağlayamadı FlashForward..


Tüm etkenlerden bağımsız değerlendiğim vakit, gönül rahatlığıyla "güzel dizi" diyebiliyordum fakat yarattığı beklentiler ve diğer dizilerden aldığım müthiş hazzı bunda alamayınca azımsanmayacak bir tatminsizlik oluştuğu da aşikardı bende.. Buna rağmen aşıladığı sağlam merak unsuru ve temposu diziyi zevkle izlenebilir kılıyordu..


Dizinin en büyük eksiği izleyenlerin karakterlere bağlanamamasıydı.. Çok sayıda karakterin olması bunda bir etken olabilir belki ama yine Lost diyeceğim ben, anlayın siz, yapın karşılaştırmayı.. Asıl etkense yerlerde sürünen oyunculuklar.. Rol kesmekle uzaktan yakından alakası olmayan Joseph Fiennes bu dizinin tutmamasındaki baş faktörlerden biridir.. Bu rolüyle hafızalara kazınmadığı kesin ve ben kendisini daima Killing Me Softly'de Heather Graham'le olan çılgın sahneleriyle hatırlayacağım.. O'na eşlik eden bir dolu ismin aynı rezalet performansı da cabası.. Tempo ne kadar fazla olsa da, bir dolu soru işareti seyir zevkini arttırsa da doğallıktan bu denli uzak oyunculuklar fazlasıyla can sıkıcıydı.. Bir de buna karakterlerde derinlik denen şeyin olmaması eklenince.. Senaristler konuya gösterdikleri özenin 10da1ini karakterlere gösterseydi ve onların sevilmesini sağlayabilseydi kendini yormayı sevmeyen abd halkı da dizinin tutunmasını sağlayabilirdi belki, kimbilir..


Dizi iptal edildi bilindiği üzere.. 15 milyonla başlayan reytingler 5 milyona kadar düşünce bu sonuç kaçınılmaz oldu.. Şubat-Mart aylarında bu haberi duysaydım pek üzülmezdim.. Ancak dizi son 6-7 bölümüyle birlikte öylesine coşmuştu ki şimdilerde derin üzüntülere gark olmuş vaziyetteyim bu iptal kararından ötürü.. Bir türlü tam anlamıyla sağlamayı başaramadığım tatmin dozunu senaryodaki harika twistlerle sağlamıştım ve sevmiştim.. Amasonuç, maalesef.. Değişik yerlerde değişik haberler okudum dizinin akıbetine dair.. Kanal değiştirip devam edecek diyen de vardı, 2011'de 2.sezonu 13 bölümle yayınlanacak diyen de.. Umarım harcanmaz bu dev prodüksiyon.. 2.şık çok daha mantıklı(aha mantık dedim) duruyor.. Fazla dallandırılıp budaklandırılmayan bir senaryoyla süper bir 2.sezon yaratılması kuvvetle muhtemel.. Fırından yeni çıkmış bilgileri olanlar paylaşabilirler, memnun oluruz..


Haa bu arada diziden bana kalan en önemli şeyleri es geçmeyelim.. Harika Stanford Wedecek karakterine hayat vererek kendisine candan sarılma isteği doğuran Courtney B. Vance..


Finish'e Adriana Lima ve Yvonne Strahovski'yle beraber taraklama giren Peyton List..


Evimin kadını, çocuklarımın anası figürü Christine Woods.. Perfect Couples kesinlikle izlenecek..

8 Haziran 2010 Salı

Sunshine Cleaning


Yaşıtları ve arkadaşları toplum nazarında saygı uyandıracak statülere erişmiş ve özenilen hayatları yaşarken, kendileri hayatın hiçbir noktasında başarılı olamamış iki kızkardeşin öyküsü Sunshine Cleaning..

Şartlar bu kardeşleri öyle bir noktaya getiriyor ki en sonunda ilginç denebilecek bir iş alanına atılıyorlar.. Yapacakları, suç mahallerini temizlemek, eski haline getirmek.. Bu ilginç tecrübeye alışmaya başlamaları, kopuk aile ilişkilerine de yansıyor ve olaylar gelişiyor..

Filmi en uygun kelimeyle kısaca tarif edeyim: Naif.. Amy Adams ve Emily Blunt'ın duru oyunculuğunun yanında çok sade ve ince senaryosu "işte bağımsız film böyle olur" diye bağırttı beni.. Tek planı 5 dakika boyunca sessizce göstermek mi sanat yoksa bu gibi filmler mi..

Tek bir olumsuz yönü bulunmayan film özellikle kısa süresi, doğallığı ve hissettirdikleriyle çok hoş bir seyirlik.. Evin babasına ve çocuğuna özellikle dikkat..

8

5 Haziran 2010 Cumartesi

25th Hour


Başrol Edward Norton'a Philip Seymour Hoffman ve Rosario Dawson gibi önemli isimler eşlik edince beklenti artıyor ister istemez.

Edward Norton'ın canlandırdığı Monty karakterinin hapse girmeden önceki 24 saatini izliyoruz filmde. Kendini bekleyen geleceği düşünmeden duramayan Monty'nin bu çaresiz, sıkıntılı hallerini Norton müthiş yansıtıyor ekrana. Ağır ilerleyişinden dolayı zaman zaman sıkıcı olabilen filmde bu oyunculuk çok önemli paya sahip oluyor doğal olarak.


Kesinlikle izlenmesi gereken filmler arasında gösteremesem de sırf kesinlikle izlenmesi gereken iki sahneye -ayna ve özellikle inanılmaz final sahnesi- sahip olduğu için bile tavsiye edebileceğim bir film 25th Hour.

7,5

2 Haziran 2010 Çarşamba

Locke'd Out Again..



kaybetmek.. kaybeden olmak.. kaybedenleri anlamak.. lost'un başarısının sadece gizemler ve sorular olmadığının en büyük ispatı, karakterlerin eşine benzerine zor rastlanacak felaketler yaşamaları ve hayata karşı daima yenik tarafta yer almış olmalarının harika anlatımı.. ihanet, yalnızlık, umursanmama, sevilmeme vs gibi sayısız derdin, hayatlarının baş öğelerinden olması, şimdilerde tek bir parçayla kendi hayatımın gözlerimin önünden geçmesine yetiyor.. michael giacchino'nun eşsiz sanatı, oyuncuların muhteşem performansı, sahne-müzik uyumu, kendi hayatıma yanılsamalar, sayıklamalar derken loop'a bağladı iyice.. bir yanım haykırmak isterken bir yanım ekşi ekşi dinlemekte sadece.. hıhh..
Related Posts with Thumbnails