
eylemsizlik kavramının bünyeyi yine sımsıkı sardığı bir günde "e bu muhteşem filmi neden bir daha izlemiyorum ki?" diye düşündüm ve başlamamla beraber zaten uzun zamandır ekip olarak aklımızda olan bu postu hazırlama işine girişmiş bulundum.. yani öyle bir büyüsü var ki bu filmin; şöyle en itinalı olanından bir post girmezsem suçlu hissedecektim kendimi.. rahatsız olacaktım, eksik kalacaktım, içim içimi yiyecekti.. aa şimdi aklıma geldi bir de.. ilk başta blogun en tepesine de yerleştirmiştik zaten yüce insan Tom Hansen'ı, "boşver abi" diyerekten :)

o zaman fragman verelim madem.. spoilera sarmayacağım zaten de konuya biraz hakim olunması açısından iyi gider: http://www.youtube.com/watch?v=PsD0NpFSADM

şimdi burada film yorumlarımı okuyanlar az çok bilir doğallık olayına ne kadar taktığımı.. ben bir filme bağlandıysam eğer, bunda en önemli pay karakterlerin doğallığıdır.. ama bu demek değildir ki yalnızca standart insan tipleri veya fazla uçukluk vaadetmeyen karakterler doğaldır ve ben sadece onlara ısınıyorum.. önemli olan o karakterin hiçbir mimiğinin yapaylık içermemesidir, burun kıvırmamamdır, dudak bükmememdir.. bizim joker'den the joker geldi şimdi mesela aklıma.. herif manyağın önde gideni.. gerçek hayatta olamayacak kadar uç noktalarda.. ama sırıtmıyor işte gözümde.. duruşu, bakışı, ses tonu vs her şeyiyle doğal.. demek istediğim bu yani.. bu filmin de gözümde bu denli değerli olmasının en önemli sebebi bir saniye olsun naifliğini bozmaması.. hani birçok film vardır efsane mertebesine erişmiştir.. kalitesine ve tüm insanlığın nazarında bulunduğu mevkiye tek laf edemeyiz.. ama işte o filmlerin büyük bölümü tam anlamıyla doğal değildir.. bir Avatar da bence tam anlamıyla doğaldır, konusundan bahsetmiyorum.. filmin insana sunduğu dünyanın kendi içinde tutarlı olmasıdır aslolan.. daldan dala atlıyorum ama önemli bence bu..

sarıp sarmalamak, teselli etmek, boşver abi demek istediğim can karakter Tom Hansen'ı bu yüzden çok sevdim ve benimsedim işte.. ve film boyunca kendisine defalarca küfrettiren Summer Finn'e de bu kadar sinirlenmemin, hem bir kaşık suda boğmak hem de kulu kölesi olmak istememin nedeni de aslında üstte belirttiğim duyguyu hissettirmesi.. Tom'dan o kadar az, Summer'dan da o kadar çok var ki şu dünyada.. neyse..

bu film romantik komedi, komik romantizm, destansı aşk hikayesi vs diye adlandırılamaz kesinlikle.. (500) Days of Summer hem çok sıradan, hem de çok farklı.. filmde tanık olduğum bir ana "aha ben!" dedirtirken, genel olarak baktığımda ise aslında alakamın olmadığını hissetiriyorsa, farklılığına en büyük kanıttır zaten bence bu.. Joseph Gordon-Levitt'ı ilk kez izledim sanırım, muhteşemdi.. adamı bildiğin seviyorum şu an yahu.. Zooey Deschanel yukarıda da belirttiğim gibi bu denli sövdürebiliyorsa.. e o da muhteşem.. müzikler inanılmaz.. 72 çeşit övgü dolu cümle kurabilirim kesinlikle.. ama bunun yerine birkaç tane link koyalım daha hoş olsun ;
http://www.youtube.com/watch?v=9I_cV8VcaVQhttp://www.youtube.com/watch?v=RD1Lz8p8tYs&feature=relatedhttp://www.youtube.com/watch?v=xzrC72Xv6pE&feature=related
burdan sonrasını filmi izlemeyen okumasın çünkü her zamanki gibi gerçek hayata atlayacağım filmdeki enstantanelerden esinlenerek.. sarıyorum işte spoylıra dayanamayacağım..
---spoylır---
şimdiii aklıma gelen ilk şey tom'un bardaki kavga olayı.. tom yumruğu koydu orospu çocuğuna, içimin yağları eridi benim.. fakat sonra noldu? summer adisinin triplerini çekti, kırk laf işitti.. işte orada tom, adamın dediği her lafı sineye çekseydi, elini dahi oynatmasaydı summer bu sefer de "beni sahiplenmedin, ne biçim erkeksin, öl sen hıhh" tarzı konuşacaktı ve yine baskın çıkacaktı.. bu hayat böyle işte.. joker bi postunda demişti hani, "ağlarsan aşırı duygusallıkla suçlanırsın, ağlamazsan öküz olursun odun olursun" gibi.. böyle birşeydi yani.. kadınların %99.9'u böyle.. beyninde birşey var.. kafaya koymuş yapacak yani, yapmazsa geberir.. ama bunu yaparken karşıdakini kırmasının veya yalan söylemesinin, eksik konuşmasının, kendini inkar etmesinin önemi yok.. yapar ve biter.. arkasına da bakmaz.. cold hearted diye boşuna yazmadık sağ tarafa..
o kadar kolay oynuyolar ki insanların duygularıyla.. böyle bir kalp olamaz.. tom'u resmen çağırdı kendine kaç defa.. asansörde kur yapmalar, fotokopi odasında bam diye öpmeler falan.. sonra kimseye anlatmadığı şeyleri ona anlattığını söyleyip "sen benim için o kişisin" imajı vermeler vs.. bir dolu detay.. sonra elbette ki istediğini yaptı başından beri olduğu gibi.. aha da bir diyalog;
t: "why did you dance with me?"
s:"because i wanted to"
t:"you just do what you want, don't you?"
öyle donuk donuk da bakar yüzüne adamın.. tom "bu mantıklı değil" dediğinde de "mantıklı ol" demiş miydi yahu? ben hatırlamıyorum joker söylesin.. summer adiliklerine batmışken azcık daha replik koyalım da nefretimiz, aynı zamanda da arzumuz kabarsın;
"i think we should stop seeing each other"
"tom, don't go. you're still my best friend!"
"there is no such a thing as love. it's a fantasy"
bu da tom'umuzun sadece kendinin duyacağı bir garip yakınması;
"why is it pretty girls think they can treat people like crap and get away with it?" konuş sen anca tom.. millet arkasına dönüp de bakmıyor bile..
hee bir de autumn mevzusu var tabii.. filme bu kadar bağlandık ama film aslında umut aşılamak istiyor insanlara.. bense hassiktir ordan diyorum.. bir kadın seni kesicek, aklına kazınacaksın, sonra bir gün tesadüfen etrafta kimselerin olmadığı bir yerde başbaşa kalacaksın, seninle tanışacak, muhabbet kuracak, benim ol mesajlı cümleler dökülecek ağzından, sonra da mutlu mesut yeni bir aşka yelken açacaksın ha? oldu.. götüme söylerim o dinler.. olmaz işte olmaz.. imkanı yok..
---spoylır---
10
haspa nasıl da güzel :(

tabii her güzel kadında şahit olduğumuz üzere kendisi de bir kılkuyrukla evli;