
Tarafımca 73 kez ertelenmesine rağmen adının ısrarla beynime çakılmasından sonra bir kez daha ertelemeye razı gelmediğim acı-ekşi bir film oldu Lilja 4-Ever..
Yalnızlık, hayal kırıklığı, umutsuzluk, kimsenin en sevdiği olamamak, çaresizlik gibi bir yığın acı tanımında boğulurken Lilja'nın hikayesi fazla geldi.. İnsan kendine odaklanırken çoğu kez, dışarı bakamıyor.. Bakıp da farkındalık denen şeyle yüz yüze kaldığındaysa, hayatta her zaman daha kötüsünün mümkün olduğunu düşünüp şükretmek gibi değil de daha kötü olanla hala karşılaşmadığını öngörüp korkulara daha bir teslim olmak gibi bir ruh haline sıkışıyor.. Benliğe en uzak ve alakasız gibi görünen senaryoyla bile kişiliğin ve kalbin birçok kez örtüşüyor oluşu da korkuyu çok daha güçlü kılıyor; hayattan korkmayı en derininden yaşatıyor..
Doğallık dedim durdum bunca zaman film postlarında.. Naçizane fikirler de genel de bunun üstüne kuruldu.. Vazgeçmem de mümkün değil.. En çok önem verdiğim nokta sonuçta.. Bu film de bunu olabilecek en iyi şekilde başarıyor.. İngilizce olmayan filmlere zaten bir sempatim varken bir de mekan ve konuyu doğu bloku ülkeleri üstüne kuran filmler çok başka anlamlar kazanıyor benim için.. Canları çekilmiş, sömürülmüş, tüketilmiş insanların doldurduğu caddeler, binalar, bahçeler herhangi bir senaryoya ihtiyaç olmaksızın sonsuz düşüncelerle doldurabiliyor beyni.. Sayfalarca yazdırabilir o her tarafı buram buram acı kokan kasvetli görüntüler.. Soluk doğan güneşe uyanan kişinin, soluk evinde güne hazırlandığı; soluk apartmanından dışarı çıkıp soluk caddelerde dolandığı; soluk işine ve okuluna gidip soluk günbatımında soluk evine dönmesi.. Anlatılmak istenenin, verilmek istenen duygunun herhangi bir eklemeye başvurulmadan en yalın haliyle izleyene sunulması.. Çok değerli..
10
Üst paragrafta o ortamlardan, mekanlardan, konulardan bahsetmişken aşağıdaki filmlerden bahsetmemek olmaz.. Bunu beğenen onları da beğenir diyerek garantimi vereyim.. Yalnız 3 filmin de kadın odaklı olması tesadüf olamaz galiba.. Neyse, her ruhun şerefsizi vardır zaten, aşağıda da bahsedeğim üzere.. Beğenmeyene parası(ya da kotası) iade..
4 luni, 3 saptamâni si 2 zile
Grbavica
italikler spoiler..
Böylesi bıçaksırtı konuları ele alıp da kesinlikle cinsiyet ayrımı gütmeden kalp denen şeye odaklanan filmlere bayıldığımı söylesem..? Sadece ve sadece bir tarafta bulunduğu için genelleme terörüyle kişiliği sıfıra indirgenen insanların işgal ettiği bir dünyada böylesine cesur olmak çok önemli.. Lilja'yı, götü sıkıştığında zerre düşünmeden satan ve çöküşünün belki de en önemli hamlesini yapan en yakın arkadaşı Natasha'yla, yine o'nu çöküşün son evresinde elleriyle karanlığa iten Andrei'nin ne farkı var..? Kötülük.. Tek ortak nokta.. Daha doğrusu kötülüğü içlerine sindirmiş ve kabullenmiş olanlar demeli.. Daha dün birisinin "Hitler kötü mü doğdu..? O da bebekti lan.." dediğini ve ne kadar haklı olduğunu düşünürsek olayın idrak denen şeyin gelişimi tamamlandıktan sonraki bölümüne bakmamız gerektiğini söyleyebilirim..
Kötülüğü sindirmek.. Daha geçenlerde bir postta bahsettim linç kültüründen.. Lilja'yı, sırf onlar gibi olmadığı için itip kakan ve hakaretler yağdıran ergen grubunu gördüğüm daha ilk anlarda "Orospulukla suçlayıp eziyorsunuz ama elinizde fırsat olsa hepiniz birden sikersiniz şerefsizler" demiştim ki bu linç kültürünün, fırsatçılığın, sik çağının kanıtı sunuldu bana fazla vakit geçmeden..
Lilja iyi bir insan.. Herkes gibi olamayan birçok iyi insanın başına geldiği gibi o da toplum tarafından anormallikle, annesi tarafından sorunlu olmakla, yaşıtları tarafından delilikle suçlanıyor.. O ise huzurunu kaybedeceğini hissettiği bütün anlarda küçücük hayal dünyasına kaçışta buluyor çözümü ve duasını ediyor yukarılara.. Umudunun kaybolmasına asla izin vermemeye çalışıyor.. Başaşağı gidiş aşamalarının hiçbirinde bundan vazgeçememesi de beni mahveden belki de en önemli şey oluyor.. En sonunda inandığı değerleri duvara fırlatarak kırması, hayatından defetmesiyle hayranlığım bir kat daha artıyor ve o'nun toplumun olanca itaatkar köpekleri tarafından güçsüzlükle itham edilecek duruşu benim için asla ulaşamayacağımı hissettiğim bir güç gösterisine dönüşüyor.. Kızıp, debelenip, çıldırmaktan ziyade yine kalbini takip ediyor.. Gün gün içinden çekilen saf duygularını, sevgisini en zor anlarda bile hakedene vermeye hazır Lilja.. Kendisini o'na teslim eden Volodya'yı yürekten sevebilmesi ve sahiplenmesi aslında kötülüğün eş anlamlısı Dünya'ya yapılan bir gider, bir başkaldırı.. Bozulmamayı seçerek, dünya hayatının ötesinde kendisini beklediğini hayal ettiği Volodya'yı düşünerek, yukarıya "sen kovmuyorsun ben gidiyorum lan" diyip son noktayı koyuyor..
Ve korkutuyor yine.. Gerçeğe döndürüyor.. İki noktadan sonra üçüncüsünün ne zaman geleceğini kestiremeyeni, o gücü kendinde bulamayacağını adı gibi bileni, her şeyden korumaya çalıştığı sevgisini sonunu düşünmeden bütün benliğiyle başkalarına verip de deli gibi korkanları korkutuyor.. Lilja daima.. Korkan ise asla..
3 Kişi Üşenmedi:
ben kitlenmiştim bunları anlatmak isterken. anlatan anlatıyor işte, rep mi denir?
rep mep demişken.. kız çok güzel ya eritti :D belirtmeyi unutmuşum edebiyat yaparken :D
gamzeleri yeter zaten. gamze fetişistiyim zannımca kadın erkek farketmez hepsi muazzam:)
Yorum Gönder