
Scorsese filmlerindeki daralma durumum maalesef bu son filminde de baş gösterdi.. Ama bu daralma olayı mesela bir Coen kardeşlerin filmlerindeki gibi gelişmiyor.. O filmlerde, her seferinde, beklediğimi bulamamamdan ve filmlerin bariz şekilde overrated olduğunu düşünmemden, görmemden kaynaklanıyor.. Scorsese'ninkilerde ise kaliteye tek laf edemiyorum ancak bir türlü de giremiyorum filmlerin içine.. Dikkatim dağılıyor, kafam başka düşüncelere takılıyor derken rezil oluyor iki saat.. Yakın zamandan örnekler verecek olursam; Oscar ödüllü The Departed'ı aşırı beğenmemiştim mesela.. Filmin bu denli ilgi görmesindeki en büyük faktör de Jack Nicholson'ın muhteşem performansıydı bence.. The Aviator.. Ara vermeden sonunu getirebildiğime hala inanamıyorum.. Her saniyesi kalite kokan bir filmdi, konu çok iyiydi falan ama mahvolmuştum izlerken.. Shutter Island'da da dediğim gibi yeterli konsantrasyonu sağlayamadım maalesef..
Bu olumsuzluğa rağmen filmin olumlu yönlerini görmemek imkansız tabii.. Senaryoyu çok beğendim(roman uyarlaması zaten).. Müzikler kasvet ve gerilimi sağlamakta büyük etken olmuş.. Görüntüler büyüleyici.. Ben Kingsley, Mark Ruffalo, Michelle Williams gibi isimler mevcut ama oyunculuk adına doyumu sağlayan kesinlikle harika performansıyla Leonardo DiCaprio.. The Aviator'da kestiği etkileyici depresyon rolüne benzerdi buradaki halleri de.. Zaten benim açımdan pek de iyi geçmeyen filmin en büyük artısıydı diyebilirim..
Sonuç olarak kaliteli bir film Shutter Island.. Benlik değil ama işte.. Bir filme kendini tam anlamıyla bırakamadıysan izlerken, gerisi boş zaten.. Zevkler renkler diyeyim bitsin..
7.5'tan 7.. top250'de yer almasınaysa şaşırdığımı belirtmem gerekir..
0 Kişi Üşenmedi:
Yorum Gönder