20 Mart 2010 Cumartesi

The Mentalist


Dizinin daha şimdiden efsaneleşmiş karakteri Patrick Jane'e olan hayranlığımızı kısa süre önce dile getirmiştik.. The Guardian'da canlandırdığı Nick Fallin karakteriyle beraber hayran kitlesini ciddi derecede arttıran ve gerçek popülariteyi yakalayan Simon Baker The Mentalist'in de baş öğesi, sürükleyicisi durumunda.. Tamamen, canlandırdığı Patrick Jane üzerine kurulu olan diziye Emmy ve Golden Globe ödüllerindeki yegane adaylıkları da en iyi erkek oyuncu dallarında kazandırdığını söylersem, ne denli etkileyici bir yetenekten bahsettiğim de daha iyi anlaşılır sanıyorum..


Bir dakika yahu neden kasıyorum ki bu kadar.. Şöyle söyleyeyim, kısa keseyim: O da bir "aussie".. Hadi dağılın :)


Dizinin genel akış dahilinde epeyce derinlerde ve gözden uzakta seyreden bir ana hikayesi var.. Red John.. Jane'in karısını ve çocuğunu öldürmüştü kendisi.. Bunun hikayesi üstte linkini verdiğim postta mevcut.. Jane'in Red John'ı bulmak için CBI'a katılması sonrasında dizimiz başlıyor.. Her bölümde sır dolu cinayetleri dahil olduğu ekiple birlikte çözen Jane -kendisi çözüyor daha doğrusu- elbette ki temelde sadece Red John'ı bulma hedefine odaklanmış durumda.. Red John da yüzü ve bedeni hiç gösterilmeksizin öyle büyüleyici ve sarsıcı şekilde tanıtıldı ki bu da merakımızı onun gizemini ciddi biçimde arttırdı..


Merak merak merak demişken popüler bir örnekten yola çıkarak kıyaslama yapayım ki insanlar kolaylıkla anlasın.. Dexter diyeyim yine.. O'nun sonunun ne olacağı diziyi izleyen herkes için çok ciddi bir merak konusu malumunuz.. Dizi ilk andan beri bu sorunun üstünden gelişiyor ve henüz cevaplanmış değil.. Bin çeşit senaryo üretildi ama Dexter'ın sırrını bilen herkes şu an ölü ve bu sır açığa çıktığında neler olacak deli gibi bekliyoruz.. The Mentalist'te ise Jane ve Red John yüzleşmesi nispeten daha düşük tempolu bölümlerde bile diziden kopmamayı sağlayan çok önemli bir unsur.. Bu buluşma nasıl, nerede, hangi koşullarda gerçekleşecek hiçbirşey belli değil.. Dexter'daki cevaplanmayı bekleyen sorular genel anlamda bakıldığında dizinin genel işleyişini oluşturuyor olabilir.. Ama The Mentalist'te bu soru işaretinin büyük oranda geri planda tutulması ve buna rağmen her bölümde anlatılan ayrı hikayelerle bu merakın canlı tutulması çok önemli bir detay bence.. Ve başarı tabii ki..


Ana hikayenin üstüne her bölüm ayrı hikayeler dediğimizde akla lastik gibi uzayan csi'lar falan gelebilir belki.. Ya da Arka Sokaklar :) Ama bu dizideki hikayeler cidden çok iyi kurgulanmış ve de öyle ilk bakışta çözülebilecek sırlar içermiyor.. Çok da orijinaller.. Zaten türlü türlü değişik oalyların sunulması, akabinde karakterlere yansımaları da onların değişik yönlerini görmemizi sağlıyor ve halen bu karakterleri aslında pek tanımıyor oluşumuz da dizinin önünde daha uzun yıllar olduğunu hissettiriyor ki bu da çok sevindirici bir durum..


Simon Baker'dan bu kadar bahsetmişken, aralarında müthiş bir elektrik olan ekibin diğer 4 ismini es geçmek olmaz.. Teresa Lisbon rolünde Robin Tunney içinde fırtınalar kopan ama soğuk duruşundan asla taviz vermeyen görüntüsüyle benim testten geçti zaten daha en başında.. Cho(Tim Kang) da süper cool tavrıyla, karizmasıyla, dışta buzdolabı içte yufka yürekli haliyle acayip sevdiriyor kendisini.. "yuh" güzelliğiyle, kemikli burnuyle(yirim), büyüsüyle Van Pelt(Amanda Righetti) ve de ona deliler gibi aşık fakat duygularını açığa vurma konusunda çok çekinden olan sempatik ve cesur Rigsby(Owain Yeoman) da kendini hemen sevdiren kişiler.. Burun bükülecek tek nokta yok desem..?


The Mentalist, dizilerde zeka temelli kurgular görmeyi seven kişiler için "işte o dizi"dir.. Harika oyunculuklarla bezeli olması, belli standartın altına düşmeyen temposu, çok sağlam bir alt metne sahip olması, yer yer güldürürken yer yer dehşete düşürebilmesi gibi birçok etkenle nazarımda çok başka bir yere sahiptir.. Yeni tatlar arayanlar için şiddetle tavsiyedir..

2 Kişi Üşenmedi:

SirEvo dedi ki...

The Mentalist son zamanlarda kendini tekrar ediyor gibi gözükse de benim favori dizilerimden. Patrick Jane karakterinini müthiş oynuyor Simon Baker, cuk oturmuş. Hayranıyım. :)

Adsız dedi ki...

Her bölüm bittiğinde diğerini şimdi izlesem sıkılırım diyorum ama bir türlü kendini alamıyor insan.Arka plandaki Red John hikayesi zaten fazlasıyla merak uyandırıyor.Televizyona karşı bir sempatim yok lakin ilk defa bir televizyon dizisini bu kadar ciddiye aldım..%100 tavsiye edilecek çok az dizilerden..

Related Posts with Thumbnails