
tatil güzel be.. neyse.. yönetmen-oyuncular-konu şeklinde ele alındığında "kesin gidilecek" listesine kafadan aldığım bir filmdi bu.. e bir de Robert Downyer Jr'ın peformansı Altın Küre'yle taçlanınca..
öncelikle ufaklıktan gelen bir Sherlock Holmes hastalığımın olmadığını söylemeliyim.. çünkü bu hastalığa sahip kişilerin sözlükte falan sadece fragmanı görmeleriyle bile deli gibi eleştiri, aşağılama vs olaylara girmeleri söz konusu.. filmi izleyenler gerçi sonradan eleştirileri biraz yumuşatmış.. bu kişiler genel olarak diyor ki "bu filmin adı sherlock holmes olmamalıydı, çok yanlış yansıtılmış, şöyle olmuş böyle olmuş, sttir git guy ritchie, hakaret bu sherlock'a" gibi.. şimdi bir defa bu karakterin üzerinden çok sayıda yazar tarafından defalarca geçildiğinin, yorumlandığının farkına varmak gerek.. önceden sevilmiş olan holmes karakterlerinin de bir yorum, guy ritchie'nin yarattığının da bir yorum olduğunu idrak etmeli herkes.. yeni sherlock beğenilmeyebilir, ona birşey diyemem ama cidden o kadar saçmasapan eleştiriler yapılmış ki, cidden şaşırtıcı ve film bunu haketmiyor.. yani yönetmen koltuğunda böyle bir isim varsa, elinde de büyük bir bütçe.. e herhalde buna kendi yorumunu, tarzını katacak.. ki bu filmi sadece kişisel tatmin olarak çekmediği ortada, daha doğrusu değiştirmediği diyelim.. aynı sherlock hastalarının filmi çok başarılı bulanları da mevcut.. objektif olabilmek diyelim o zaman..
filmi çok beğendim ben.. sadece film olarak izledim yani, ömyargısız, takıntısız, çok çok büyük beklentisiz.. başından sonuna kadar da çok zevk aldım.. tempo çok iyi bir kere.. yani diyaloglar fazla diye bile eleştirilmiş yahu ya sabır.. Robert Downey Jr karakterin dengesiz ve hafif manyak halini acayip yansıtmış.. hayran kalınası bir performans yani.. Jude Law kesinlikle geri planda değil, çok iyi giyinmiş Watson'ı.. zaten Watson'ın türlü anlatımlardaki hallerine tanık olanlar, Jude Law'ı, karakteri bu kadar önemli bir hale getirebildiği için övgüleri düzüyorlar.. diğer yan roller de sırıtmamış pek.. Rachel McAdams sırtı Libido etiketi adı altında ayrı bir başlık konusu.. The Notebook'tan biliyoruz kendisini.. ve sırtını.. hımmphhh neyse.. Happy-Go-Lucky'de harika oynayan ingiliz aktör Eddie Marsan burada da çok iyiydi.. bir büyü var bu adamda valla akıllarda bulunsun..
acayip bir soundtrack var filmde.. Hans Zimmer eseri.. hayran kaldım şahsen.. birçok sahnede dikkatimi görüntüye vermeyi bırakıp müziklere odaklandım ve ara ara birkaç saniyelik periyodlarla filmi kaçırdım, o derece yani.. görüntüler muhteşem, alkış.. zeka unsurunu unutmayalım.. Sherlock Holmes'ün konuşmaya başladığı her an hayran kalıyosunuz, şöyle bi gevşiyosunuz.. senaryoda bir iki noktada hafif abartı olsa da e böyle inceden fantastik sayılabilecek bir filmde o kadarı da olsun yani.. tempo güzel demiştim.. seyir zevki sağlıyor bayağı.. oyunculuklar zaten aşmış.. e ne kaldı geriye.. çok güzel bir film.. başyapıt değil elbette ama sıkı işte.. ikincisi de gelecekmiş.. giderim ölmezsem..
8.. (ama 8.5'tan 8)
1 Kişi Üşenmedi:
İzleyecek film ararken Iron Man serisinin peşine Downey Jr. ile devam edeyim diyerek Sherlock Holmes'ün karşısına geçtim. İki saatlik süresi boyunca keyifle, merakla, beğeniyle izledim. Bazı filmler vardır ara ara süreyi kontrol edersiniz, bu filmde kesinlikle söz konusu değil bu.
Downey Jr. döktürmüş, artık favori aktörlerimden. Diğer filmlerine dadanayım yakın zamanda. Rachel McAdams'ı hafızaya kazıdık. Müzikler müthiş.
8,5
Yorum Gönder